Bunlari Biliyormusunuz ?


Bu bölüm mümkün oldukca kisa zamanlarda aktüel olacaktir.ilginc ve bilmek istediginiz konulari bulacaksiniz. ................(Son Güncelleme 13.06.2008)



Domates neden meyvedir?
Genellikle meyveler çig olarak (tabii yikandiktan sonra),sebzeler ise pisirildikten sonra yenilir. Bu da bazi yiyeceklerin meyve mi, yoksa sebze mi olduklarina dair karisikliklara yol açar. Örnegin domates salatada çig olarak yenilebilir, bunun yaninda tencere yemegi olarak dolmasi da yapilir. Bu durumda domates meyve midir, yoksa sebze mi? Genel kaninin ikincisi olmasina ragmen aslinda domates bir meyvedir.
Çarsi, pazar anlayisina göre, tabiatta bulundugu sekilde yenilen ve tadi tatli olan yiyecekler meyvedir. Çarsida, pazarda, marketlerde elma, çilek, üzüm ve muz meyve olarak kabul edilirlerken, taze fasulye, domates, kabak ve patates, sebze reyonlarinda bulunur.
Ancak bilim insanlari, yani botanistler, sebze-meyve ayirimini böyle yapmiyorlar. Onlara göre meyve, içinde etli veya kuru, çogunlugunu çekirdek diye adlandirdigimiz, kendi tohumu veya tohumlan bulunan yiyecektir. Bu tanima göre kayisi, seftali, üzüm, taze fasulye, domates, salatalik (hiyar) ve benzeri gida maddeleri teknik olarak meyvedir. Yani kisaca çekirdegi olan tüm yiyecekler meyvedir. Geriye kalanlar, yani patates, havuç, salgam, sogan, sarimsak gibi bitki kökleri, lahana, marul gibi bitki yapraklan, hatta aslinda bir çiçek olan karnabahar bile birer sebzedir.
Bu arada belirtmekte fayda var; biz bitkilerin degisik kisim-lanni yeriz. Örnegin, maydanoz yetistigi bitkinin yaprak kismi iken, karabiber agacin meyvesi, tarçin kabugu, susam ise bitkisinin tohumudur.

Lavabodan su neden saga dönerek bosaliyor?
Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tikaci aniden çekin. Su düz olarak delikten bosalmayacak, döne döne bir hortum olusturacak sekilde bosalacaktir. Bu dönüs yönü kuzey yarimkürede saga dogru, yani saat yönünde, güney yarimkürede ise tam tersidir. Bilim insanlari buna 'Coriolis' kuvveti diyorlar.
Her iki yarimkürede böyle birbirine ters yönde hava akimlarinin ve okyanus akintilarinin oldugu herkes tarafindan kabul ediliyor da, bir lavabodan bosalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanin dönüsünün etkili olup olamayacagi tartisma konusu.Dünya kendi etrafinda dönerken her tarafindaki hiz ayni degildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapi kadar yani 40.000 kilometre giderken bir diger ifade ile saatte 1670 kilometre hizla yol alirken, tam kutuptaki bir insan sifir hizla sadece kendi etrafinda dönmektedir. Ayni sekilde gökyüzünde asili gibi duran bulutlar rüzgarin etkisini katmazsaniz yere göre hareketsizdirler ama altlarindaki kara parçasi ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutupdakilere nazaran hizli dönmektedirler.
A'yi ekvatorda, B'yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düsünelim. Bir top mermisini A'dan tam kuzeye nisanlayip attigimizda, atis sirasinda ekvatorun dönüs hizi B noktasina göre neredeyse iki kat olacagindan mermi B noktasinin dogusuna gidecektir.
Ayni sekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atilan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüs hizi daha çok oldugundan bu sefer hedefin batisina düsecektir. Yani kuzey yarimkürede kuzeye veya güneye atilan her sey atanin konumuna göre saga gitmektedir. Bu durum güney yarimkürede ise sola dogru gerçeklesmektedir.Her iki yarimkürede kuzey - güney dogrultusunda hareket eden hava akimlari ve okyanus akintilari bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarimkürede saga, güneyde sola dönerler. Ancak bu, dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanuslarin dibindeki sürtünme ve bulutlarin, hava akimlarinin üzerinde bulunduklari yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle olusan bir tabiat olayidir.Bilim insanlari bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mik-ro ölçüde de mümkün olup olmadigini hala tartisiyorlar. Bir kismi burada suyun musluktan çikis sekil ve hizinin, lavaboya düstügü noktanin, lavabonun ve suyun gittigi yerin yapisinin etken oldugunu söylüyorlar, digerleri de ideal sartlarda 50 kere deney yapin ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!

Biber neden acidir
Biber aci degildir. Aci, tatlinin tersidir ve aciya örnek olarak kininin veya greyfurdun tadi gösterilebilir. Biber aci degil yakicidir. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.
Biberin yakiciligi, içinde bulunan kapsaisin adi verilen bir tür bilesikten kaynaklanir. Bu maddenin büyük bir kismi, biberin etli kisminda ve tohumlarinda bulunur. Bu nedenle ucu pek yakici olmayan biberin, yenildikçe yakiciligi daha çok hissedilir.
Kapsaisin maddesi bibere yakicilik vermekle kalmaz, cilde temas ettiginde tahrise de yol açar. Hatta bu özelliginden dolayi bazi romatizma ilaçlarinin formüllerinde de kullanilir.
Yesil biber kirmizi olanindan daha yakici degildir. Yakici biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakimindan çok zengin olup, sicak havada yenilen yakici biberler insani terletirler ve terin buharlasmasiyla insanda bir serinlik hissi duyulur.
Buna karsin, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgisini da arttirir, solunum ve kan basincinda degisimler yaratir, bagirsaklarda emilimin azalmasina yol açar.
Hayvanlar üzerinde yapilan deneyler sonucunda, diger kanserojen maddelerle birlikte alindiginda, karaciger kanserinin ortaya çikmasinda, hizlandirici rolü oldugu konusunda ciddi kuskular vardir.
Biberden agzimiz yanica çogumuz hemen su içeriz ve bir ise yaramadigini görürüz. Peki nasil oluyor da, biberin yakici tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yag ve su kesinlikle birbirlerine karismaz. Biberlerin yakicilik veren maddesi yagli oldugu için, ne kadar su içerseniz için onunla birlesmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yagi absorbe eder ve mideye tasir.
Bir diger etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üstlenir, biberin yagi ile karisarak agzi temizler. Bu da yeterli degilse raki içilmesi önerilir. Raki da diger alkol içeren sivilar gibi yagi çözer ve sorunu giderir, ama sonuçlari ertesi sabah ortaya çikacak baska sorunlar getirir.

Paslanmaz çelik neden paslanmaz?
Çelik ile demir arasinda çok az bir fark vardir. Saf demir bir bakir kadar yumusaktir. Onun içine yüzde 2'ye kadar karbon katilmasi ile inanilmaz bir mukavemet, sertlik ve mekanik özellikler elde edilir ki, adi artik çeliktir. Demirin bol olmasi, kolay ve ucuz elde edilmesi nedeniyle çeligin de kullanimi çok yaygindir. Ancak çelikte de, demirde olan bir zayif nokta vardir. Paslanma, diger bir deyisle oksidasyon.
Günlük hayatimizda kullanilan esyalarin paslanmasi sonucu her yil dünyada milyonlarca dolar bosa gitmektedir. Bu kaybin büyük bir kismi demir ve çeligin paslanmasindan dolayidir. Paslanmayi kisaca demirin havadaki oksijen ile birlesmesi olarak tanimlayabiliriz. Aslinda bu elektro kimyasal bir reaksiyondur. Bu nedenle malzemenin bir yerinde baslayan paslanma boyanin altindan geçerek diger bir yerde ortaya çikabilir.
Sadece demir ve çelik degil diger metaller de paslanir. Örnegin, alüminyum, prinç, bronz gibi.
Ancak onlarda malzeme ile oksijenin birlesmesinden olusan çok ince tabaka, daha olusur olusmaz malzemenin hava ile temasini keserek koruyucu bir rol oynar, paslanmanin ilerlemesini önler. Bu tabaka o kadar incedir ki, malzemenin rengi hemen hemen degismez. Demirdeki paslanmanin özelligi onun ve oksijen atomlarinin boyutlarindaki büyük farktan dolayi yüzeyde saglam bir birlesme olamamasi, paslanmanin malzemenin içine nüfuz etmesi, sadece görüntü degil mukavemetin de bozulmasidir.
Paslanmada havadaki nemin de etkisi büyüktür. Reaksiyondaki su miktari pasin rengini de belirler. Bu nedenle pasin rengi siyah veya çok koyu kahverengi olabildigi gibi sarimtirak da olabilir. Paslanmanin hizini artiran faktörlerden bir digeri de tuzdur. O da bu elektro-kimyasal reaksiyonun hizini arttirir. Kisin kar nedeni ile yollarina tuz dökülen yerler ve deniz kenarlarinda paslanma daha hizli olur.
Paslanmaz çelikten önce, paslanmayi önlemek için malzeme boyaniyor veya galvaniz kaplaniyordu. Bu çözümler de özellikle saglik ve gida sektöründe baska sorunlar yaratiyordu. Ilk paslanmaz çeligi Harry Brearley, 1913 yilinda tesadüfen kesfetti. Tüfek namlulari için çesitli metalleri birlestirerek deneyler yaparken bazilarinin paslanmaya karsi dirençli olduklarini gördü. Her büyük bulusta oldugu gibi, o da bunu sanayicilere kabul ettirebilmek için uzun bir ugras verdi.
Krom gibi bazi metaller, atom boyutlarinin birbirine yakin olmasindan dolayi oksijenle çok kolay ve süratli birlesirler. Kalinligi birkaç atom olacak kadar çok ince ama çok saglam bir tabaka olustururlar. Baska reaksiyon olmaz. Bu tabaka zedelense bile tekrar olusur. Krom belli bir oranda çelige katilirsa yine ayni olay olur, çelik artik paslanmaz.
Paslanmaz çeligin içinde yüzde 10-30 krom vardir. Bu orana ve eklenecek nikel, titanyum, aliminyum, bakir, sülfür, fosfor ve benzeri elemanlara bagli olarak kullanim yeri degisir.


Silah susturuculari nasil çalisir?
Filmlerde görmüssünüzdür. Aslinda kulaklara zarar verebilecek kadar yüksek olan silah sesi, silahin ucuna takilan boru gibi çok basit bir madeni parça ile neredeyse isitilemeyecek kadar, çok düsük bir seviyeye indirilebilmektedir.
Gerçekten de susturucular silahin sesini çok aza indirirler ve de çok basit bir prensibe göre çalisirlar. Bir balon düsünün, bu balonu igne ile patlattiginizda yüksek bir ses çikar. Alt tarafi balonun içindeki basinçli havayi bosaltmissinizdir. Halbuki balonun agzini çok az açarak basinçli havanin yavasça bosalmasini saglarsaniz, çok az bir ses çikar.
Bir diger örnek de sarap siseleridir. Köpüklü sarap veya sampanya siselerinin mantarlari çikartildiginda çok yüksek bir ses çikmasina ragmen, normal bir sarabin mantari çikartildiginda az bir ses çikar. Çünkü sampanya sisesinde mantarin arkasinda sikistirilmis basinçli gaz bulunmaktadir.
Her iki örnekte de görüldügü gibi, kapali bir yerde sikistirilmis bir gaz aniden küçük bir delikten saliniverirse, ortaya bir patlama sesi çikmaktadir. Gazin basinci fonksiyonel olarak size gerekli oldugu için, bu sesi azaltmanin tek yolu bosalan gazin tek bir delikten degil de, daha büyük bir delikten bosalmasini
saglamaktir. Iste silah susturucularinin arkasinda yatan temel fikir budur.
Kursunu silahtan atabilmek için, kursunun arkasindaki barut ateslenir. Ateslenen barut çok yüksek basinçli ve hacimli bir sicak gaz ortaya çikarir. Bu gazin basinci kursunu namluya dogru iter.
Kursun mermiden çiktiginda, bir sisenin mantarinin çekilip çikarildiginda olusan sese benzer bir olay olur. Kursunun arkasindaki yaklasik santimetrekarede 200 kilogram olan basinç, sampanyanin mantarinin patlatilmasinda oldugu gibi, kursunun mermiyi terk etmesiyle birlikte yüksek bir ses çikmasina yol açar.
Namlunun ucuna vidalanan ve üzerinde delikler bulunan susturucunun hacmi, namludan 20-30 kat daha fazladir. Kursunun arkasindaki sikistirilmis, basinçli sicak gaz aninda buraya bosalir ve basinci yaklasik santimetrekarede 15 kilograma kadar düser. Kursun da namludan çikarken arkasinda sampanya örneginde oldugu gibi basinçli gaz olmadigindan, normal bir sarap sisesi mantari çikariliyormus gibi, çok az bir ses çikarir
.


Yalan makinesi nasil çalisir?
Televizyondan veya gazetelerden, bizde pek olmasa da AB D'de polis sorgulamalarinda gerektiginde bir sanigin yalan makinesine baglanarak, dogruyu söyleyip söylemediginin kontrol edildigini görmüs veya okumussunuzdur. Hatta ABD'de FBI veya CIA gibi çok önemli devlet görevlerine alinmaya aday memurlara da bu test uygulanmaktadir.
Tolygraph' denilen bir alet ile saniga 4-6 adet sensör baglanir. Bu sensörlerden gelen çesitli sinyaller, dönmekte olan bir kagidin üzerine grafik olarak kaydedilir. Bu sensörlerle sanigin,
• Nefes alis hizi.
• Nabzi.
• Kan basinci (tansiyonu).
• Terleme miktari.
kayda alinir. Bazi yalan makinelerinde kol ve bacak hareketleri de kaydedilir.
Yalan makinesi testi basladiginda, saniga önce 3 veya 4 basit soru sorulur. Bu sekilde sanigin verdigi sinyallerin düzeni ögrenilir. Daha sonra gerçek sorular sorulmaya baslanilir ve sinyaller kayda alinmaya devam edilir.
Test süresince ve sonrasinda bir uzman grafikleri sürekli.
kontrol altinda tutarak, hangi sorularda sinyallerin degistigini tespit eder. Kalp atisinin hizinin artmasi, tansiyonun yükselmesi ve terleme genellikle yalan söylemenin belirtileridir. Iyi egitilmis bir uzman grafiklere bakinca nerede yalan söylendigini derhal anlayabilir.
Her seye ragmen, insanlarin sorulari yorumlamalari ve tepkileri farkli oldugundan, yalan söylerken farkli davranabildikle-rinden, bu test mükemmele ulasmis degildir, bazen yaniltici olabilir ve kesin delil kabul edilmez.


Neden hapsiriyoruz ?
Hapsirma, ani, irade disi, sesli bir sekilde agizdan ve burundan nefes vermektir. Hapsirma burun kanallarindaki sinirlerin uyarilmasi sonucu olusan psikolojik bir reaksiyondur. Aslinda burnumuz nefes almamizda çok önemli bir görev yapar. Hava onun dar kanallarindan türbülans olusturarak geçerken hem isisi ayarlanir, hem de içindeki toz burada filtre edilir.
Buradaki sinirlerin uyarilmasinin nedenleri degisiktir. En çok alerjik etkilenmedir ama toz, duman, parfümler hatta aniden isiga bakma gibi baska birçok nedenleri daha vardir. Hapsirmadan önce sanki bir yerimiz isirilmis gibi sinir uçlarinin ikaz göndermesi sonucu, burnumuzdan önce bir salgi gelir. Biz bunun pek farkina varamayiz.
Bu salginin ardindan beyine giden ikaz neticesinde bas ve boynumuzdaki kaslar uyarilarak ani nefes bosanmasi olayi yasanir. Ses tellerinin oldugu bölüm önce kapanir ve buradaki havanin basinci iyice yükselir. Sonra aniden açilarak hava yüksek bir sesle disari verilir. Tabii beraberinde burnumuzdaki toz gibi yabanci maddeler ve soguk alginligi yaratan mikroplar da. Ancak tip bilimi hapsirma ile yayilan mikroplarin, elle yayilanlardan çok daha az oldugunu saptamis bulunmaktadir.
Uyku sirasinda özellikle rüya safhasinda sinir sisteminin bazi elemanlari kapali oldugundan normal sartlarda hapsirma olmaz. Uyari çok kuvvetli ise olabilir ama aninda uyanilir. Ancak bu beyin tarafindan tehlike olarak algilanmaz. Uyurken ayagini gidikladigimiz kisinin ayagini çekip, arkasini dönüp, uyumaga devam etmesi gibi.
Hapsirma refleksinin detaylari tam bilinmese de kesin olarak bilinen bir sey var. Hapsirirken gözlerinizi açik tutamazsiniz. Bunu bilim insanlari vücudumuzda bir aci veya agri duydugumuzda gözlerimizi kapatmamiza bagliyor. Kibarlik olsun diye hapsirigi tutmaya çalismak ise kesinlikle tavsiye edilmiyor.
Günes isigi ile karsilasinca hapsirmanin genetik oldugu ileri sürülüyor. Dünya nüfusunun en az yüzde 18'i bu hassasiyete sahip. Hapsirma sayisinin da genlerle nakledildigini ileri süren bilim insanlari var. Bazi ailelerde üç kere hapsirilirken, bazilarinda sekizincide duruyormus.
Insanlara hapsirdiktan sonra 'çok yasa' deme adetinin kökeni Hiristiyanlarin 'God bless you' yani 'Tanri seni takdis etsin' veya Tanrinin hayir duasi üzerinde olsun' cümlesine dayanmaktadir. Altinci yüzyilda hapsiranlara vücutlarindaki seytani attiklari için tebrik anlaminda söylenen bu söz büyük veba salgini baslayinca Papa tarafindan söylenmesi zorunlu kilindi ve kanunlastirildi.


Neden hickiririz?
Akcigerlerimiz kaburgalarimizin içinde birer torba gibi dururlar. Nefes aldigimizda bu torbalar içerlerine alabildikleri kadar hava alarak siserler. Gögsümüzü karnimizdan ayiran ve akcigerlerimizin altina bitisik büyük bir kas olan diyafram, büzüserek cigerlerimizin genislemesini saglar, nefes almamiza yardimci olur.
Süratli yemek yenildiginde, yutkunma neticesinde yemek ile birlikte bir miktar da hava alinir. Hiçkirik, yiyecegin yüzeyine yapisarak sindirim sistemine giren bu havayi atmak için sistemin gösterdigi bir tepkidir. Diyafram süratle büzüserek, çok ani ve hizli nefes almamizi saglar. Bu arada bogazimizin üst tarafinda, ses tellerimizin bulundugu kisimda bir kapanma olur ve buradan geçen hava bir an bloke edilir. Bu da 'hick' seklinde bir sesin çikmasina neden olur.
Midedeki bir olayla diyaframin iliskisi, bu iki organdaki sinirlerin birbirine çok yakin hatta iç içe geçmis olmalarindandir. Bu nedenle en çok yemekten sonra hickiririz. Sindirim islemi bittikten sonra hiçkirik olmaz. Hiçkirigi önlemek için çok çesitli öneriler vardir. Bas asagi durmak, yavas yavas su içmek, kollan yukarida tutmak, nefesi tutmak, ileride bir noktaya bakarak derin nefes almak, buzlu su içmek, nefesi tutarak üç kere yutkunmak, nane yutmak, parmagi kulaga bastirarak su içmek ve korkutmak gibi.
Bunlardan korkutarak insani sok etmek, dolayisiyla sinir sistemini etkilemek, derin nefes alarak diyaframin mideyi itmesini saglamak ve de kandaki düsük karbondioksit seviyesinin hiçkirigin olusumunu hizlandirdigi bilindiginden nefesi tutmak en mantikli önlemlerdir.
Aslinda ise bu önlemlerin hiçbirine gerek yoktur. Hiçkiriklar yaklasik 5 saniyede bir olur ve genellikle bir dakikadan fazla sürmezler. Siz önlemlerle ugrasirken, o zaten kendi kendine kesilir. Hiçkirigi kesmek için kabul edilen genel görüs hiçbir önlemin hiçkirigi kesmedigidir. Ancak aylarca süren istisnai durumlarda, muhakkak tibbi müdahale gerekir, hatta bu durumlarda sinirler üzerinde operasyon yapilmasi bile gündeme gelebilir.
Çok miktarda biber yemek gibi kimyasal yanmalarin, enfeksiyonlarin ve ülser gibi hastaliklarin da hiçkirigi meydana getirebilecekleri ileri sürülüyor. Hiçkirik süresince bir sey yememekte ve içmemekte fayda vardir, çünkü bu sirada tekrar fazla hava alinabilir.
Hiçkirigi önlemek için en iyisi yemegi yavas yiyin, çok miktarda yemeyin, yemek yerken karbonatli içki içmeyin, yemege konsantre olun, çok konusmayin ve gülmeyin. Yemege sayginiz ne kadar artarsa, hiçkirik o kadar azalir.


24 ayar altin ne demektir?
Bizde altinin safligini gösterme ölçüsü olarak genellikle 'ayar' kelimesi kullanilir, ama uluslararasi piyasada kullanilan kelime 'kirat'tir. 'Kirat' hem altinin, hem de elmas ve diger kiymetli taslarin ölçümünde kullanilan bir birimdir.
Elmas ve degerli taslan ölçmede kullanilan 'kirat'in bir birimi 200 miligrama (0,200 gram) esittir. Yani 20 gramlik bir elmasiniz varsa, bu 100 kiratlik bir elmastir. Dogada bulunan elmasin büyüklügü çok seyrek olarak bir santimetrenin üzerindedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 3.106 kiratlik 'Culli-an'dir. Bundan 530 ve 517 kiratlik iki büyük ve 100 küçük elmas islenmistir.
Altinda kullanilan 'kirat' veya 'ayar' ise altinin safligini gösterir. 24 kirat (ayar) altin, içinde karisik baska bir metal olmayan yüzde yüz saf altindir. Tamamen saf altin çok yumusak oldugundan genellikle bakir veya gümüs ile karistirilir. Her bir kirat (ayar) altinin tümünün 24'de biridir. Örnegin bir bilezigin 24'de 18'i altin, 24'de 6'si da gümüsten yapilmissa, o bilezik 18 kirat
(ayar) altindir.
Altini ölçmede kullanilan bu komik sistem, yaklasik bin yil evvelki Almanlarin Mark isimli bir altin parasindan kaynaklanmaktadir. Tamamen saf altindan yapilan bu para 4,8 gramdi ve elmas ölçü biriminde agirligina göre 24 kirat ediyordu. Sonradan içine baska maddeler karistirildikça içindeki altin miktarina bagli olarak kirat ölçüsü düsürüldü.
Altin beyaz, kirmizi, sari gibi çesitli renklerde begenimize sunulur. Altin, bakir ile karistirilmissa 'kirmizi altin', gümüs ile karistirilmissa 'sari altin', nikel veya platin gibi metaller içeriyorsa 'beyaz altin' adi verilir.

Bozuk paralarin kenarlari neden tirtillidir?
Özellikle kagit para devrinden önce, alisveriste kullanilan paralar altin ve gümüs içeriyorlardi. Her devirde oldugu gibi, o devirde de bulunan bazi düzenbazlar, bu paralari kenarlarindan kaziyarak, çok az miktarda da olsa, bu degerli madenleri biriktiriyor, parayi da tekrar kullanabiliyorlardi.
O devirlerde tüccarlar, parayi tartiyorlar ve agirligi eksikse kabul etmiyorlardi. Tabii, para da elinizde kaliyordu. Antik para kataloglarinda dikkat ederseniz, paralarin büyük bir kisminin tam yuvarlak olmadigini görürsünüz.
Bu sorunu çözmek ve halki eksik paraya karsi korumak için bozuk paralarin kenarlari tirtilli yapilmaya baslandi. Bu tirtillar sayesinde paranin kenarinin kazindigi hemen belli oluyordu ve kenari kazinmis parayi kimse almiyordu.
Bu adet günümüze kadar devam etti. Artik içinde degerli bir maden bulunmamasina ragmen, bozuk paralarimizin kenarlarinda ya tirtil ya da bir yazi vardir.
Günümüzde madeni paralar 'bozukluk' veya 'ufaklik' adi altinda sadece küsuratlari ödemede kullaniliyor. Bozuk paralar da para olma niteliklerini kanundan almalarina ragmen, kullanilmalarinda bazi sinirlamalar vardir.
Gerek kagit, gerekse madeni para olsun, her ikisiyle de yapilan ödemeleri kabul etmemek mümkün degildir. Buna 'Kanuni Tedavül Mecburiyeti' denilir ki, kagit paralarda bu mecburiyet sinirsizdir. Ödenen miktar ne kadar büyük olursa olsun, bunu karsi taraf kabul etmek mecburiyetindedir.
Madeni paralarin ise mecburiyeti sinirlidir. En çok üzerlerinde yazan degerin 50 katini tamamen bozuk para ile ödeyebilirsiniz. Örnegin 50 bin liraliklarla, 2,5 milyona kadar ödemelerinizi yapabilirsiniz ama daha fazlasini da bozuk para ile ödeme isteginizi karsi taraf kabul etmeyebilir.
Kagit paralarin Merkez Bankasi tarafindan basildigi bilinir de, madeni paralari Maliye Bakanligi'nin çikardigi pek bilinmez. Madeni paralarin toplam para stoku içindeki orani da yaklasik yüzde l civarindadir.
Hiç dikkat ettiniz mi? Insan yüzleri kagit paralarda önden, madeni paralarda ise yandandir. Madeni paralarda yer çok küçük oldugundan, kabartma teknigi ile bir yüzün tam detayini vermek mümkün olamamaktadir. Yandan bir profil kisiyi daha iyi taninir kilmaktadir.

Aylarin günleri neden 28, 30, 31 gibi farkli?
Romalilar milattan 758 yil önce 10 aylik takvim uygulamasina basladilar. Bu ilk orijinal Roma takviminde aylar, gündüz ve gecenin esit oldugu, binlerce yildir hayatin baslangiç zamani olarak kabul edilen Mart ayindan baslamak üzere, Martius (Mart), Aprilis (Nisan), Maius (Mayis), Junius (Haziran), Quin-tilis (Temmuz), Sextilis (Agustos), September (Eylül), October (Ekim), November (Kasim) ve December (Aralik) idi.
Bu ay adlarindan Quintilis'den (Temmuz), December'a (Aralik) kadar olanlar, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10 rakamlarinin Roma'li-larca telaffuz edilis sekliydi yani, Mart baslangiçli takvime göre bu aylar yilin 5'inci, 6'nci, 7'nci, 8'inci, 9'uncu, ve 10'uncu aylariydilar. Bu 10 aylik takvim geride hesaba katilmamis daha 60 gün birakiyordu.
35 Yedek olarak birakilan bu 60 gün sorun yaratinca, Janarius (Ocak) ve Februarius (Subat) adlari ile iki ay daha eklenerek takvim tamamlandi. Yani yilin ilk ayi Martius (Mart), son ayi ise Februarius (Subat) oldu.
Asirlar sonra milattan 46 yil önce Roma Imparatoru Julius Caesar (Sezar), muhtemelen politik sebeplerden takvimde bazi degisiklikler yapti. On bir ayi 30 ve 31 gün olarak iki sekilde düzenledi, yilin son ayi olan Subat'a 29 gün verdi, her dört senede bir Subat'a bir gün ilavesini kabul etti. Ancak sonra nedendir bilinmez Janairus'u (Ocak) yilin ilk ayi olarak ilan etti. Böyle olunca da, her 4 yilda bir eklenecek bir günün, yeni durumda yilin ikinci ayi konumuna gelmesine ragmen Februarius'a (Subat) eklenilmesine devam edildi.
Julius Caesar'in beklenmeyen ölümünden (Sen de mi Brütüs olayi!) sonra, Romalilar bu çok sevdikleri imparatorlarinin anisina Quintilis (Temmuz) ayinin ismini July olarak degistirdiler.
Ondan sora tahta çikanlardan, Augustus kendi serefine, Sex-tilis (Agustos) ayinin adini kendi ismi ile degistirerek, bu aya August adini verdi. Ama ortaya baska bir sorun çikmisti. Sezar'm ayi 31 gün, Augustus'un ayi ise 30 gün çekiyordu. Sorunu yine imparatorun kendisi çözdü ve zaten 29 gün olan Su-bat'tan bir gün daha alarak Agutos'a ekleyiverdi. Böylece iki ay da esitlenmis oldu.
îste size takvimin, niçin 12 ay oldugunun, aylarin isimlerinin nasil kondugunun ve niçin farkli sayida günlerden meydana geldiklerinin, dört sene sonra eklenecek artik günün niçin yilin sonuncu degil de, alakasiz bir sekilde ikinci ayina eklendiginin küçük bir hikayesi.
Özellikle ortaçagda takvimler üzerinde o kadar oynanmistir ki, yapilan bilimsel hesaplamalara göre, Isa'nin bugün kabul edilen Milattan, yani Isa'nin dogumundan yaklasik 6 yil önce dogdugu, 36 yil yasayip Milattan sonra 30 yilinda öldügü ileri sürülmektedir.


Eski insanlar tuvaletlerini nasil yapiyorlardi?
Insanlar tarihlerinde çok uzun bir süre tuvalet kullanmadilar. Baslangiçta hayvanlar nasil yapiyorlarsa, onlar da öyle yaptilar. Islerini en yakin çalinin dibinde veya bir irmak kenarinda görebiliyorlardi. Ancak toplumlar gelistikçe, köyler, kasabalar ortaya çiktikça tuvalet ihtiyacini karsilamak için daha uzak mesafelere gitme zorunlulugu dogdu. Ayrica açikta birakilan atiklarin yarattigi kötü koku ve hastalik tehlikeleri de insanlarda bu konuda bazi önlemler almanin zamaninin geldigi bilincini olusturdu.
Binlerce yil önce Sümerler, Misirlilar ve Hindistan'da yasayanlar oturakta oturup, ihtiyaçlarini giderdikten sonra oturaga düsenleri uzakta bir yerlere döküyorlardi. Iki bin yil önce ise Romalilar ilk basit tuvaleti kullanmaya basladilar. Atiklar oturduklari deligin içine düsüyor, deligin altindan akan su onlari uzaga tasiyordu.
Çiftçilerin, açik arazide çalisanlarin ise zaten böyle bir dertleri yoktu. Tarlanin bir kösesine çukur kaziyor, çukur yeterince dolunca, toprakla dolduruyor ve baska bir çukur kaziyorlardi. Geceleri ise yataklarinin altinda bir lazimlik bulunduruyorlardi.
Ortaçagda kale ve satolarda atik bir delik vasitasi ile binanin etrafindaki su birikintisine düsürülüyordu. Bir yere tuvaletini yapip, onu bir tanktan gelen su ile sürükleyip, uygun bir yere birakma fikri ilk olarak Kraliçe 1. Elizabeth zamaninda, 1589 yilinda John Harrington'dan geldi. Ancak o zamanlar Ingiltere'deki evlerde ne böyle bir tanki dolduracak, ne de atigi alip götürecek su sistemi vardi.
Günümüzdekilere benzer bir tuvalet ancak iki yüzyil sonra 1778'de Ingiltere'de bir saat yapimcisi olan Alexander Cum-ming tarafindan tasarlandi ve Joseph Bramah tarafindan gelistirildi. Tuvaletlerden evlere yayilan kötü koku ise 1849 yilinda Stephen Green'in 'U' seklinde bir boruyu tuvaletin çikisina monte etmesi ile son buldu. Tuvaletlerin ve günümüzde lavabolarin da altinda bulunan bu 'U' seklindeki boruda her zaman bir miktar su kalir ve kokunun olusmasini önler. Tabii o zamanlar tuvaletler dökme demirden yapiliyordu. Sonra düzgün yüzeylerinin temizlenme kolayligi bakimindan seramik tuvaletler üretilmeye baslanildi. 1888 yilinda ise tuvaletlere zinciri çekilince suyu akan klozetler ilave edildi.
Bizde tuvaletler için hela, kenef, ayakyolu, WC., 00, yüznu-mara gibi birçok isim kullanilir. 'WC.' Ingilizce ismindeki 'Wa-ter Closet'in bas harfleridir. Yüznumaranin hikayesi ise degisik. Eskiden Fransa'da otellerde tuvaletler koridorlarin uçlarmdaydi. Odalarin her birine birer numara verirken, tuvaletlere numarasiz demisler ve '00' diye isaretlemislerdi. Fransizca'daki 'numarasiz' kelimesi ile ' 100 numara' kelimesi hemen hemen ayni telaffuz edildiginden, bizde Fransizcasi biraz kit birinin tercüme hatasi sonucu'yüznumara'olarak yerlesmistir.

Niçin tespih çekiyoruz ?
Boncuk, kemik, tas gibi küçük parçalarin bir ipe dizilmesi insanlik tarihi kadar eskidir. Ilk insanlar avladiklari avin parçalarini ip benzeri seylere dizer, bir sonraki avda basari getirmesi için üzerlerine takarlardi. Daha sonralari bu tip takilar kötülüklerden ve düsmanlardan korumasi için savaslarda da takilmaya baslandi. Bugün bile bazi taslarin özel ugurlar getirdiklerine inananlar vardir.

Boncuklarin dini amaçla ve dualari saymada kullanilmasina ilk olarak Hindistan'da, Hindu inanisinda rastlaniyor. Tespihin atalari Hindistan'dan doguya, sonra Ortadogu'ya, en sonunda da Avrupa'ya yayiliyor. Tespihin kullanis amaci Müslümanlik, Hiristiyanlik (Katolik), Hinduizm ve Budizm'de ayni olup hepsinde de dualari ve dualar arasi bölümleri saymada kullanilir.

Tespihin Islam dünyasinda ne zamandan beri kullanildigi kesin olarak belli degildir. Hz. Muhammed'in tespih tasidigina dair bir kayit yoktur. Hatta belki Osman Gazi, belki de Fatih Sultan Mehmet'de tespih kullanmadilar. Arsivlerde tespih ile ilgili bilgilere ancak 16. yüzyilin sonlarina dogru rastlanmaktadir.

Ne var ki, Hz. Muhammed zamaninda namaz ve dua sirasinda hurma çekirdegi veya çakil tasi kullanildigi bazi hadislerden anlasilmaktadir. Islam'da Peygamber'in namaz kilarken sünneti olan 'Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahüekber' kelimelerini 33'er defa tekrarlamanin hangi tarihte baslayip, yayildigi da bilinmiyor.

Yüce Yaratici'ya 99 ayri isim veren Islami anlayis, onu anarken, her isim için bir isaret olmak üzere ipe dizdigi bu 99 taneli seye de 'tespih' adini vermistir. Çesitli malzemelerden yapilan tespihteki tane sayisi 33, 99, 500 veya 1000 olabilir.

500 ve 1000'lik tespihler daha ziyade tekkeler ve dergahlarda zikr için kullanilirlardi. Tekke seyhleri, hastalari veya bir muradi olanlari, iyilesmeleri veya muratlarinin olmasi için bu tespihlerin içinden geçirirlerdi.

Tespih çekmek, tespih tanelerini birer birer isaret parmagi ile bas parmak arasindan geçirmektir. Ancak günümüzde tespihi bir oyuncak veya el aliskanligi olarak kullananlara, sallayarak veya çesitli figürler meydana getirerek dolasanlara, hatta tuttuklari futbol takiminin renklerine göre yapilmis tespihleri çekenlere sikça rastlanmaktadir.

Aslinda tespih çekmek din adamlarina özgü bir davranismis gibi algilanir ama halk arasinda da neredeyse bir aliskanlik haline gelmistir. Tespih çekmenin daha çok kirsal kesimlerde yaygin olmasinin nedeninin tespihin bos elleri mesgul edebilme özelligi oldugu ileri sürülüyor. Sicak aylan tarimsal çalisma ile geçiren, sürekli ellerini kullanmaya alismis kisilerin kis aylarinda bu boslugu tespihle doldurduklarina inaniliyor.

Günümüz biliminin tespih çekme aliskanligina bakis açisi biraz degisik. Bilim insanlari, beynimizin, çalisma yasaminin güçlükleriyle, sorunlar, endiseler ve korkularla sürekli baski altinda tutuldugunu, bunun sonucunda sinir hücrelerinin asiri yorulup yiprandigini ve beynimizi rahatlatmak, onu özgür birakmak, dikkatimizi baska tarafa yöneltmek için tespih çekmenin çok etkili ve faydali oldugunu söylüyorlar.


Sehirlerin Isimleri Nerden Geliyor?

Van

Van’i Asur kraliçesi Semiramis kurdu. Bundan dolayi sehre “Sahmirankent” adi verildi. Daha sonra Persler döneminde buraya Van adinda bir vali geldi ve sehri bayindir hale getirdiginden sehre onun adi verildi.

Yozgat

yozgat isminin kaynagina iliskin degisik söylentiler vardir. yozgat sürü veya otlak kent anlamina gelir. bozok yaylasi eskiden beri hayvanciligin gelismesinde önemli yer tutmustur.
yozkent, sürüleri bol olan sehir anlamina gelmektedir. daha sonra bu ismin yozgat olarak degisiklige ugradigi ileri sürülmektedir.
yozgat adi yabanci tarih kitaplarinda "uskat, juskat, yougat, yüz-kat, yozhourt" seklinde geçer.
bir söylentiye göre; yozgat sözcügünün asli "yüzü yoz" (koyun sürüsü memleketi) oldugundan "yozkent" veya rakimin yüksek olusundan dolayi da "yüz-kat"tir.
cumhuriyet döneminde tbmm birinci dönem milletvekillerinden süleyman sirri içöz'ün 4 kasim 1922 tarihli teklifi üzerine bozok ismi kaldirilarak 1923 senesinde itibaren ilin adi yozgat olmustur.


Usak

Çocuk veya genç adinin halk dilinden söylenisidir. Bazi rivayetlere göre ise usak (ayinla söylenisi) kelimesinin asik kelimesinden geldigi söylenmistir.

Urfa

Eski adi “Orhoe veya Orhai”dir. Dah sonra Araplar tarafindan “R”ya çevrilmistir. Bir diger rivayete göre ise FORUM KURALLARINA GÖRE SIYASET YASAKTIRçeden gelmekte olup R yani günes demektir. Sehir Babil hükümdari Ramis-Nemrut tarafindan kuruldu.

Tekirdag

Adini, kiyi boyunca uzanan Tekirdaglarindan almistir.

Tokat

Eski adi “Komana Pontika”idi. Tokat adinin Pontika adinin halk arasindan degismis seklidir.

Trabzon

“Trapezus” sözcügünden gelir. Anlami dörtköse’dir.

Tunceli

Burada bazi maden yataklarinin bulunmasindan dolayi sehre Tunceli adi verilmistir. Yani tunçülkesi demektir.

Sakarya

Adini sinirlari içinden geçen Sakarya nehrinden alir

Samsun

Eski adi “Amisos”dur. Samsun ismi bu kelimenin halk arasindan degistirilmesidir.

Sivas

Adinin nereden geldigi konusunda her hangi bir kayda rastlanmamistir.

Siirt

Siirt adinin Keldani aslindan geldigi ve sehir anlamina geldigi söylenir. Diger bir ravayete göre ise Sert kelimesinin bozulmus seklidir.

Rize

Kafkas kökenli bir kelime oldugu sanilmaktadir.

Ordu

Eski adi “Kotyora”dir. Halk tarafindan bu isim degisiklige ugramistir.

Nigde

Ilkçagda bölgede Nagdoslular adli bir kavim yasadigindan bu sehre isimlerini vermisler. Arap kaynaklari sehre “Nekide veya Nikde” demislerdir. Halk ise sehre Nigde adini vermistir.

Nevsehir

Onsekizinci yüzyila kadar sehir bir köydü ve adi “Muskara” idi. Daha sonra Nevsehirli Damat Ibrahim Pasa köyünü gelistirdi ve yeni sehir anlaminda Nevsehir adini verdi.

Malatya

Hititler döneminde buranin adi “Meliddu”dur. Halk tarafindan Malatya olarak degismistir.

Manisa

Yunanca Magnesya’dan gelmistir. Türkler burayi alinca Manisa olarak sehrin ismini degistirdiler.

Mardin

Mardin adi Süryanice’de Marde’den geldigi rivayet edilir. Romalilar “Maride” Araplar ise “Mardin” adini vermislerdir. Diger bir rivayet göre ise FORUM KURALLARINA GÖRE SIYASET YASAKTIRçedeki Mer-din yani erkek, yigit –görmek kelimesinden geldigi söylenmistir.

Mugla

Eski adi “Mobolla”’dir. Türkler buraya daha sonra Mugla demislerdir.

Mus

Bir rivayete göre süryanice’deki suyu bol anlamina glene Musa’dan diger bir rivayete göre ise Sehrin kurucusu “Muset’den gelmistir

Karaman

Ilk ismi Laranda’dir. Selçuklu ve Osmanlilarda ki ismi Larende idi. Karamanogullarinin baskenti oldugundan buraya daha sonra Karaman adi verildi.

Kahramanmaras

Asil adi Markasi’dir. Halk dilinde Maras olarak degismistir. Kurtulus savasinda Fransizlara karsi sehirlerini kahramanca savunduklarindan meclis tarafindan ll Subat 1922’de kahraman ünvani verildi.

Kars

MÖ: 130-127 yilinda buraya yerlesen Karsak oymagindan dolayi sehre kars adi verilmistir. Kars kelimesinin anlami ise deve ya da koyun yününden yapilan elbise veya sal kusagi anlamina gelir.

Kastamonu

Sehrin eski adi “Tumana”dir. Buraya daha sonra Gas-Gas isimli bir kavim yerlesti. Iste Kastamonu Gas ve Tuman’in birlesmesinden meydana gelmistir.

Kayseri

Romalilar Mazaka adli sehri alinca buraya Kaysarea adini verdiler. Yani Imparator sehri anlamina gelir. Daha sonra Kayseri olarak halk arasinda yayildi

Kirsehir

Kir ve Sehir kelimesinin birlesmesinden olusmustur.

Kocaeli

Orhan gazi döneminde bu bölgeyi feth eden Akçakoca isimli komutandan dolayi buraya Kocaeli denildi.

Konya

Isa’dan önce 47-50 ve 53 yillarinda Hiristiyan azizlerinden St. Paul burayi ziyaret etti ve sehir önemli bir dinsel merkez olarak gelisti. Bu nedenle Hiristiyanlar ona, “Isa’nin tasviri” anlamina gelen “ikonyum” adini verdiler. Abbasiler burayi alinca “Kuniye’ye” çevirdiler. Türkler bu ismi Konya olarak degistirdi.

Kütahya

Frigler buraya “Katyasiyum veya Katiation” adini vermislerdir. Daha sonra yöre halki buraya Kütahya demistir

Istanbul

MÖ. 658 yilinda Megara krali Byzas tarafindan kuruldugundan bu sehre kurucusundan dolayi Bizantion adi verilmistir.
Roma imparatoro Marcus Avrelius döneminde imparatorun manevi babasinin adiyla “Antion” olarak anildi.
Bizans Imparatoru Konstantin bu sehri yeniden kurunca buraya kendi adini verdi. Sehre “Konstantin veya Konstanpolis” adi verildi. Araplar “Kostantiniye, Romalilar Konstantinopolis” demislerdir. Daha sonra bu ismin kisaltilmis sekli olan “Stin-polis” deyimi kullanildi. Iste Istanbul bu “Stin-Polis” sehrinden türetildi.
Türkler burayi alinca Müslüman sehir anlaminda “Islambol” adini verdiler. Fakat daha sonra Istanbul olarak degistirildi.

Izmir

Sehrin asil adi “Smyrna”dir. Izmir kelimesi smyrna’nin halk arasindaki kullanis seklidir. Homeros destanlarinda bu kent ismini Kibris Krali Kinyras’in kizi Smyra’dan alir ve tanriça Artemis Izmirli’dir. Kimi kaynaklara göre de, Izmir sehrini ilk kuran Hititler degil, Amazonlar’dir. (Hititler de buraya Navlühun adini vermislerdir.

Gaziantep

Sehrin eski adi Ayintab’dir. Kelime anlami, pinarin gözü demektir. Halk bunu Antep olarak degistirmistir. Halk Kurtulus savasinda Fransizlara karsi basarili bir savas verince 6 Subat 1921’de çikartilan bir yasayla Gazi ünvani verildi.

Gümüshane

Burada daha önceleri gümüs madenleri oldugundan, bu sehre Gümüshane denilmistir

Edirne

Romalilar döneminde imparator Hadrianus tarafindan kuruldugu için sehir “Hadrianopolis” dini alir. Hadrianus’un sehri anlamina gelen bu sözcük, sonradan degsimlere ugrayarak Edirne halini aldi.

Elazig

1834 yilinda Mezra denilen yerde kuruldu.1862 yilinda buraya o siradaki padisah Abdülaziz’in onuruna “Mamuretülaziz” adi verildi. Bu ismi uzun bulan halk onu Elaziz olarak kisaltti. 1937 yilinda Elazig’a çevrildi.

Erzincan

Erzincan ovasindan adini alir. Ezirgan diye halk tarafindan söylenir. Buranin eski adi Eriza’dir.

Erzurum

Ardi Rum kelimesinden gelir. Yani Rum topragi demektir. Diger bir rivayete göre de Selçuklular buraya Erzen-Rum demislerdir. Erzen dari demektir. Sehir o zamanlar bir tahil ambari olarak kullanilmistir.

Eskisehir

Eski adi Doylaion’dur. 1080 yilinda Türkler burayi ele geçirdi. 1175 yilinda burasini Bizans geri aldi. Kiliçarslan bu sehri daha sonra geri alinca, ona “Bizim eski Sehrimiz” anlamina gelen Eski Sehir adini verdi.

Diyarbakir

Bakir ülkesi anlamina gelmektedir. Bu ismin kaynagi Diyar-i Bekir’dir. Bekir’in memleketi anlamina gelir. Bunun nedeni de Bekir b. Va’il adli Arap göçebe boyunun buraya yrlesmis olmasindan kaynaklanir. Diyarbakir’in eski adi Amid veya Amed’dir. Gelen veya bizim anlamina gelir. Dede Korkut kitabinda Amid’e Hamid de denilmistir.

Denizli

Deniz-ili kelimelerinin birlesmesinden olusmustur. Il eski Türkçe’de ülke, memleket anlamina gelir. Yani deniz memleketi denilir.Bir diger rivayete göre de kelimenin asli domuz-ili'dir. Bu da bölgede domuz çoklugundan kaynaklanmaktadir.

Çanakkale

Marmara ve Ege denizlerini birlestiren Bogaz’daki sehir ve kasabalarin en büyügü ve il merkezidir. Bogazin dogu kiyisinda ve en dar yerinde kurulmustur. Burada denizini sekli tipki bir çanagi andirir. Bugünkü ismini buradan alir.

Çankiri

Ilkçagda “Gangra” kalesinin eteginde kuruldu. Ismini Gangra kalesinden alan Çankiri’ya yakin zamana kadar Çangiri ve Çengiri deniliyordu.

Çorum

Rivayete göre Çogurum kelimesinden türetilmistir. Bu da bölgede zamaninda Rumlarin çogunlugu olusturmasindan kaynaklanmaktadir.

BURSA

Eski çaglardaki Bitinya bölgesinin baskentidir. Buraya kurucusu Bitinya krali Prusias’in adi verildi. (MÖ:ll.yüzyil)

BURDUR

Eski adi Askaniya’dir. Ismini yaninda kurulmus oldugu Burdur gölünden alir.

BOLU

Önceleri Bithynion Romalilar döneminde ise Claudiopolis adi verildi. Türkler burayi alinca Claudiopolis sözcügünü kisaltip sadece polis dediler. Daha sonra bu da halk dilinde degiserek Bolu oldu.

BITLIS

Kimi tarihçilere göre, “Bages” ya da “Pagis” sözcüklerinden türemistir. Kimilerine göre de Büyük Iskender’in komutani “Lis” ya da “Badlis” burada bir kale kurmus. Bitlis sözcügü bu komutanin isminden kaynaklaniyormus.

BINGÖL

Buradaki bir çok göllerden dolayi bu isim kendisine verildi.

BILECIK

Bizanslilar döneminde burada Bilekoma adli bir kale vardi. Osman bey burayi alinca bu adi Bilecik olarak adini verdi.

BAYBURT

Eldeki kaynaklara göre kasabanin ortaçagdaki adi “Paypert” ya da “Pepert” idi. Bayburt adi buradan gelmektedir.

BALIKESIR

Sehrin adinin eski hisar anlamina gelen Paleokastio’dan türedigi sanilmaktadir. Halk arasinda dolasan bir söylentiye göre de bali çok anlamina gelir. Çünkü Kesir Arapça’da çok anlamina gelmektedir

AGRI

Ismi sinirlari içindeki “Ararat” dagindan alir. Çok eski çaglarda yeryüzü korkunç bir su baskininina ugradi.(Nuh Tufani) Nuh peygamber bütün canilardan bir çifti alarak bir gemiye bindirdi. Gemi Cudi (Islam kaynaklarina göre) (Hristiyan kaynaklarina göre de Ararat – Agri) dagina kondu. Ararat, önce aran sonra da Agri adini aldi.

AKSARAY

Selçuklu Sultani Izzettin Kiliçarslan, sehirde cami, medrese, kümbetler ve büyük ve beyaz bir saray yaptirdi. Selir “Aksaray” adini iste bu beyaz saraydan aldi.

AMASYA

Amasya sehrini tarihçi Strabon’a göre Amazon karali Amasis kurdu ve ona Amasis kenti anlamina gelen “Amasesia” ismini verdi.

AYDIN

Ilk olarak Argoslar tarafindan kuruldu. Anadolu beylerinden Aydinoglu Mehmet bey’den aldi. Aydin, Mehmet beyin babasinin ismidir.

ARTVIN

Iskitler tarafindan kuruldu. Artvin sözü iskitçe’dir.

ANTALYA

MÖ ll.ci yüzyilda Bergama karali Attalos ll tarafindan kuruldu. Sehir önceleri ismini kurucusundan aldi ve Attaleia adiyla anildi. Daha sonra bu isim Adalia, Antalia ve en son Antalya sekline dönüstü.

ANKARA

Islam kaynaklarinda Ankara’nin adi Enguru olarak geçer. Kimilerine göre Ankara sözü Farsça “Üzüm” anlamina gelen Engür’den, ya da Yunanca’da Koruk anlamina gelen”Aguirada’dan türemistir.
Bazilarina Hint-Avrupa dillerindeki “Egmek” anlamina gelen Ank ya da Sankskritçe de; “Kivrinti”,, anlamina gelen ankaba’dan veya Latince’den çengel anlamina gelen uncus’dan türedigi ileri sürülmektedir. Frig dilinde Ank “engebeli, karisik arazi anlamina gelir.” Sehrin diger isimleri; Ankyra, Ankura, Ankuria, Angur, Engürlü, Engürüye, Angare, Angera, Ancora, Ancora ve son olarak Ankara seklini almistir.

ANTAKYA

MÖ 300 yillarinda Makedonya Krali Seleukoz bu yörede Antakya’yi kurdu ve sehre babasinin ismi olan Antiokhia adini verdi. Zamanla büyüyen kent, baskent halini aldi.

AFYONKARAHISAR

Afyon türkülerinde sik sik “Hisar” sözcügü geçer. “Hisarin bedenleri çevirin gidenleri” Bu hisar sözcügünün Afyon türkülerinde sik sik yinelenmesi nedensiz degildir. Eski adi Akroenos olan sehri Selçuklular uzun süren bir kusatmadan sonra ele geçirdiler. “Hisar” kusatma anlamina gelir. Acilarla elde edilen yere “Karahisar” dediler ve orada, kara taslardan bir kale kurdular. Onaltinci yüzyilda bölgede afyon yetistirlmeye baslayinca, Karahisar’in basina bir de Afyon eklendi ve sehir “Afyonkarahisar” adini aldi.

ADAPAZARI
Bu ilimize Adapazarlilar kasaca Ada der. Çünkü Sakarya ve Çark suyu arasinda yer alan sehir, tipki bir adayi andirir. “Pazar sözüne gelince: Burasi onyedinci yüzyilda yörenin Pazar yeriydi. Iste, Adapazari bu iki sözcügün “Ada” ve “Pazar” sözcüklerinin birlesmesinden olustu. Adapazari, Sakarya ilimizin merkezidir.


Dünya ülkelerinde en çok kullanilan atasözleri
hangileri?
Sis yelpaze ile dagitilmaz.
JAPONYA

Söhret kabiliyetin gölgesidir.
INGILTERE

Insan disi ile karsilanir, içi ile ugurlanir.
MOGOLISTAN

Altin atesle, kadin altinla, erkek kadinla imtihan edilir.
U.S.A

Ne kadar az yüksekten uçarsan, düstügün zaman o kadar az incinirsin.
TIBET

Dikenler arasinda güller yetisir.
ALMAN

Kadinlar gülebildikleri zaman gülerler, istedikleri zaman aglarlar.
VENEZUELA

Kadin gölge gibidir, kendisini takip edenden kaçar önünden gidenin arkasindan kosar.
KONGO

Evlenmeden evvel gözlerinizi dört açin. Evlendikten sonra yari yariya kapayin.
PORTEKIZ

Ask ile öksürük hiç bir zaman saklanamaz.
AVUSTURALYA

Mutluluk herkesin hayatindan bir kere geçer.
VENEZUELA

Insanlar yasadikça ihtiyarladiklarini sanirlar, halbuki yasamadikça ihtiyarlarlar.
ISKOÇYA

Hakiki sevgi ayrilikta unutulmaz.
BELÇIKA

Allahin gülü dikenli yarattigina hayret edeceginiz yerde, dikenler arasinda gül yarattigina hayret ediniz.
ARABISTAN

Biri öteki kadar zengin olunca, kardesler birbirlerini severler.
UGANDA

Evlilik bir kale gibidir. Disaridakiler oraya girmek için, içindekilerde disari çikmak için ugrasir dururlar.
TAYLAND

Yasini söyleyen kadin ya genç oldugu için kaybedecek birseyi yoktur, ya da yasli oldugundan kazanacak bir seyi yoktur.
MALEZYA

Sevmek keman çalmak gibidir, bilmeyen kötü sesler çikarir.
BOLIVYA

Çabuk gelen kötü sans, geç gelen iyi sanstan iyidir.
ARNAVUTLUK

Baskalarini azarlar gibi kendini azarla, kendini affeder gibi baskalarini affet.
ÇIN

Eski asklar yanmis, sönmüs kömür gibi gayet kolay alev alir.
KOLOMBIYA

Erkek yasini saklamaya, kadin ise saklamamaya basladigi zaman yaslanmistir.
PERU

Güzellik, tabiatin kadinlara verdigi ilk hediye, ayni zamanda geri aldigi ilk seydir.
SILI

Ömrümün sonuna kadar essege binmektense, bir yil ata binmek yegdir.
HOLLANDA

Yataga yattigim zaman, problemlerimi elbiselerimde birakirim.
HOLLANDA

Askin tokadi üzüm gibi tatlidir.
MISIR

Tasi delen suyun kuvveti degil, damlalarin sürekliligidir.
BREZILYA

Hiç bir mutfak iki kadini alacak kadar zengin degildir.
SUDAN

Üç tasinma bir yangina bedeldir.
JAPON

Nisan yagmuru Mayis çiçegi getirir.
KANADA

Bir yalan ne kadar hizli olursa olsun, hakikat onu yetisip geçer.
KENYA

Büyük acilar sessizdir.
ITALYA

Küçük üzüntüler konusurlar, büyük dertler dilsizdir.
NIJERYA

Birlesmek baslangiçtir, birligi sürdürmek gelismedir; birlikte çalismak basaridir.
U.S.A

Ilk karini sana Allah, Ikinci karini insanlar, üçüncüsünü ise seytan gönderir.
JAPON

Idealler yildizlar gibidir, onlari tutmak mümkün olmaz ama karanlik gecelerde yolumuza onlar rehberlik ederler.
FRANSA

Evinde huzurlu olmak istiyorsan esinin bütün istediklerini yap.
NIJERYA

Yalan dört nala gider, gerçek adim adim yürür, fakat gene de vaktinde yetisir.
NORVEÇ

Biri sizi bir kez aldatirsa suç onundur. Iki kez aldatirsa suç sizindir.
ROMANYA

Bir sekilde dogar, fakat binbir sekilde ölürüz.
YUGOSLAVYA

Hak yenir ama hazmedilmez.
YUNAN

Bir adam en çok sevgilisini, en iyi sekilde ailesini, en uzun da annesini sever.
IRLANDA

Agaç ne kadar yüksek olursa olsun, yapraklari yine de yere dökülür.
ÇIN

Küçük kazançlar servet getirir.
JAMAIKA

Eski sevgi paslanmaz.
ISVEÇ


Sogan her derde deva

Binlerce yildan beri sogan ve sarimsak neredeyse tüm yemeklere katilan sifa verici birer sebze olarak kullanililiyor. Salatadan tutun, her çesit pisirme seklinde sogan yemeklerimizden eksik edilmiyor.

Bilimsel olarak ispatlanmis bir gerçek de, soganin içindeki cystein maddesinin eczanelerde kuvvetli bir balgam sökücü olarak satilan ve doktorlar tarafindan reçete edilen mentopin ve asist gibi ilaçlarin ana maddesi ile aynidir. Vücudumuzda üretilen çok güçlü bir antioksidan olan GLUTATYON'un üretimi için soganin içinde bulunan cystein maddesinin sogan veya sarimsak yiyerek alinmasi gerekiyor. Çok kuvvetli bir antioksidan olan glutatyon, birçok hastaligin sebebi sayilan serbest radikalleri hücre içinde nötralize etmektedir.

Dünyanin her yerinde soguk alginliginda, bronsitte ortaya çikan öksürügün giderilmesinde sogan, sifa verici olarak yeniyor. Çok eskiden beri üsütme, öksürük ve bronsit durumda ezilen bir sogana bir miktar su ve tatlandirici olarak da az miktarda bal katilarak ilaç olarak kullaniliyor. Ayrica böcek sokmalarinda olusan sisliklerin üzerine taze kesilmis sogan dilimleri konmasi halinde, sisligin giderilmesinde yardimci oluyor. Ayrica uyku düzenleyici olduguna da inanilmaktadir.

Soganin 100 graminda bulunan maddeler:

Kalori degeri
Kuru sogan - taze sogan : 36 kalori - 23 kalori
Protein (gr.) : 1.3 gr.
Yag (gr.) : 0.3 gr.
Karbonhidrat : 8.1 gr.
Su : 89 gr.
Posa : 2 gr.
Potasyum : 157 mg.
Kalsiyum : 27 mg.
Vitamin C : 10 mg.
Folik asit : 54 mg.
Vitamin : 0.3 mg.

Kalp-damar hastaliklarini önlemede yardimci

Her nefes aldigimizda cigerlerimize yarim litre hava dolar. Bunun %20.7'si oksijendir. Oksijen alyuvarlarimiza baglanir ve kalbe gider. Kalp, bu oksijenli kani tüm hücrelere pompalar. Oksijen, hücredeki sekeri yakarak yasam enerjisinin üretimi saglar. Bu islem esnasinda oksijen moleküllerinin %1-5'i degisime ugrar ve vücut için çok zararli hale gelir. Biz bunlara serbest radikaller diyoruz. Bu serbest radikaller, her türlü hastaligin ve de özellikle de kalp-damar hastaliklarinin ve kanser çesitlerinin sebebi sayiliyor. Vücudumuzda bunlari zararsiz hale getiren enzim sistemi vardir. Kisinin bu enzim sistemi ne kadar güçlü ise ömrü de o kadar uzun oluyor. Serbest radikalleri zararsiz hale getiren maddelere antioksidan diyoruz. Soganin içindeki Quercetin adi verilen çok güçlü bir antioksidan vardir.

Finlandiya'da uzun süredir yapilan bir bilimsel arastirmada; Quercetin'i içeren sogan ve elmayi daha çok tüketen kisilerde kalp-damar hastaliklari ve kanser ölüm oranlari daha düsük bulundu. Damar sertligi dolayisiyla kalp-damar hastaliklarina neden olan kötü huylu kolesterol (LDL), serbest radikaller tarafindan okside olmadan damar çeperine yapismiyor. Sogandaki Quercetin maddesi kolesterolün okside olup damar çeperine yapismasina engellenmesinde yardimci oluyor.

Vücutta hücre içinde üretilen ve Glutatyon adi verilen antioksidanin üretimi için sogan ve sarimsakta bulunan Cystein maddesinin bu yiyeceklerle vücuda girmesi gerekiyor. Bu kuvvetli antioksidan, kanserin önlenmesine yardimci olmaktadir. Sogan ve sarimsak, Akdeniz beslenme tarzinda çok tüketilmektedir.

Sigaranin neden oldugu idrar kesesi kanserinin önlenmesinde yardimci olur
Idrar kesesi kanserinin baslica sebeplerinden biri sigara tüketimidir. Soganin içerdigi Quercetin maddesi degisime ugrayarak kesenin iç derisini kanserden koruyucu bir etki yapmaktadir. Idrar kesesinde kansere neden olan zehirli maddeler degisime ugramis Quercetin maddesi tarafindan emilerek kanser olusumunu geciktirmekte veya engellemektedir. Sigara içenlerin kanserden korunmalari için sogani ve elmayi düzenli sekilde tüketmeleri tavsiye edilir.

Nasil tüketilmelidir?

Her çesit pisirme seklinde yemeklere katilan soganin faydasi vardir. Pisirilmeden çig ve taze olarak tüketilen sogan çok daha sifa vericidir.

Ne kadar tüketilmelidir?

Haftada 3-4 defa yenen ½ sogan kalp-damar hastaliklarindan ve kanserden korunmada yardimci olur.


Bunlari Bilmek iyidir

Bazilari daha önceden verilmisti ama toplu olarak tekrar bakalim

Suudi Arabistan'da bir kadin kocasina kahve yapmazsa bu bosanma nedenidir.

Tarihi film Ben Hur'da çekim ekibinin fark etmedigi kirmizi bir otomobil görünür.

Bir fare bir deveye oranla daha uzun süre susuzluga dayanabilir.

Insan midesi 2 haftada bir iç zarini yenilemek zorundadir;aksi halde kendi kendini sindirir.

Bir bardak taze sampanyanin içine bir kuru üzüm atarsaniz,üzüm asansör gibi bardagin altindan üstüne üstünden altina sürekli dolasir.

Ketçap 1830'lu yillarda ilaç olarak satilirdi

Eger agzimiza attigimiz bir seye tükürügümüz degmese, onun tadini anlayamayiz.

Erkek peygamber devesi, disisinin kokusunu 7 mil öteden duyabilir.

George Washington evinin bahçesinde marijuana yetistirirdi.

Zürafa kulagini 53 santim uzunlugundaki dili ile temizler.

Lübnan'da disi bir hayvanla cinsel iliskiye girmek serbesttir, ama erkek hayvanla yasaktir.

Her insanin dilinin izi de parmak izi gibi farklidir.

Einstein 9 yasina kadar düzgün konusamamistir. Ailesi onun özürlü oldugunu düsünmüstür.

Kagit para sanildigi gibi kagittan degil pamuktan yapilir.

1950'den önce kenevir, agaç kabugu ve marijuana yapragi kullanilarak yapilirdi.

Çikolatanin köpekleri öldürdügü dogrudur. Onlarin kalbine ve sinir sistemine zarar verir. Yarim kilo kadar çikolata küçük bir köpegi öldürebilir.

Birçok ruj çesidi balik pulu içerir.

Katil balinalar köpekbaliklarinin midesine alttan torpil gibi vurarak onlari öldürür.

Donald Duck çizgi filmleri Finlandiya'da yasaklanmistir.Nedeni kahramanlarin don giymemesidir.

Bir köpekbaligi 100 milyon damla deniz suyu içindeki bir damla kani hissedebilir

Vücudumuzda bulunan yagla 7 iri sabun kalibi yapabiliriz.

O kadar çok karbon tasiriz ki bunlari bîr araya toplayip kullanmak mümkün olsa; 9000 adet kursun kalem yapabiliriz.2200 kibrite yetecek kadar fosforumuz, 250 gramdan fazla sürfürümüz, bir kasik dolusu muz magnezyummus, 5 cm boyunda bir çivi yapacak kadar demirimiz vardir.

Vücudumuzda 25 milyar oksijen alici kirmizi kan yuvarlaklari bulunmaktadir. Bunlari bir yüzey üzerine yayacak olursak 2570 metre karelik bir alani kaplar.

Bebekken 270'den fazla kemigimiz varken, büyüdükçe bunlarin bazisi birbiriyle kaynasarak sonunda sadece 206 kemikle kaliriz.

Kalbimiz normal olarak dakikada 70-72 kere atar. Bu atisa göre, 70 yasindaki insanin kalbi 2500 milyon kere atmis ve bu süre içindede 167561600000 kilo kan, damarlarimiza pompalamistir

Normal bir vücut isisi ile, insanin dayanabilecegi en sicak suyun isisi 110°Cdir.

Normal bir insan vücudunda bulunan elektrik, 25 Wattlik bir lambayi dakikalarca yakabilir.

Esmerlerde 120 bin, sarisinlarda ise 140 bin adet saç teli vardir. Her geçen gün basimizdan 25.000 arasinda saç teli kopar ve yerine yine ayni sayida yenileri çikar.

Tek bir dakika içerisinde 1025 cm küplük havayi içimize çeker, 4 kilograma yakin kani vücudumuz içinde devrederiz.

Yapilan arastirmalara göre 6 dakika su altinda kalabilir, 20 dakika nefesimizi tutabilir, sifirin altinda 103 derecelik bir soguga karsi koyabiliriz. 30 gün aç 110 saat da uykusuzluga dayanabiliriz.

Tirnaklarimiz bir yilda 3,75 metre kadar uzar.

Insan dogduktan bir kaç gün sonraya kadar, hiç birsey duymayacak kadar sagirdir.

Kendi dirsegini yalamanin imkansiz oldugunu

Ördegin vakvaklamasinin yanki yaratmadigini ve bunu kimsenin açiklayamadigini

Dünyadaki fotokopi makinelerinde meydana gelen arizalarin %23 ünün, makinenin üstüne oturup kendi popolarinin fotokopisini çekmek isteyen insanlar sayesinde meydana geldigini

Yasamin boyunca uyku sirasinda yaklasik 70 böcek ve 10 örümcek yiyecegini

Idrarin zifiri karanlikta parladigini

Eger çok siddetli hapsirirsan, kaburgalarindan birini kirabilecegini

Hapsirmayi engellemeye calisirsan, basindaki veya boynundaki damarlardan birinin yirtilabilecegini ve ölebilecegini

Hapsirdigin sirada gözlerini açik tutmaya çalisirsan, yerlerinden firlayabileceklerini

Domuzlarin vücut yapilarindan dolayi hiçbir zaman baslarini yukari kaldirip gökyüzüne bakamadiklarini

Dünya nüfusunun %50 sinin hiç telefonla konusmadigini

Farelerin ve atlarin kusamadiklarini

1 saat süreyle kulaklikla birsey dinlemenin kulaktaki bakteri sayisini %700 arttirdigini

Çakmagin kibritten önce bulundugunu

Parmak izleri gibi dil izlerinin de her insan için benzersiz oldugunu

Bu yaziyi okuyan insanlarin %75 inden fazlasinin, dirseklerini yalamaya çalisacaklarini

Nene Hatun Kimdir ?

"93 Harbi" adiyla bilinen Türk-Rus savasi günlerinde, 1877 yilinin 7 Kasim gecesi, kalabalik bir ermeni çetesi Erzurum'un Aziziye Tabyalari'na gizlice girerek uyumakta olan Türk askerlerini kahpece katletmis, hemen ardindan da Rus ordusu Aziziye'yi isgal etmisti.

Aci haber Erzurum'a tez ulasti. Camii minarelerinden yankilanan "Moskof Aziziye'ye girdi" sesleriyle birlikte harekete geçen Erzurum Türkleri kadin erkek, genç yasli, çoluk çocuk demeden vatan topragini korumak için Aziziye'ye dogru sel gibi akmaya basladilar. Silahi olan silahini kapmisti, olmayan da eline ne geçtiyse...

1857 yilinda Erzurum'un Pasinler Ilçesi'ne bagli Çeperli Köyü'nde dünyaya gelen Nene Hatun henüz 15 gündür Erzurum sehir merkezinde bulunmaktaydi. Sokaktaki gürültüler üzerine uyandiklarinda kocasi odunluktaki baltayi kapmis ve eger Erzurum isgal edilecek olursa, esir düsmektense kundaktaki bebegini ve kendisini öldürmesini Nene Hatun'a vasiyet ederek disari firlamisti.

Tüm Erzurum düsmana karsi tek yürek, tek bilek halinde sahlanmisken, Nene Hatun durur mu? Kundaktaki birkaç aylik bebegine sarilip öptükten sonra, belki de bir daha göremeyecegi yavrusunu evde tek basina birakarak mutfaktaki satiri alip, tabyalara dogru olanca gücüyle kosan kalabaliga katildi ve Mecidiye'yi asip Aziziye'ye vardiginda, düsmanin kulaklari sagir eden tüfek atesleri altinda yaralanana, ölene bakmadan ileri atilarak satiriyla önüne çikan her Rus'u devirmeye basladi.

93 Harbi'nin komutani Gazi Muhtar Ahmet Pasa da olayi haber almis ve askerlerini Moskof üzerine göndermisti. Erzurumlular bir koldan, Ahmet Pasa'nin askerleri diger koldan çarpisarak o gün orada bir destan yazdilar. Gün isidiginda tek bir köpek sag kalmamis, vatan topragi kurtulmustu.

Mutluydu Nene Hatun... Süngü darbeleriyle parçalanmadik yeri kalmamasina ve yani basinda savasan 16 yasindaki kardesi Hasan'in "Abla aglama, anamiz bizi bugün için dogurmustu. Ben de babam ve dedem gibi sehitlik mertebesine yükselmeyi her zaman istemistim. Moskof'u kovduk ya, gayrisina gam yemem!" diyerek son nefesini vermesine ragmen mutluydu... Çünkü O, "Vatan Sagolsun" inanciyla tüm acilara gögüs germesini bilen asil bir irkin mensubuydu.

Fakat ne yazik ki, yurt ve seref ugruna mücadele eden her Türk evladinin basina gelen, O'nun da basina geldi. Gösterdigi kahramanlikla felaket günlerinin asilmasinda büyük pay sahibi olan Nene Hatun, uzun yillar boyunca unutulmusluga terkedilmis, vefatindan bir yil öncesine kadar kendi haline birakilip, çile ve sefalet dolu bir hayat sürmesi görmezden gelinmistir. 1954 yilina dek sahip çikilmayan Nene Hatun, bu tarihte 3. Ordu Müfettisi Orgeneral Nurettin Baransel Pasa'nin gayretleriyle, aradan yarim asirdan fazla bir zaman geçtikten sonra yeniden hatirlandi ve kaldigi virane evde bir kez daha kesfedilerek kendisine "3. Ordu'nun Nenesi" ünvani verilip, cüzi de olsa maas baglandi. 8 Mayis 1955'te, Nene Hatun geç de olsa "Yilin Annesi" seçilerek ömrünün son deminde mutlu edilmistir. Ancak, geç gelen bu saadet günleri uzun sürmedi ve 22 Mayis 1955'te, 98 yasindayken zatürre hastaligindan vefat etti.

Cografi Kesifler
15. ve 16. yüzyillarda Avrupalilar tarafindan yeni ticaret yollarinin, okyanuslarin ve kitalarin bulunmasina "Cografi Kesifler" denmistir. Önceleri dini ve ilmi amaçlarla baslayan dünyaya yayilma hareketleri 15. yüzyilin ikinci yarisinda açik bir sekilde ekonomik amaçlara yönelmistir.

Yeniçag Avrupasi'nda ticaretin gelismesi, paranin esasi olan degerli madenlere ihtiyaci arttirmistir. Avrupalilar, degerli madenlere ulasabilmek için Asya ve Avrupa'ya seferler düzenlemislerdir.


Cografi Kesiflerin Nedenleri

*Avrupalilarin pusulayi ögrenmeleri, gemicilik ve cografya bilgilerinin artmasi.

*Avrupalilarin, dogu ülkelerinin zenginliklerine ulasabilmek amaciyla yeni ticaret yollari aramalari.

*Istanbul'un fethinden sonra Türklerin, dogu ticaret yollarina hakim olmalari ve Avrupalilarin açik denizlere çikma ihtiyaci hissetmeleri.

*Avrupa'da degerli madenlerin az bulunmasindan dolayi krallarin (Ispanyol-Portekiz) gemicileri desteklemesi.

*Avrupalilarin, Hiristiyanlik dinini yaymak istemeleri.

*Avrupalilarin dünyayi tanimak istemeleri.

Kesifler

Ipek Yolu
Çin'den baslayarak Orta Asya üzerinden, Hazar Denizi'nin güneyinden ve kuzeyinden geçerek Trabzon ve Kirim Limanlarina gelen mallarin buralardan Avrupa'ya ulastigi yoldur.


Baharat Yolu

Hindistan'dan baslayarak Iran Körfezi ve Irak üzerinden Suriye Limanlarina veya Kizildeniz yoluyla Süveys ve Akabe'ye, oradan da kara yoluyla Iskenderiye'ye ulasan yoldur. Uzak Dogu ile yapilan ticaret, Venedik ve Misirlilarin elinde bulunuyordu. Bu devletler, diger devletlerin Baharat Yolu'ndan faydalanmasini engellemeye çalismislardir.

Ilk kesif seyahatleri, Atlantik Okyanusu ve Afrika Sahillerinde 14. yüzyilin baslarinda Fransiz ve Cenevizli gemiciler tarafindan yapilmistir. Bu seyahatler sonucunda Kanarya ve Azor Adalari kesfedildi.

Kristof Kolomb, 1492'de Amerika Kitasi'na ulasti. Portekizli gemici Bartelmi Diyaz'in Ümit Burnu'nu bulmasindan sonra Vasko dö Gama, Ümit Burnu'nu dolasarak Hint Okyanusu ve Hindistan'a ulasti. Portekizli Macellan ve Del Kano, dünyayi dolasarak yuvarlakligini kanitlamislardir.


Kesiflerin Sonuçlari

*Kesifler, dünya tarihinde önemli sosyal, siyasal, ekonomik ve dini degisikliklere neden olmustur. Bu durum, kesiflerin evrensel yönünü ortaya koymaktadir.

*Eski ticaret yollari degisti. Akdeniz, dogu -bati ticaretindeki önemini kaybetti. Baharat ve Ipek Yollari önemini kaybetti. Bu durum Atlas Okyanusu Limanlarinin önem kazanmasina neden olmustur.

*Avrupalilar, yeni kesfedilen yerlerde sömürge imparatorluklari kurdular. Bu durum, kesfedilen ülkelerden Avrupa'ya altin ve gümüs basta olmak üzere bol miktarda hammadde götürülmesine neden olmustur. Bu gelismeler Avrupa'nin zenginlesmesini, hayat standartlarinin yükselmesini ve Rönesans hareketlerinin gerçeklestirilmesini saglamistir.

*Ticaretle ugrasan burjuva sinifi zenginlesmis ve Avrupa ürünleri yeni pazarlar bulmustur. Böylece daha sonraki yillarda gerçeklesecek olan Sanayi Devrimi'ne ortam hazirlanmistir.

*Kesfedilen yerlere Avrupa'dan göçler olmus, bu durum Avrupa kültür ve medeniyetinin yayilmasini saglamistir.

*Hiristiyanlik, yeni ülkelere yayilmistir. Ancak bazi bilimsel gerçeklerin ortaya çikmasi sonucunda Hiristiyanlarin dini inançlari zayiflamis, Kilise'ye güven sarsilmistir.

*Dünyanin bazi yerleri, Avrupalilar tarafindan taninmis, yeni kültürler, canlilar ve irklar ortaya çikmistir.


Cografi Kesiflerin Türk Dünyasi Üzerindeki Etkileri

Cografi Kesifler, bütün insanligi etkilemistir. Bu yönüyle evrensel bir özellige sahiptir. Akdeniz Limanlari, Cografya Kesifler sonucunda önemini kaybetti. Ancak 1869'da Süveys Kanali'nin Fransizlar tarafindan açilmasiyla bu limanlar yeniden önem kazanmistir.

Cografi Kesifler, Müslüman ülkeler açisindan büyük zararlara neden olmustur. Islam ülkeleri yoksullasmis, Türkistan Hanliklari giderek zayiflamis ve Ruslar karsisinda gerilemistir. Osmanli Imparatorlugu, Ipek ve Baharat Yollarina hakim olmasina ragmen yollarin degismesinden dolayi umduklarina ulasamamistir. Osmanli Imparatorlugu, ticaret faaliyetlerini yeniden gelistirebilmek için Avrupali devletlere kapitülasyonlar vermek zorunda kaldi.

Ayrica Osmanli topraklarinda kervan yollari boyunca faaliyet gösteren halk ve zanaatkârlar issiz kaldi. Bu durum, Osmanli Devleti'nde ekonomik sikintilara ve Celali Isyanlari'na zemin hazirlamistir.

Osmanli Devleti, Hint ticaret yolunun hakimiyeti için Portekizlilerle, Akdeniz hakimiyeti için de Ispanyollarla mücadele etti. Endonezya'da savunma ve koruma savaslari yapan Osmanli Devleti, Hiristiyan Avrupa karsisinda ''Dogu Kalkani'' haline gelmistir.

Devsirme usulünün baslama sebepleri

1) Yildirim Bayezid'in Ankara maglûbiyetinden sonra fetihlerin duraklamasi, hattâ muvakkaten (geçici olarak) gerilemesi sebebiyle yeniden esir elde edilememesi, acemi oglan ihtiyacini arttirmistir.

2) Ayrica bugün Amerikan ordusunda asker olmak için can atan çok sayida üçüncü dünya ülkesi vatandasi insanlarin mevcut oldugu inkâr edilemedigi gibi, o günün tek süper gücü olan Osmanli Devletinin en önemli ordusu olan Yeniçeri teskilatinda görev almak için Müslüman ve Hristiyan her çevreden talepler gelmeye baslamistir.

3)Bir diger önemli sebep de gayr-i müslimlerin askerlik edemeyisleri ve buna karsi cizye vergisi ödemeleri söz konusu oldugundan, gayr-i müslimler ve özellikle Osmanli hayrani Bulgar, Arnavut, Bosnali ve Ermenilerin, Osmanli ordusunda görev alma arzulari gittikçe artis göstermistir.

Iste bütün bu sebeplere dayanan Osmanli Devleti belli bir kanun ve kaide çerçevesinde, sadece gayr-i müslim Bulgar, Arnavut, Bosna yerlileri ve Ermeniler den, hem rizalari dahilinde olmak ve hem de belli bir kaide dahilinde yapilmak sartiyla, her kirk haneden bir tane 14 ilâ 18 yas arasinda genci, Osmanli ordusunun temelini teskil eden Yeniçeri teskilâtina girmek veya sarayda önemli vazifeler yapmak üzere devsirmeye baslamistir. Bu usûle devsirme adinin verildigini ve bunun kanunnamesinin hazirlandigini görüyoruz.

Usûl hakkinda bilgi vermeden evvel su bir kaç hususun bilinmesinin zaruret oldugu kanaatindeyiz:

A)Yeniçeri teskilâtina girmek veya saraya girmek, önemli bir seref olmasindan ve hattâ bu yolla Yeniçeri olan yahut saraya girenler, belli bir müddet sonra, önemli mülkî ve askerî makamlara geldiklerinden dolayi, gayr-i müslim gençlerin ve ailelerin bunu arzuladiklarini açikça görüyoruz. Diyarbekir Beylerbeyi ve sonradan da Misir Beylerbeyi olan Hüsrev Pasa, bu yükselenlere verilecek en bâriz misaldir. Hattâ Müslüman Bosnaklar, Müslüman olduklarindan dolayi kendi çocuklari devsirilmeye tâbi tutulmadigindan, israrla, bu kanun geregi çocuklarinin toplanmasini kendileri arzu etmislerdir. Israrli arzulari üzerine, Müslümanlardan sadece Bosnaklar devsirme kanununa tâbi olmuslardir. Bunlara Poturogullari denmektedir.

B) Bu devsirmeden kasit, rizasi dairesinde kalmak sartiyla, önce Müslüman Türk ailelerin yanina verilerek Müslümanlastirmak ve Türklestirmektir. Ancak, bunun zorla yapildigina dair bir sikâyet söz konusu degildir. Belki devsirmeye tâbi olmayan Yahudi, Rus ve Rumlardan "neden bizden de almiyorsunuz" seklinde sitemli arzular vardir. Bu söylediklerimiz, yükselme dönemi içindir; gerileme döneminde devsirmecilerin türlü türlü zulümler yaptiklari, maalesef dogrudur.

C) Avrupalilarin anlattigi tarzda, küçük çocuklar ana ve babalarindan zorla aliniyor degildir. Belki 14-18 yaslari arasindaki delikanlilar alinmaktadir.

D) En önemlisi de devsirme yoluyla Acemi Ocagina çocugunu veren gayr-i müslimler, belli vergilerden muaf tutuldugundan,kendi elleriyle ve hile yaparak ve hattâ devsirme memuruna rüsvet vererek çocuklarini Acemi Oglani yapmaya çalismislardir.

E) Bütün bunlarin yaninda, insan unsurunun girdigi hiçbir iste suiistimal olmamasi mümkün görünmediginden, bu konuda bazi suiistimaller olmus olabilir

Evlerimizdeki sinekler kisin nereye gidiyor?
Sineklerin her türü kisin ortadan kaybolur. Havalarin isinmasiyla birlikte ansizin ortaya çikarlar. Sinekler isiya karsi çok hassastir. Günes bulutun arkasina girdigi zaman olusan isi düsmesinden etkilenirler. Kis günlerinde yasama sanslari yoktur. Ölmeden önce yumurtalarini topraga veya kuytuya gömerler. Lavra ve yumurtalar soguktan etkilenmez. Yaz sicaklari baslayinca yumurtalar çatlar ve yine sinekli günler baslar

Ipek Yolu
Tarihi Ipek Yolu, eski Çin medeniyetini Bati’ya ulastiran önemli bir kanal olmakla birlikte, ayni zamanda Çin ve Bati arasindaki ekonomik ve kültürül temaslardaki önemli bir köprüydü.

Genel anlamdaki Ipek Yolu, Bati Han hanedani döneminde Zhang Qian tarafindan baslatilan, doguda Chang’an sehrinden baslayan, batida Roma imparatorlugunda son bulan bir kara ulasim hattidir. Iki güzergaha bölünen Ipek Yolu’nun güney güzergahi, Dunhuang ve Yangguan geçidinden geçtikten sonra batiya dogru ilerleyerek Kunlun Daglari ve Conglin Daglari’ni asar, oradan da Da Rouzi (bugünkü Xinjiang Özerk Bölgesi ve Afganistan’in kuzeydogusu), Anxi (bugünkü Iran) ve Tiaoshi (bugünkü Arap yarimadasi) üzerinden Roma Imparatorlugu’na ulasirdi. Ipek Yolu’nun kuzey güzergahi, Dunhuang ve Yumen geçidinden geçtikten sonra batiya dogru ilerleyerek Tianshan Daglari’nin (Tanri Daglari) güney eteklerinden Conglin Daglari’ni asar, oradan da Dawan ve Kangju devletleri (bugünkü Orta Asya) üzerinden güney güzergahiyla birlesirdi. Bu iki güzergah, “Kara Ipek Yolu” olarak da adlandiriliyor.

Bilinen “Ipek Yolu”nun yani sira, pek bilinmeyen iki Ipek Yolu daha var. Bulardan biri, “Güneybati Ipek Yolu” olarak adlandiriliyor. Sichuan eyaletinden baslayan bu yol, Yunnan eyaletinden sonra Iravadi Nehri’nden geçerek Burma’nin kuzeyindeki Mogoko’ya ulasir, sonra Çindvin Nehri’ni geçerek Hindistan’in kuzeydogusundaki Mopal’a, oradan da Ganj Irmagi’ni izleyerek Hindistan’in kuzeybatisindan Iran Platosu’na ulasirdi. Bu Ipek Yolu, bilinen “Kara Ipek Yolu”ndan çok daha eskiydi. Çinli arkeologlar, 1986 yilinda Sichuan eyaletine bagli Guanghan sehri yakinlarinda gizemli “Sanxing Dui” kalintilarini tespit ettiler. Bundan 3 bin yil öncesine ait oldugu anlasilan “San Xingdui” kalintilarindan 142 santim uzunlugundaki altin sopa, dört metre yüksekligindeki “Kutsal Agaç”, farkli boyutlardaki bronz insan heykelleri, büstler ve maskeler gibi Bati Asya ve Antik Yunan medeniyetlerinin özelliklerini tasiyan çok sayida tarihi eser çikarildi. Uzmanlar, bu tür tarihi eserlerin büyük olasilikla o dönemde Dogu ile Bati arasinda yapilan kültürel degisimler kapsaminda Çin’e getirildigini düsünüyorlar. Bu varsayimin dogru oldugunun tespit edilmesi durumunda, buradan geçen Ipek Yolu’nun bundan 3 bin yil önce kuruldugunu söylemek mümkün olacak.

Karadaki Ipek Yollari’nin yani sira bir de “Deniz Ipek Yolu” vardi. Guangzhou limanindan Malaka Bogazi’ni geçerek Sri Lanka, Hindistan ve Dogu Afrika’ya ulasan “Deniz Ipek Yolu”’nun Song hanedani döneminde olustugu, Dogu Afrika’daki Somali’de yapilan kazilarda çikarilan tarihi eserlerle kanitlandi.
Çin ve dünya uygarliginin baslica besigi olan ülkeleri bir araya getiren Deniz Ipek Yolu, geçtigi ülkeler arasindaki ekonomik ve ticari temaslari yogunlastirdigi için “Dogu ve Bati Arasindaki Diyalog Yolu” olarak da adlandiriliyor. Tarih kayitlara göre Marco Polo, Çin’e Deniz Ipek Yolu üzerinden gelmis, dönüste yine Çin’in Fujian eyaletine bagli Quanzhou limanindan gemiye binerek bu yolu izleyip memleketi Venedik’e dönmüstü.


Rumeli Hisari Niçin Yapildi?

RUMELI HISARI
Istanbul, surlari, ka!eleri ve kuleleri ile de meshurdur. Bunlarin bazilari Istanbul'un fethinden sonra savunma disi amaçlarla kullanilmis, yüzyillarin tesirí ile de harabeye dönmekten kurtulamamistir.

Fakat, fetihten bir yil önce yapilan Rumelihisari, bütün heybetiyle ayaktadir. Turklerin bogaz kryisina vurduklari sahip!ik mührü, silinmez damgasi olarak sapasaglam durmaktadir.

Rumelihisarin genel gorunusu

Bu eser, kale mimarisi bakimindan bir harika, Türk tarihi için kalebelgelerden biridir. Bu muazzam eser sadece 4 ay 16 günde tamamlanmistir ve bu bir rekordur. Bu kadar kisa surede yapilan hisarin üç büyük kulesi dunyanin en büyük kale burçlarina sahiptir ve bu da bugüne kadar asilamayan ikinci rekordur.


NICIN YAPILDI

Rumelihisari'nin bulundugu yer, Anadoluhísari'nin tam karsisidir. Ìki hisar arasi bogazin en dar yeridir. Yunan istílâsina çikan Pers krali Darã, M.Ü: besinci yiizyilda, 700 bin kisilik órdusunu, Anadolu'dan Avrupa yaka sina, bogazin o mevkiine kurulan yüzer köprüden geçirmisti. Geçmiste oldugu gibi gelecekte de burasi ordularin kitadan kitaya geçis yolu olabilirdi. Iki kitaya hükmetmek için bu geçidin güven altinda tutulmasi gerekiyordu.

Yildirim Bayezid 1393 yilmda Anadoluhisarini (Güzelcehisari) bunun için yaptirmisti. Fakat Tímurla yaptigi savas yüzünden bu hisari yaptirmaktaki amacina ulasamamisti.

Fatih Sultan Mehmed'in babasi Murad Han'in Rumeli'ye geçmesini engel lemek için Bizans imparatoru kadirgalari ile bu mevkii tutmustu. Iki kitaya hükmeden Türkler için bogaz geçidinin tam olarak güven altina alinmasi kaçinilmaz olmustu. Ayrica, Istanbul'u fethetmeye karar veren Sultan II. Mehmed, Bizans'in yardimina gelecek yabanci gemilere Bodaz geçidini kapamak gerektigini dusunuryordu.

Istanbul kusatmasindan bir yil önce Fatih Sultan Mehmed, Bogaziçi kiyilarinda bir kesif yaptirdi. Bogaz,in en dar yerini tespi t ettirdikten sonra hisarin yapilacagi yeri bizzat isaret etti. Hassa rnimarlariyla birlikte yapinin ana plånlarini bizzat hazirladi.

Fatih, bin duvarci ve dülger ile çok sayida amele ve harç ustasi, ayrica hi sarin yapim icin gerekecek malzemelerin ternini lçin ülkenin her yanina emir gönderdi.


BIZANS IMPARATORUNUN KORKUSU


Bizans lmparatoru Konstantin Dragazes, FatIh'in kararini ögrenince korkuya kapildi. Çünkü Fatihin asil amacini anlamisti. Derhal, en zeki ve i kna kabiliyeti olan elçiierini toplayarak Fatihe gönderdi. Bu elçllerle sehzade Orhan'a vermesi gereken ama bir süredir ödemedigi vergiyi de yollamisti.

Rumelihisari'nin plani

Bìzans elçileri uzun uzun diI dökerek, pek çok sebep sayarak, bu hisarin yapilmasina gerek olmadigini Sultana kabul ettirmeye, onu kararindan caydirmaya çalistilar. Bunun, iki devlet arasindaki anlasmalara aykiri ve tecavüz sayilacak bir hareket oldugunu da söylediler. Uslûplarinda hem rica ve gerekirse teminat vermek, vergiyi arttirmak gibi tavizler, hem de tehdit vardi. Fakat Fatihin cevabi kesin oldu.


BENIM KILICIMIN HUKMETTIGI YERLERE SIZIN IMPARATORUNUZUN HAYALLERI BILE ULASAMAZ


Bizans elcilerini dinleyen Fatih onlara su cevabi verdi: "Ey Rum çelebileri, ben size karsi bir tecavuzde ve anlasma hukumlerine aykiri bir davranista bulunmuyorum. Maksadim, size zarar vermeyecek sekilde kendi menfaatlerimi korumaktir.Taahhudune sadik kalmak, karsi tarafa zarar vermemek sartiyle, insanlarin kendi menfaatlerini gözetmeleri herhalde hakli ve herkese musaade olunan bir seydir. Biliyorsunuz ki Avrupa ve Asya gibi iki ayri kitada hukmediyorum ve her iki kitada muhaliflerim, muarizlarim coktur. Kendi memleketimizi kendi istegimizle hasimlarimiza birakmak istemiyorsak, her yerde hazir ve nazir olmak, her iki kitanin ihtiyaclarini karsilamak, savunmalarini temin etmek zorundayiz.

'' Ìmparatorunuzla Macarlar ittifak edip babamin Rumeli'ye geçisine mani olmak istedikleri zaman güç durumda kaldigimizi unuttunuz mu? Kadirgalariniz Bogaz'i kapadi.Babam Murad Han Cenevizlilerden yardim istemeye mecbur oldu. Ben o vakit pek gençtim ve Edirne'de bulunuyordum.Türkler ve bütün Müslümanlar bu tavriniz karsisinda dehsete kapildilar. Siz ise o durumda bizleri tahkire kalkti*niz Babam Rumeli'nde bir hisar yapmaya daha o zaman yemin etmisti. Iste o yemini ben yerine getiriyorurn''

''Denizlerine ve topraklarina sahip olamayan bir hükümdar utanilacakdurumlara düser. Sikãyet ettiginiz buhisari insa edecegim. Zaten yer bizimyerimizdir. Orasi, eskiden beri Asyadan Avrupa'ya geçis yolumuzdur. Barisin devamini istiyorsaniz bu meseleye karismazsiniz Sayet bizi geçis hakkindan mahrum etmek istiyorsaniz o zaman is degisir. Ama haddinizi bilir ve bizim islerimize karismazsaniz ben de barisi bozmam.. Sunu da iyice bilesiniz ki, benim kilicimin hükmettigi yerlere sizin imparatorunuzun hayalleri bile ulasamaz!''


FATIHIN MÜHRÜ


15 Nisan 1452 günü-hisarin insaatina baslandi. Güzel bir organizasyon ve is bölümü yápilmisti. Her bölümün insaasi bi r pasanin denetimine veriImis, Fatih, deniz tarafina düsen bölümün insaatini bizzat üzerine almisti. Denizden bakildigi zaman sag tarafta kalan kulenin yapimina Saruca Papa, sol taraftakinin yapimina Zagnos Papa, kiyidaki kulenin yapilmina ise Halil Pasa nezaret etmisti. Bugün bu kuleler bu pasalarin adlarini tasiyor.

Hisarin yapimi içiri gereken keresteler iznik'ten, Karadeniz Ereglisi'nden; tas ve kireç yine Anadolu'dan ve civardan temin edilmisti.
Fatih, insaatta görev alan isçi, usta, memur ve pasalar arasinda bir rekabet, bir yaris havasi estirmis, hiçbir masraftan kaçinmamis, böylece, i Ikbaharda insaatina baslanan hisar, yaz bitmeden, 31 Agustos günü, yani 4 ay 16 günde tammlanmisti. Bu kadar kisa bir surede meydana gelen büyük eser karsisinda dost dusman hayranligini gizleyememis, Bizans ise basina nelerin gelecegini íyice anlamisti.

Zemin katlari ile birlikte Saruca Papa ve Halil Pasa kuleleri dokuzar kat, Zagnos Pasa kulesi sekiz kat ìdi. Saruca Pasa kulesinin çapi 23,30 m. duvar'kalinligi 7 m. yüksekligi 28 metredir. Zagnos Pasa kulesinin çapi 26,70 m. duvar kalinligi 5,70 m. yiiksekligi 21 metredir. Halil Pasa kulesinin çapi da.23,30 m. duvar kalinligi 6,5 m. ve yüksekligi 22 metredir.

Buyük kulelerí birlestiren çevirme duvarlarinin kuzeyden güneye uzunlugu 250, dogudan batiya uzunlugu ise 125 metredir. Güneye bakan kulenin yakininda, cephane ve erzak mahzenlerine giden yollarin ucunda, iki gizli kaprsi vardir.

Hisar, yukaridan bütünü ile seyredildigi zaman eski yazi ile `Mehmed' ismí okunur. Fatih Sultan Mehmed, istanbul'a ilk mührünü, ismini kale ile yazmak suretiyle vurmustur.


BARIS ANTLASMASI BOZULUYOR


Bizansla baris anlasmasi daha hisarirn yapimi sirasinda bozuldu. Hisar civarindaki tarlalarda çalisan Rumlar askerlere geçis izni vermek ístemedikleri için anlasmazlik çikmis, anlasmazIik çatismaya dönüsmüs ve birkaç Rum ölmüstü. Bunun üzerine Bizans imparatoru Ístanbul kapilarini kapadi ve sehirdeki bütun

Türkleri hapsettirdì. Sultan Mehmed, bunu, baris anlasmasinin bozulmasi ve harp ilâni için hakli bir sebep saydi.

Insaati biten hísara, Firuzaga kumandasinda 400 yeniçeri, denize en yakin olan Halil Pasa kulesine büyük toplar Yerlestirdi. Firuzaga, Bogaz'dan geçecek gemileri kontrol etmekle, vergi almakla, emrini dinlemeyen gemileri top atesiyle batirmakla göreviendirildi.

Firuzaga görevi aldiktan bir suresonra, Karadeniz'den gelen ve ticaret esyasi yüklü bir Venedik gemisi, hisardan verilen 'dur' emrini dinlemeden geçip gitmek istedi. Morosini adini tasiyan gemi kaptani, isabet almadan hizla uzaklasabilecegini sanmisti. Çünkü rüzgâr uygun yönden ve olduk*ça siddetli esiyordu. Ama, üzerine yagan güllelerle kisa bir zamanda sulara gömülmekten kurtulamadi.

Bogaz geçisini kestigi için Fatih tarafindan BOGAZKESEN adi verilen hisara, daha sonra Rumelihisari dendi. Anadolu yakasindaki GÜZELCEHÌSAR da Anadoluhisari adini aldi.

Rumelihisari'nin eski gorunusu

Hisarin yapimindan sonra Bogazkesenden ayrilan Fatih, Istanbul surlarini çevreleyen hendeklerin kesfini yaparak Edirne'ye ulasti. Artik fetih plânini hazirlayacak ve gecikmeden uygulayacakti.

Fetihten sonra Rumelìhisari bir sure daha Bogaz'dan geçen gemilerin kontrolü için kullanildi. Daha sonra çegitli hizmetler için, 17. yilzyilda da hapishane olarak degeriendirildi. 1746 da çikan bir yanginla ahsap kismi harap oldu. I. Mahmud tarafindan tamir edilen hisarin kulelerini örten ahsap külâhlar yikilinca, kale içi kúçük ahsap evlerle doldu.

Hisarin yalniz ahsap kisimlari harap olmustu. Istanbul'un fethi için emniyet kalesi olarak yapilan ve beklenen hizmeti lâyikiyle saglayan hisar harap halde birakilamazdi. 1953 yilinda I hükümet tarafindan kurulan ve alti kisiden olusan bir heyet, hisarin onarimi için gereken çalismalari baslatti. Kale içinde bulunan evler kamulastirildi ve yikildi.

Rumelihisari bugün müze ve tarihi piyeslerin oynandigi bir açik hava tiyatrosu haline getirilmistir. Bogaz kiyisinda, yalniz Türkiye'nin degil bütün dünyanin en güzel hisari olarak hayranlik uyandirmakta, gurur ve güven vermektedir.

Alevilik Nedir? Ve Nasil Dogdu?
Aleviligin kökeni genel olarak Hz. Muhammed’in vefati sonrasinda yasanan gelismelere dayanmaktadir. Ancak Anadolu Aleviligi ele alinirken islamöncesi ve sonrasi birçok farkli dinsel ve kültürel unsuru da gözden kaçirmamak gerekmektedir.Önce Aleviligin dogusuna yolaçan gelismeleri görelim:

Hz. Muhammed’in vefati sonrasinda ortaya çikan kimin halife olacagi sorunu, Alevi-sünni meselesinin ilk tohumlarini atmistir. Hz. Muhammed daha sagliginda birçok kez Hz. Ali’nin halefi olacagini vurgulamisti. Hz. Muhammed’in soyu, kizi Hz. Fatima’yi es olarak verdigi Hz. Ali’den devam etmisti.Hz. Muhammed Mekke’ye Hicret ettigi zaman da ailesine ve islerine bakmak üzere Hz. Ali’yi yerine birakmisti. Üstelik Peygamber Hz. Ali’nin katildigi hemen hemen bütün savaslarda onu komutan olarak atamistir.

Bilindigi üzere Hz. Muhammed Veda Hacci dönüsünde (632) Gadîru Hum adli yerde beraberindeki müslümanlarla konaklayarak bir konusma yapmis ve bu konusmasinda kendisinden sonra amcasioglu ve damadi Hz. Ali’nin müslümanlara önder yani halife tayin oldugunu ifade etmisti. Orada aralarinda Ikinci Halife Ömer’in de bulundugu müslümanlar bundan dolayi Hz. Ali’yi kutlamislardi.

Ölmeden önce Hz. Muhammed “Bana bir kalem ve kagit getirin size bir vasiyet yazdirayim ki, benden sonra ihtilafa düsmeyesiniz.” demis ancak bu istegi yerine getirilmemis ve Peygamber vasiyetini yazamadan vefat etmisti. Daha sonra Hz. Ali ve diger aile üyeleri Peygamberin defin isleriyle ugrasirken, Ebu Bekir ve Ömer’in de aralarinda bulundugu ensar ve muhacirin ileri gelenleri iktidar kavgasina baslamislardi bile. Bu iktidar mücadelesi Ebu Bekir’in halife olmasi ile sonuçlanmis, daha sonra sirasiyle Ömer ve Osman halife olmuslardir. Sonuç olarak bu üç kisinin halifelikleri, deyim yerindeyse Peygamberin Ehli Beytine ragmen gerçeklesmis, bu nedenle yüzyillardir tartisilagelmistir. Hz. Ali ve Hz. Fatima bu halifelikleri onaylamamakla birlikte, iktidar ugruna gerginlik yaratmaktan da kaçinmislar, bu haksizligi sineye çekmeyi uygun görmüslerdir.

Alevi-Sünni meselesinin ilk çikisi özetlemege çalistigimiz bu halifelik meselesine dayanir. Ehli Beytin basina gelenler ve bunlardan en önemlisi Kerbela Olayi ise Aleviligin siyasal ve düsünsel bakimlardan daha da olgunlasmasina ve Araplar disindaki diger uluslar arasinda da yayilmasina neden olmustur.Simdi bu gelismeleri görelim:

Osman’in halifelik dönemi (644-656), daha önce tohumlari ekilmis bulunan bölünmelerin, problemlerin su yüzüne çiktigi bir dönem olmustur. Halife Osman’in yönetiminde akrabalarina, yani Emevi ailesine gösterdigi asiri yakinlik ve valiliklere onlari tayin etmesi ve diger suistimaller ona karsi Irak, Misir, Hicaz ve Surite’de yogun bir hosnutsuzluk duyulmasina yolaçmistir. Valileri halka kötü davraniyor olmalarina ragmen onlari koruyucu bir tutum takinmis, sonuçta Misir, Basra ve Kûfe’den yola çikan gruplar Halife Osman’in evini kusatarak onu öldürmüslerdir.(656)

Üçüncü Halife Osman’in öldürülmesi sonrasi Hz. Ali halifeligi sahabenin israrlari üzerine kabul etmistir. Hz. Ali iç karisikliklarin çok yogun oldugu bir dönemde ve bu karisikliklari sonlandirmak amaciyla halifelik görevini kabul etmistir. Daha önce Osman’in aleyhinde bulunmus olan Hz. Muhammed’in eslerinden Ayse, Talha ve Zübeyr, Hz. Ali’nin halife olmasi sonrasinda onu Osman’in ölümünden sorumlu tutarak Cemel savasina yolaçmislardir. Cemel Savasi Hz. Ali’nin galibiyetiyle sonuçlanmistir. Hz. Ali bu olaydan sonra Sam’da hüküm sürmekte olan ve kendisine biat etmeyi reddeden Sam Valisi Muaviye sorununun çözümüne giristi. Muaviye, Hz. Ali’yi Osman’in ölümünden sorumlu tutuyor ve Sam’da bunun propagandasini yapiyordu. Hz. Ali’nin uyarilari sonuçsuz kalinca Hz. Ali ve Muaviye Ordulari arasinda Siffin Savasi (657) baslamis oldu. Hz. Ali’nin ordusu savasi kazanmak üzereyken, Muaviye’nin yakin adami Amr Ibn-ül As’in, askerlerin mizraklarinin ucuna Kuran sayfalarini baglatarak “Allahin kitabi sizinle bizim aramizda hakem olsun.” diye bagirtmasi sonucu Hz. Ali’nin ordusu saldiriyi durdurdu. Bu sekilde Amr’in hilesi ise yaramis ve iki taraftan hakemler seçilmis, bir sonuca ulasilamamistir. Burada Hz. Ali’nin ordusundan ayrilan bir grup da Hariciler adini almislardir. Böylece müslümanlar Hz. Ali yandaslari, Muaviye yandaslari ve Hariciler olmak üzere üçe bölünmüs oluyorlardi. Hz. Ali vefatindan önce Haricilere yönelik askeri bir harekat düzenlemis, önemli bir bölümünü yok etmisti. 24 Ocak 661’de ise Hz. Ali, Ibn Mülcem adli bir harici tarafindan ugradigi saldiri sonucunda sehid olmustur.

Bu sekilde Emevi hükümdari Muaviye iktidara yönelik siyasal amaçlarini ne pahasina olursa olsun elde etmeye ugrasmis, Siffin’de Hz. Ali’ye yenilecegini anlayinca hileye basvurmus ve Hz. Ali’nin vefati ile Emevi saltanatini kurma amacina ulasmistir. Hz. Ali’nin vefati sonrasi Sam ve Misir disinda bütün eyaletler Hz. Hasan’a biat etmislerdi. Muaviye kendi iktidari için tehlikeli saydigi Hz. Hasan’i zehirletmekten de çekinmedi. Muaviye, Ehli Beyte ve Hz. Ali yandaslarina her türlü eziyeti yaptirmis, camilerde Hz. Ali’ye lanet okutmus ve kendisinden sonra oglu Yezid’in halife olmasini saglamak yoluna gitmisti. Hz. Hasan’in zehirletilmesiyle Yezid’in önünde en büyük engel olarak Hz. Hüseyin bulunmaktaydi.

Yezid ilk is olarak Medine Valisi ve akrabasi Velid’e bir mektup yazarak, özellikle Hz. Hüseyin’in muhakkak kendisine uymasinin saglanmasini, bunu reddederse öldürülmesini emrediyordu. Dogal olarak Hz. Hüseyin’in Yezid gibi bir zalime itaat etmesi mümkün degildi. Hz. Hüseyin, Muhammed Hanefi’nin de tavsiyesiyle 4 Mayis 680 gecesi, bütün aile fertlerini yanina alarak Mekke’ye gitti. Ayrica, Hz. Hüseyin’in Yezid’e biat etmedigini ve Mekke’ye gittigini ögrenen Kûfeliler de Hz. Hüseyin’e elçiler göndererek Kûfe’ye davet ile kendisini halife olarak taniyacaklarini bildirdiler. Bunun üzerine Hz. Hüseyin amcaoglu Müslim’i uygun bir ortam saglamak için Kûfe’ye gönderdiyse de Müslim Yezid’in adamlarinca yakalanarak idam edildi. Hz. Hüseyin Mekke’den Kûfe’ye dogru yola çiktigi sirada Müslim öldürülmüstü.

Hz. Hüseyin ve beraberindekiler Kerbela’ya geldiklerinde hem susuz birakilmis, hem de binlerce kisilik ordu tarafindan sarilmis durumdaydilar. Yezid’in Kûfe valisi Ubeydullah, Hz. Hüseyin’in geri dönmek, Yezid’le görüsmek veya islam sinirlarindan birine gitmek isteklerinden hiçbirini kabul etmedi. Esasen onun görevi Yezid’in emrini yerine getirmek, yani Hz. Hüseyin’i öldürmekti. Çünkü biliyordu ki Hz. Hüseyin yasadigi sürece efendisi Yezid’e rahat yoktu. Sözde müslümanlardan olusan koskoca bir ordu iktidar ugruna kendi dinlerini kuran Peygamberin torununu ve ailesini katletmeye kararliydi.

Nihayet 10 Ekim 680 (Hicri 10 Muharrem 61) günü Hz. Hüseyin son hazirliklarini yapti ve Yezid’in ordusuna yaklasarak hitab etmek istediyse de, bu anlamli konusma Yezid’in ordusunu pek etkilemedi. Çok dengesiz bir sekilde baslayan savasta Hz. Hüseyin’in 23 süvari ve 40 piyadeden olusan savasçilari ögleden sonraya gelindiginde gittikçe azalmis bulunuyordu. Hz. Hüseyin de bu az sayida insanla yaya olarak savasiyordu. Sonunda Simr’in emriyle her yandan hücum edilerek Hz. Hüseyin sehid edildi.Sonra çadirlar yagma edildi, hasta olan Imam Zeynel Abidin de öldürülmek istendiyse de engellendi. Bu çirkin savasin en küçük kurbani ise daha alti aylik bir bebek olan Hz. Hüseyin’in oglu Ali Asgar’di. Hz. Hüseyin tarafinda sehid olanlar yetmis iki kisi idi.

Kerbela olayi yüzyillara damgasini vurmus bir tarihsel olaydir. Bu olay o zamanki müslüman memleketleri halklarini o kadar etkiledi ki Emevi saltanati kökünden sarsildi. Kerbela Olayi Iran ve Hicaz’da duyulunca halkta Emevilere karsi büyük bir kin olustu ve isyan hareketleri basgösterdi. Yezid’in Mekke ve Medine’ye saldirmasi ise bardagi tasiran son damla oldu. Özet olarak , camilerde Hz. Ali’ye küfür ettirilmesi, önce Hz Hasan’in daha sonra da Hz. Hüseyin ve ailesinin ki Peygamberin soyu onlardan devam ediyordu, acimasizca öldürülmeleri, Emevi Hanedanina karsi muhalif bir düsünsel ve siyasal temeli olan bir harekete yolaçti. Bu harekete Hz.Ali yandasligi veya Alevilik demek mümkündür.

Niye Telefonda ALO Deriz?
Telefonda hemen hemen her gün kim bilir kaç kez kullandigimiz "Alo" sözcügü, gerçekte bir sevgilinin kisaltilmis adidir.
Sevgilinin tam adi Allessandra Lolita Oswaldo'dur. Bu sevimli genç kiz, telefonu icat eden, A.Graham Bell'in sevgilisiydi.

Graham Bell telefonu icat edince ilk hatti sevgilisinin evine çekmisti. Atölyesinde telefon çalinca arayanin Allessandra Lolita Oswaldo'dan baskasi olamayacagini bildiginden Graham Bell, telefonu açar açmaz "Allessandra Lolita Oswaldo" diyordu.

Bell, zamanla sevgilisine, adini kisaltarak hitap etmeye basladi ve telefonu her açisinda onu "Ale Lolos" diye karsiladi. Çalismalari uzadikça Graham Bell, sevgilisinin adini daha da kisaltti ve öne iki heceli bir ad buldu. Bu kisa ad "Alo" idi.

Allessandra Lolita Oswaldo, gelistirip, tüm kente yaymaya çalistigi telefondan baska birsey düsünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsiz olmaya baslayinca Graham Bell'i telefonuyla bas basa birakip onu terk etti.

Yasli Bell, sevgilisinin birgün onu arayacagi umuduyla telefonun basindan ayrilmadi. Kentte çekilen telefon hatlarinin sayisi da giderek artmaya baslamisti. Graham Bell'i artik baska kisiler de ariyordu. Fakat o, telefonun her çalisinda kendisini sevgilisinin aradigini sanarak telefonunu "Alo" diyerek açiyor ve artik herkes "Alo" diyordu.

O günlerde hemen herkes telefonu açtiklarinda Alexander Graham Bell'in anisina saygi olarak "Alo" demeye basladi. Bugün tümümüzün kullandigi "Alo" sözcügü iste o günlerden günümüze uzanmaktadir.

Mermi gerçekten suya islemez mi?
Filmlerde saldiriya ugrayan kahraman hemen suya dalar. Peki bu gerçekten kahramani kurtarabilir mi? Kursunun islememesi için ne kadar derinlere dalmalidir?

Evet kurtarir. Hem de kahramanin kurtulmasi için bir kaç santimlik derinlige dalmasi yeterli olabilir. Sinema filmlerinde abartildigi sanilan bu garip gerçek aslinda bilimsel olarak da formüle edebilecek bir fiziksel gerçege yani maddelerin yogunluk oranina dayaniyor.

SU HAVADAN 700 KEZ DAHA YOGUNDUR
Herhangi bir ortamda yol alan nesne bir direnç ile karsilasir ve bu kuvvet hizini keser. Su gibi yogunlugu fazla olan ortamlarda, bu direnç kuvveti havadan daha büyüktür. Su havadan 700 kez daha yogundur. Mermi üzerindeki direnç kuvveti, hizin karesi ile ölçülür ve ayni zamanda hareket halindeki gövdenin yüzey alani ile orantilidir.

Bu bilgilerin isigi altinda kursunun hareketinin denklemini kurabiliriz. Bu da hizinin azaldigi mesafeyi verir. Bu formülü kurmak için merminin kütlesi ve boyutu, suyun yogunlugu ve direncin katsayisi gerekir.

Hizi saniyede 300 metre olan tipik bir mermi için suda yavaslayacagi derinlik birkaç metredir. Dolayisiyla yüzeyden 3 metre derinlige dalmak yeterlidir.

BIR KAÇ SANTIM DALMAK YETERLI

Eger kötü adamlar suyun kenarindan ates ediyorsa, esas çocugun birkaç cm derine dalmasi yeterlidir, çünkü mermi küçük bir silahtan çikar mermi su üzerinde sektirilen tas gibi seker gider. Eger kötü adamlar uçaktan ates ediyorsa, kursunlar suya daha dik bir açidan geliyordur. Bu durumda bile.50 mm zirh delen bir kursun suda ancak 30 cm'ye kadar isler.

Çinlilerin gözleri neden çekiktir?
Yalniz çinlilerin degil, Orta ve Güneydogu Asya'da yasayanlarin, japonlarin hatta Eskimolarin da gözleri çekiktir. Aslinda göz yapisi bütün dünyada aynidir. Farki yaratan göz kapaklaridir. Çekik gözlü diye nitelendirilen irklarda gözün üzerindeki göz kapaginin ikinci kivrimi, gözün üstüne daha çok inmistir. Bazi teorilere göre bu kivrim insanlarin gözlerini yogun kar tabakasinin, göz kamastiran isigindan korumak için bir çesit kar gözlügü gibi gelismistir. Çinde ve öteki bölgelerde her ne kadar yogun kar yagmiyorsa da onlarin atalarinin buzul çaginda kuzeyde yasadiklari daha sonra güneye indikleri kanitlanmistir. Yalniz gözleri degil, burunlari da rüzgara karsi korunmak için küçülmüs, burun delikleri sogugu engellemek için daralmistir. Ciltleri de koruma amaçli olarak yaglidir. Göz kapaklari da yaglidir. Gözü ve iç tabakalarini kara ve buza karsi korur. Yani çekik gözlü degil, düsük göz kapakli, de
mek daha dogrudur

Yagmurda karincalara niçin bir sey olmuyor?
Bir karincayi alin, suyun içine batirin, saatlerce tutun ölmez. Sudan çikardiginizda ölü gibi görünür ama birkaç saat içinde kendine gelir. Biz insanlar böyle suya batirilsak, nefes alamadigimiz için oksijensizlikten ölürüz ama su karincalarin çok ince olan nefes tüplerinden içeri giremez. Karbondioksitten narkoz yemis gibi olurlar.

Tabii ki bu süre çok uzarsa onlar da ölürler ama dayanma süreleri inanilmazdir. Ne var ki, karincalar yagmur ve seller altinda bu sekilde nefeslerini tutarak mücadele vermiyorlar. Yagmuru hissedince yuvalarina giriyorlar ve giris yollarini tikiyorlar.

Ates karincasi denilen bir türünde ise karincalar birbirlerine tutunarak sel sularinin üstünde yüzüyorlar. Bir yerde karaya vurup çikiyorlar. Tabii kraliçe karinca ortada, yüksekte ve mümkün oldugunca kuru tutuluyor. Karinca yuvalari insaat teknigi olarak örnektirler. Yuvanin girisine bagli ve buradaki suyu alip baska tarafa verebilen birçok tünel daha insa ederler.

Bazilari ise yuvalarinin üstünü öyle saglam kapatirlar ki, sel sularinin bir evin çatisinin üstünden asmasi gibi geçip giderler. Yine de bir aksilik olur, yuva su ile dolarsa, karincalar çöp ve yaprak parçalarina veya yukarida belirtildigi gibi birbirlerine tutunup yüzebilirler. Çok siddetliyagmurdan sonra olusan çamur tünellerini kapattigi zaman ise yuvalarini yeniden insa etmek zorunda kalirlar.

Gündelik hayatta artik yaygin olarak kullanilan mikrodalga firinlarin kapaklarinda kaçak yapmamalari, insanlara zarar vermemeleri için özel tedbirler alinir. Ancak bir mikrodalga firinina girmis karincaya, firin çalistigi sürece bir zarar gelmeyecegini biliyor muydunuz? Mikrodalga firinlarinda isin yogunlugu bir noktaya göre ayarlidir. Bu nokta hemen hemen firinin ortasidir.

Bu nedenle yiyecek, her tarafi esit pissin diye ortada dönen bir tabla üzerine konulur. Karincalar firinda isinlarin daha az yogun oldugu bölgeleri hissederler. Zaten sicak bölgelere girseler de, vücut yüzey alanlarinin hacimlerine oranla yüksek olmasi nedeni ile ilik bölgeyi bulana kadar kendilerine zarar gelmez.......

GENEL KÜLTÜR --- Soru ve Cevaplari
Soru 1 : Müslümanlarin dünyadaki nüfusu ne kadardir?
Cevap : Yaklasik 1,5 milyar kadar, dünya nüfusunun dörtte biri kadar

Soru 2 : Imsak ne demektir?
Cevap : Sahurun bitimi, orucun baslama vaktidir.

Soru 3 : Sahur ne demektir?
Cevap : Oruç tutmak maksadiyla gece kalkilip, en geç imsak vaktine kadar yenilen yemegin adi.

Soru 4 : Günümüzde nüfusu en fazla olan Islam ülkesi hangisidir?
Cevap : Endonezya

Soru 5 : Hicri takvim nedir ve kim baslatmistir?
Cevap : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Mekke’den Medine’ye hicretini baslangiç kabul eden
ve aya göre hesap edilen takvimdir. Hz. Ömer (r.a.) baslatmistir.

Soru 6 : Ravza-i Mudahhara nedir?
Cevap : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mübarek kabirleri ile minberi arasindaki yerin adi

Soru 7 : Hicri takvim ile Miladi takvim arasindaki fark nedir?
Cevap : Hicri Takvim; Peygamberimiz (s.a.v.)’in hicretiyle baslar, hesaplamalar aya göredir.
Miladi takvim; Hz. Isa (a.s.)’in dogumuyla baslar, günese göre ayarlanmistir.

Soru 8 : Ilk defa dünya haritasini kim çizmistir?
Cevap : Piri Reis

Soru 9 : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i övmek için yazilan siire ne ad verilir?
Cevap : Nati Serif

Soru 10 : Kaside-i Bürde’nin sahibi sair Kab Bin Züheyr (r.a.)’a Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in
verdigi (hediye ettigi) hirka bugün nerede muhafaza edilmektedir?
Cevap : Istanbul-Topkapi sarayi Hirka-i Saadet dairesinde

Soru 11 : Rasulüllah (s.a.v.)’in Veysel Karani’ye hediye olarak biraktigi, Hz. Ömer (r.a.) ve
Hz. Ali (r.a.)’in bu vasiyeti yerine getirerek ulastirilan Hirkasi bu gün nerededir?
Cevap : Istanbul’da Hirka-i Serif Camiinde bulunmaktadir

Soru 12 : Keçeli Halil adinda bir zat, yemegi cani istedigi bir seyin parasini bir kenara ayirarak sonunda
biriktirdigi bu paralarla bir mescit insa ettirmistir. Bu mescidin adi nedir ve nerededir?
Cevap : Sanki Yedim Mescidi. Fatih Camisinin Dogusunda

Soru 13 : Dünyaca ünlü iki müslüman boks sampiyonunun adi nedir?
Cevap : Muhammed Ali (Cassius Clay), Malik Abdülaziz (Mike Tyson)

Soru 14 : Ikinci dünya savasinda hangi ülkeye Atom bombasi atilmistir ve atilan sehirler hangileridir?
Cevap : Japonya, Hirosima ve Nagasaki

Soru 15 : Top ile oynanan bes adet spor dali sayiniz?
Cevap : Futbol, Basketbol, Voleybol, Hentbol, Rugby

Soru 16 : Futbol maçlarinda oynanan topun Fifa kurallarina göre agirligi ne kadar olmalidir?
Cevap : 452 gram

Soru 17 : Futbol sahasinin büyüklügü ne kadardir?
Cevap : 50 metre X 100 metre

Soru 18 : Yetmisli yillarin sonunda Islam’i seçen ünlü pop sanatçisi kimdir?
Cevap : Yusuf Islam (Cat Stevens)

Soru 19 : Müslüman olan ünlü deniz bilimcisi ve arastirmacisi olan adamin adi nedir?
Cevap : Kaptan Custeau

Soru 20 : Avustralya adasinin en taninmis hayvaninin ismi nedir?
Cevap : Kanguru

Soru 21 : Istanbul ilimizde bulunan asma köprülerin isimleri nelerdir?
Cevap : Bogaz Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü

Soru 22 : Baskent Ankara’da bulunan uluslar arasi hava limanimizin adi nedir?
Cevap : Ankara Esenboga Hava limani

Soru 23 : Fransa ile Ingiltere’yi bir birine baglayan tünelin adi nedir?
Cevap : Manch Tüneli

Soru 24 : Bulundugumuz çagda Islam dini en fazla hangi kitalarda daha fazla yaygindir?
Cevap : Asya ve Afrika

Soru 25 : Futbol toplam kaç kisi ile oynanir?
Cevap : 22 kisi

Soru 26 : Almanya’da bulunan minareli en büyük cami hangi sehirdedir?
Cevap : Mannheim’de (2500 kisilik)

Soru 27 : Papa II. Jan Paul hangi Hiristiyan mezhebinin lideridir?
Cevap : Katolik mezhebi

Soru 28 : Her sinif ve kademedeki insanlarin düsünce ve davranislarinda yanlisi degil dogruyu,
zararliyi degil faydaliyi, zulmü degil adaleti, kötüyü degil iyiyi seçip, uygun vasitalarla,
ameli meleke kazandirmaya ne denir?
Cevap : Egitim

Soru 29 : Ankara ilimizin araba ve sehir kod numarasi kaçtir?
Cevap : 06

Soru 30 : Bakü hangi devletin baskentidir?
Cevap : Azerbaycan

Soru 31 : Endonezya devleti hangi kitadadir?
Cevap : Asya

Soru 32 : Genellikle yeni ismi ile anilan Hatay ilimizin eski ismi nedir?
Cevap : Antakya

Soru 33 : Türkiye’nin en büyük gölü hangisidir?
Cevap : Van Gölü

Soru 34 : Türkiye’nin yüzölçümü kaç kilometre karedir?
Cevap : 779.452 kilometre karedir.

Soru 35 : Türkiye’nin en yüksek dagi hangisidir?
Cevap : Agri Dagi (5165 metre)

Soru 36 : Türkiye’de bulunan iki akarsuyun adini söyleyiniz?
Cevap : Dicle ve Firat

Soru 37 : Toros daglari Türkiye’nin hangi bölgesindedir?
Cevap : Akdeniz

Soru 38 : Hollanda’nin baskenti nedir?
Cevap : Amsterdam

Soru 39 : Dünyanin en uzun nehrinin adi nedir?
Cevap : Nil nehri (Afrika kitasinda)

Soru 40 : Semerkant hangi ülkenin sinirlari içindedir?
Cevap : Özbekistan

Soru 41 : Dogu Roma imparatoru Rasulüllah (s.a.v.)’in mektubunu okumadan önce,
o sirada Sam’da ticaret için bulunan Ebu Süfyan’dan bilgi aldi. Onun yalan
söylemeyen emin bir insan oldugunu ögrendi ve ona: “Insanlara yalan söylemeyen
birisinin Allah’a yalan söylemesi mümkün degildir” dedi. Bu imparator kimdir?
Cevap : Herakliyus

Soru 42 : Ispanya’da geçmiste kurulmus olan Islam devletinin adi nedir?
Cevap : Endülüs Emevi Devleti

Soru 43 : Afrika’nin kuzeyinde, Akdeniz’in kiyisinda 1.750.000 kilometre kare genislikte
olan ve nüfusu yaklasik 3.100.000 olan ülke hangisidir?
Cevap : Libya

Soru 44 : 18.asirda yasamis Fransiz komutan ve devlet adami, askeri bir egitim gördükten
sonra orduya katildi. Önemli askeri basarilardan dolayi kisa sürede Tuggenerallige
yükseldi. Daha sonra 15 sene diktatörlük yapti. Kendisine has kisiligi ile taninan,
koydugu kanunlarla 1789 Fransiz devrimini bütün Avrupa’ya yaymistir.
Bu diktatör Fransiz devlet adami kimdir?
Cevap : Napolyon Bonaparte

Soru 45 : Hayvanlar kaç yapiya sahiptir?
Cevap : Iki yapiya sahiptirler; His ve Irade

Soru 46 : “Zaman ihtiyarladikça Kur’an gençlesiyor” sözü kime aittir?
Cevap : Bediüzzaman Saidi Nursi

Soru 47 : Islami yilbasi hangi ay ile baslar?
Cevap : Muharrem ayi ile

Soru 48 : Bir gayeyi gerçeklestirmek ve bir davayi hakim kilmak için, hiyararsik bir
yapi içinde bir araya gelerek faaliyet gösteren topluluga ne denir?
Cevap : Teskilat

Soru 49 : Kaç yilda bir Subat ayi 29 çeker?
Cevap : 4 yilda bir

Soru 50 : Eskiden Islam dünyasinin ilim besigi olan Kufe sehri hangi devlet sinirlari içindedir?
Cevap : Irak

Soru 51 : Cumhuriyet döneminde bir süre Ezan Türkçe okunmustur. Hangi tarihler arasi
okunmustur ve kimin dönemindedir?
Cevap : 1932-1950 yillari arsinda Ismet Inönü döneminde

Soru 52 : 165 tane dik çivinin üzerine sirt üstü yatarak gögsünde 35 kilo agirligindaki
betonu kirdirtan ve yine sirtinda takoz parçalattiran
Cevap : Yilmaz Aydin

Soru 53 : Eski güresçilerimizden olup Amerika’da katildigi bir sampiyonada birincilikler
alan ve kendisine “benimle evlenirsen milyarlarim senin olur” diyen Amerikali
bir bayana “Bire hatun biz buraya damizlik için mi geldik” diyen pehlivanimiz kimdir?
Cevap : Koca Yusuf

Soru 54 : Diger bir adi “Küçük Asya”dir. Kuzeyinde Marmara denizi ve Kara Deniz,Dogusunda
Gürcistan, Nahçivan ve Iran, Güneyinde Irak, Suriye ve Akdeniz, batisinda ise
Ege denizi ile çevrilidir. Yüzölçümü 756.855 kilometre karedir. Firat, Dicle, Kizilirmak,
Yesilirmak ve Sakarya önemli akarsularidir. En yüksek yeri 5165 metre ile Agri dagidir.
Zengin bir tarihi olup, jeopolitik açidan da son derece büyük bir öneme sahip olan bu
bölgenin adi nedir?
Cevap : Anadolu

Soru 55 : Aya ilk defa kaç yilinda ve kim ayak basti?
Cevap : 1969 yilinda Neil Armstrong

Soru 56 : Iki nehir anlamina gelen, Firat ve Dicle nehirleri arasindaki topraklara daha genis anlamda
Sattülarabin iki yakasinda ve Iran yaylasinin bati eteginde bulunan ülkelere tarih boyunca
verilen isimdir.Uygarliklarin merkezi olmus ve ev sahipligi yapmis olan bu bölgenin adi nedir?
Cevap : Mezopotamya

Soru 57 : 1940 yilinda Ankara’da dogdu. Istanbul Üniversitesi Alman Filojisini bitirdi. Çesitli devlet
görevlerinde çalisti, TRT de görev yapti. Lise ögrenciliginde edebiyat hayatina basladi.
Aci adli bir dergi çikardi ve edebiyati Dirilis ve Mavera dergilerinde isledi. Müslümanca
bir duyarliligin agir bastigi siirine sembolik bir alegorik duyguhakimdir. Kitaplarindan
bazilari; Isaret çocuklari Yedi güzel, Korku ve Yakaristir. 1987 yilinda Pankreas
kanserinden vefat eden sairimiz kimdir?
Cevap : Cahit Zarifoglu

Soru 58 : Hak, Hakki üstün tutan sistemlerde su dört seyden dogar; a-Dogustan haklar,
b-Emek karsiligi haklar, c-Adalet geregi haklar, d-Anlasmalar geregi haklar.
Simdi kuvveti üstün tutan sistemlerde Hakkin hangi seylerden dogdugunu siz söyleyiniz?
Cevap : Kuvvet, Çogunluk, Imtiyaz ve Çikar

Soru 59 : Toplam talebin toplam arzdan fazla olmasi, buna bagli olarak fiyatlarin yükselmesine
dayanan ekonomik dengesizlik, paranin degerinin düsmesi ve alim gücünün azalmasi
olayina ne ad verilir?
Cevap : Enflasyon

Soru 60 : Toplum yapisinin seklini, gelisimini ve degisimini inceleyen, bilimsel metot ve arastirma
teknikleri kullanarak, toplum yapisinda meydana gelen olaylari yorumlayan, teoriler
gelistiren ve kendi kavramlari ile kanunlara ulasan bilim dalina ne denir?
Cevap : Sosyoloji

Soru 61 : Kisinin hastalik, kaza, hapis, bunalim gibi ruhi ve bedeni yaralanmalardan sonra karsilastigi
güçlükleri yenmesine yardim ederek, kendi kendine yeter duruma gelmesine nedir?
Cevap : Rehabilitasyon

Soru 62 : Dünya üzerinde degisik ekonomik sistemler vardir. Bu ekonomik sistemler faiz açisindan
tanimlanabilir.Faizin serbest, piyasa ve karin da serbest oldugu sistem ile, faizin yasak
piyasa ve karin da yasak oldugu sistemler vardir. Birde faizin yasak, piyasa ve karin
serbest oldugu sistem vardir. Tarif edilen bu üç sistemin adlarini yaziniz?
Cevap : Kapitalizm, Komünizm, Islam

Soru 63 : Bir çok medeniyete ev sahipligi yapmis olan Kibris adasi müslümanlar tarafindan ilk defa Hz. Osman (r.a.)’in
halifeligi zamaninda fetholunmustur. Peygamberimiz (s.a.v.)2in halasi Ümmü Hiram’in da sehit oldugu Kibris,
1573 yilinda II. Sultan Selim tarafindan Osmanli idaresine girmis ve 300yildan fazla Osmanli idaresinde
kalmistir. 1923 Lozan anlasmasiyla Ingilizhimayesine terk edilen Kibris adasi sonralari Rumlarla doldurulmaya
baslandi. Adadaki Türklerin adadan çikarilmasi için yildirma politikasi uygulayan Rumlar tarafindan
vatandaslarimiz olmadik iskencelere tabi tutuldular. Türkiye’nin müdahalesi ile 1974 yilinda barisa kavusan,
ancak karisikliklarin hala dinmedigi Kibris adasinda, son dönem karisikliklarin esas nedeni Yunanca’da
“Birlesme” anlamina gelen ve Kibris’in Yunanistan ile birlestirilmesini amaçlayan siyasi hareketler olmustur.
Bu siyasal hareketin adi nedir?
Cevap : Enosis

Soru 64 : Çin’i Asya üzerinden Anadolu ve Avrupa’ya baglayan tarihi kervan yoludur. Üzerinden ticaret kanali ile mal
aktariminin yani sira, kültür aktarimlarinda da önemli bir rol oynamistir. Bu yol ile felsefeler, ahlak, örf
ve adetler degistirilmistir. Dogudan batiya pusula ve kagit gidince Avrupa’nin deniz gücü gelismistir. 1453 de
Istanbul’un fethi ile önemini kaybetmeye baslayan ve gemilerin gelismesiyle tamamen islemez hale gelen
bu tarihi yol nedir?
Cevap : Ipek yolu


Soru 65 : Büyük Islam mücahidi ve muzaffer komutan Selahattin Eyyubi tarafindan yaptirilan ve içinde Peygamberimiz
(s.a.v.)’in miraca yükselirken bastigi muallak tasini barindiran, sadece kulaktan dolma bilgisi olanlarin yanlis
olarak Mescidi Aksa olarak bildikleri disi Kütahya çinileri ile kapli olan, altin sarisi kubbeye sahip caminin
dogru ismi nedir?
Cevap : Kubbetül Sahra

Soru 66 : Enerji sikintisi çekildigi üzerinde yasadigimiz dünyada insanlar enerji elde edebilmek için her türlü yolu
denemektedirler. Suyun akis hizindan, rüzgarin esme kuvvetine kadar denenen yollardan biri de maddenin en
küçük parçasi olan atomun çekirdeginden degisimi ile ortaya çikan enerji türüdür. En yaygin olan 30 ülkede
438 adet santrali bulunan bu enerji nedir?
Cevap : Nükleer Enerji

Soru 67 : Biliyorsunuz bu günkü kapitalist ekonomik sistemlerde faiz önemli bir indikatör, gösterge olarak kabul edilir
ve bütün karlilik ve yapilabilirlik hesaplari faiz esas alinarak yapilir. Islam ekonomik sisteminde ise faiz
yasaklanmistir. Faizin yasaklanmasi nedeni ile faizin yerine gösterge olarak kullanila bir müessese gelistirilmistir.
Bu müessesenin adi nedir?
Cevap : Selem

Soru 68 : Peygamberimiz (s.a.v.)’in: “Ey insanlar, Rabbiniz birdir, Babanizda birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarisiniz.
Adem ise topraktandir. Allah katinda en üstün olaniniz takvasi en fazla olaninizdir. Arabin Arap olmayana
üstünlügü yoktur, üstünlük ancak takva iledir. Ey insanlar yarin beni sizden soracaklar ne diyeceksiniz?” diye
sonuçlandirdigi Veda hutbesinin bir bölümünde, yukaridaki sözleriyle yasakladigi is nedir ve Peygamberimiz
(s.a.v.) bu hutbeyi hicretin kaçinci yili irad etmislerdir?
Cevap : Irkçilik- Hicretin 10.yili

Soru 69 : Daha çok sporcularda görülür. Ismini bir eklemdeki yarim ay seklindeki kikirdaktan alir. Özellikle diz
eklemlerindeki kikirdaga verilen isimdir. Bu kikirdaklarin çesitli sebeplerden dolayi zedelenmeleri, yirtilmalari ile
hastalik meydana gelir. Bu sporcu hastaligi nedir?
Cevap : Menüsküs (Menüsküs Lejyonlari)

Soru 70 : Güneydogu Asya’da, Güney Çin denizine bakan, petrol zengini küçük bir sultanliktir. Adini Malayca “baris ve
selamet yeri” anlamina gelen bir kelimeden bir kelimeden alir. Bassehri Benden Seri Begevan’dir. Nüfusu
300 bin civarindadir. Bu devletin baskani dünyanin en zengin insanidir. Uzun yillar Ingiltere’nin sömürgesi olan
bu ülke ikinci dünya savasi yillarinda Japonya’nin isgali altinda kaldi. 1984 yilinda Ingiltere’den bagimsizligini
kazanmis olan bu Islam ülkesinin adi nedir?
Cevap : Bruney

Soru 71 : Biyoloji ve fizik bilginlerinden, kanunlarin uygulanmasiyla ilgili olarak faydalanan, özel bir bilim dalidir.
Hukuki konularda suçun sebebini, suçta kullanilan araçlarin nitelik ve kullanis biçimlerini, suçlunun yakalanmasi
ve suçlulugun ispati ile ilgili delilleri inceleyen ve günümüzde çesitli dallara ayrilan bu bilim dalina ne denir?
Cevap : Adli Tip

Soru 72 : Vücudumuzun sindirim sistemine ait, karnin arka duvarinda yatik durumda, midenin ise altinda bulunan bir
organdir. Kandaki seker düzeyini normal sinirlar içinde tutan insulin diye bir hormon salgilar. Bu hormonu
dogrudan dogruya kana verir. Sayet bu hormon yetersiz olursa o zaman seker hastaligi denen hastalik
meydana gelir. Insulin denen bu hormonu salgilayan organin adi nedir?
Cevap : Pankreas

Soru 73 : Insanlik tarihi boyunca Hak-Batil mücadelesi devam ede gelmistir. Hak cephesini Allah (c.c.)’in seçtigi temiz,
asil, münevver, azimli, kararli, istikrarli bir dava ahlaki ile peygamberler üstlenmisler, beserin hidayeti ve
mutlulugu için kiyasiya çalismislardir. Batil cephesini ise, nefislerinin kölesi olan, egoist, menfaatperest,
sadist ve zalim, firavunlar, nemrutlar, hamanlar, karunlar, Ebu Lehep ve Ebu Cehillerin olusturdugunu görürüz.
Günümüzde de Hak ve batil mücadelesi aynen devam etmektedir. Batil cephesini güçlülügünü haklilik sebebi
görüp, menfaati icabi devamli surette ülkeleri karistirmakta, savaslar çikarmakta, aile ocaklarini söndürmekte ve
kan akitmaktadir. Zulmün bir kesiti olarak da Amerika’ya giden beyaz insanlar oralarin yerlisi olan mert ve
temiz insanlarin yani Kizilderililerin neslini yok etmek için bu insanlari kölelestirmisler, kafatasi avciligini
serbest birakmislar ve kafatasi basina 5 dolar ödemislerdir. Ve bu sekilde en azindan 600.000 Kizilderili’nin
kafasini kesmisler, ayrica bu insanlara Avrupa kökenli hastalik ihtiva eden battaniyeler dagitmislardir.
O zamanki zalimlerin torunlari da yakin bir zamanda “aids”li battaniyeleri Kürt kardeslerimize dagitmislardir.
Roma imparatorlugunda ise zalimlerin en büyük zevkleri, zavalli insanlarin aç aslanlara atilip onlar tarafindan
yenilmesini ve arenalarda yasamak için kendi arkadasini dahi öldürmek zorunda birakilan insanlarin dövüsleri
seyretmektir. Bu dövüsçülere ne denir?
Cevap : Gladyatör

Soru 74 : Daha ziyade 1960 sonrasi politik ve ekonomik gerekçelerle Türkiye’den ve diger Islam ülkelerinden
yüz binlerce müslüman Bati Avrupa ülkelerine hicret etmislerdir. Bu cografyada yasayan müslümanlar
dini vecibelerini tam istedikleri gibi yerine getirememektedirler. Sorunlarini iletebilecekleri resmi bir
makamdan yoksundurlar. Simdiye kadar bu cografyada iki ülke Islam dinini resmen kabul etmistir.
Bu iki ülke hangileridir?
Cevap : Belçika ve Avusturya

Soru 75 : Ilk Türkçe hutbe kim tarafindan, nerede ve ne zaman okunmustur?
Cevap : 1932 de, Süleymaniye de, Sadettin Kaynak tarafindan

Soru 76 : Son 2 asirdir müslüman ülkelere acimasizcasina saldirilar yapilmaktadir. Filistin, Kesmir, Kibris,
Azerbaycan, Bosna gibi Islam ülkeleri de ayni saldirilara maruz kalmaktadirlar. Bu asrin baslarinda ise,
Bir Kuzey Afrika ülkesi olan Libya’ya karsi zamaninin en gelismis teknolojisi ile donanmis Italyanlar
acimasizca saldirdilar. Ama Kuzey Afrika’nin özgürlük savasçisi Ömer Muhtar da elinden geldigince
direniyordu. Ne var ki takdiri ilahi gelmis ve Ömer Muhtar idam edilerek Rabbine kavustu. O zamanlar
Italya’yi yöneten ve Libya’yi yakip yikan diktatör kimdir?
Cevap : Mussolini

Soru 77 : Allah yolunda askla ve sevkle çalisan bir kardesimiz, faaliyetlerin yogun oldugu dönemlerde öyle çok,
öyle çok kosuyor ki, bu kosmalarin sonucunda, kosu süratini dünya rekorlarina yaklastiriyor. Ve böylece
100m’yi 10 saniyede kosar hale geliyor. Bu kardesimizin sürati saatte kaç kilo metredir?
Cevap : 36 km/h

Soru 78 : Bu sorumuz bir genel yetenek sorusudur. Adeta isgalci, sömürgeci ve zalim devletler gibi,
su üstünde yetisen bir bitki, kapattigi alani her geçen gün ikiye katliyor. Eger bu bitki bir gölü
30 günde tamamen kapatirsa kaç günde yarisini kapatir?
Cevap : 29 günde

Soru 79 : Ozon tabakasi tarafindan süzülür. Bizlere öldürücü olmayan, hatta faydali olan miktari gelir. Bu nedir?
Cevap : Ültra Viole isinlari

Soru 80 : Bu sorumuz bir kavramdir. Arapça bir kelime olup, emir vermek, yasaklamak, serbest birakmak,
terbiye, sevk ve idare etmektir. Peygamberimiz (s.a.v.) de “bu kavram ve iman halki dünya ve ahrette
kurtaran iki unsurdur” diye tarif etmektedir. Imandan sonra en büyük yere sahip olan ve hayatimizi
organize eden ve her yönüyle her seyimizi ilgilendiren, bu kadar önemli olmasina ragmen bazi dönemlerde
müslümanlarin kendisinden uzak durdugu ve kötü kabul ettigi bu sanatin adi nedir?
Cevap : Siyaset

Soru 81 : Ünlü sair ve yazarlarimizdandir. 1944 yilinda Kayseri’de dünyaya geldi. Devlet konservatuarinda
Fransizca okutmanligi yapti. “Geceleyin bir kosu” ilk siir kitabidir. Siirlerini en son Erbain adli kitabinda
topladi.Yazilarini Mavera, Gösterge dergileri, Milli Gazete de yayinladi. Baslica eserleri;
“Taslari Yemek Yasak, Irtica Elden Gidiyor.” Bu sair ve yazarimizin adi nedir?
Cevap : Ismet Özel

Soru 82 : Uluslararasi Adalet Divanini bulundugu sehrin adi nedir?
Cevap : Lahey (Den Haag)

Soru 83 : Kendi adi ile anilan bir gölün kenarindadir. Kocaeli, Sakarya, Bilecik illeri,Yenisehir ve Orhangazi
ilçeleri ile çevrilidir. Tarihte Hiristiyanlar için son derece önemli sonuçlar dogurmus olan Mikaia
Konsülleri burada toplanmistir. 1075yilinda Kutalmisoglu Süleyman Sahin eline geçen sehir, haçlilar,
Bizanslilar ve Selçuklular arasinda el degistirmistir. 1331 yilinda Orhan Gazi tarafindan Osmanli
topraklarina katilan bu sehir baskentlikte yapti. Bu dönemde burada Osmanli devletinin ilk
medreseleri kuruldu.1920-1922 yillari arasinda Yunanlilarin isgali altinda kaldi ve Kurtulus savasiyla
Türk topraklarina katilan, Osmanli döneminden kalma eserler ve çinileri ile meshur olan ve 14 ile 17.asirlar
arasinda üretilen çinileri dünyanin en kaliteli çinilerinden sayilan bu sirin sehrimizin adi nedir?
Cevap : Iznik

Soru 84 : Kuzey Afrika’da bir Cumhuriyettir. Akdeniz kiyisindadir. Islam ülkesi olarak biliriz ancak idaresi diger
Islam ülkeleri gibi laiktir. Çagdas Firavunlar hüküm sürmektedir ve müslümanlara zulmedilmektedir.
164.000 kilometre kare yüzölçümü olup nüfusu 7 milyon kadardir. Bu ülkenin ismi ve baskenti ayni
isimdedir.1955’de Fransizlari kovarak bagimsizligini kazanmistir. Uzun yillar da Osmanli yönetiminde
kalan bu ülkenin adi nedir?
Cevap : Tunus

Soru 85 : Mücadeleleri marslara konu olan Eritre’nin bassehrinin ismi nedir?
Cevap : Asmara

Soru 86 : Az kuvvetle büyük agirliklari kaldirmaya yarayan araç. Kaldirilacak yük,
yüke uygulanacak kuvvet noktasi gibi üç bilesimi bulunur. Bu aletin adi nedir?
Cevap : Kaldiraç

Soru 87 : Kaç kandil gecesi vardir sayiniz?
Cevap : 5 tanedir. Mevlit Kandili, Regaip Kandili, Miraç Kandili, Beraat Kandili, Kadir Gecesi

Soru 88 : Kamyon, vinç, dozer gibi makinalarin olmadigi Osmanli döneminde insa edilen Süleymaniye ile,
her türlü teknik araç ve aletin mevcut oldugu Cumhuriyet döneminde insa edilen Kocatepe camileri
kaç yilda tamamlanmistir?
Cevap : Süleymaniye 7 yilda, Kocatepe ise 27 yilda tamamlanmistir.

Soru 89 : Miladi 712 yilinda Islam diniyle tanistilar. Bagimsizliklarina 15 Agustos 1947 yilinda tam anlamiyla
kavusmuslardir. Farkli irklar dolayisiyla farkli kültürlere sahip bir çok milletin bir araya geldigi bu ülkede
en önemli birlestirici unsur Islamiyet’tir. Bu dost ülkede bagimsizligin sembolü Muhammed Ali Cinnah’tir.
803 934 km kare topraga sahip olan bu ülke1980’li yillarda önemli bir sahsiyetini sehit veren bu ülkenin adi
nedir?
Cevap : Pakistan

Soru 90 : Iç Anadolu’da yer alan, topraklari en genis yerlesim merkezi. Yüzölçümü 47 420 km karedir.
Güney bati kesimleri toroslarin ormanlik yörelerine kadar uzanir. Kara iklimi hakimdir.
Tahil ve küçük bas hayvanlarin üretiminde ülke içinde birinci sirayi alir. Alüminyum, magnezit, krom, civa,
sodyum tuzu, linyit, kursun, demir ve bakir madenleri vardir. Genis bulvarlari, parklari ve modern binalariyla
orta Anadolu’nun önemli sehirlerinden biridir. Selçuklulardan kalma çesitli eserleriyle de ünlü olan
bu sehrimiz hangisidir?
Cevap : Konya

Soru 91 : Bilindigi gibi dünya milletlerinin hepsinin bir marsi vardir. Bizim milli marsimiz da Istiklal Marsimizdir.
Bazi marslar o devletin hükümdarini, baskanini övmekte, bazi marslar ise abartili bir sekilde kendi milletini
göklere çikarmaktadir. Bizim Istiklal Marsimiz ise tarih boyunca daima müstakil ve hür yasamis bir milletin
bu hasletini azimle, heyecanla, imanla birlestiren bir siir saheseridir. Her kitasinda imanla dolu coskuyu dile
getiren marsimiz kaç kitadan olusmaktadir?
Cevap : 10 kita

Soru 92 : Uyusturucu belasi bugün özellikle gelismis ülkelerin toplumlarini tehdit eden bir konumdur.
Bunun için ülkeler gençlerini böyle bir beladan kurtarmak için büyük çaba sarf edip yüklü miktarlarda para
harcamaktadirlar. Buna ragmen batili ülkelerin bir çogunlugunun ruhen boslukta bulunduklari ve bu boslugu
gidermek için degisik yollara basvurduklari bilinmektedir. Yapilan istatistikler ABD’de gençlerin % 35’ine
yakininin, Avrupa’da okul çagindaki her çocugun 7 tanesinde birinin yakalandigi uyusturucu müptelaligi
önceleri esrar denen uyusturucu ile baslamakta, daha sonra dozu artirarak eroin, morfin ve LSD gibi daha
kuvvetli uyusturucularla devam etmektedir. Isin ilginç yani bu uyusturucularin bitkilerden elde ediliyor olmasidir.
Yine uyusturucu çesitlerinden birisinin yapilmasinda kullanilan, daha önce Türkiye’de çokça yetistirilen fakat
ABD’nin baskisiyla yetistirilmesi kontrollü olarak azaltilan ve dis kozalagi çizilerek oradan çikan sütten
uyusturucu elde edilen bitkinin adi nedir?
Cevap : Hashas

Soru 93 : Üç asirdan beri büyük mücadelelere sahne olmus, her dönemde kendine has mücadele yöntemleri uygulamis
Seyh Samiller, Samil Basayevler yetistirmis, insanlarin tasavvufla yogruldugu, 70 yil Rus Komünizminin
baskisi altinda yasamasina ragmen, Islami benligini ve mücadele azmini yitirmeyen ve bütün olumsuzluklara
ragmen bagimsizligini ilan eden, Türkiye’den sonra Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti’ni ikinci olarak taniyan,
milli marsinda “La Ilahe Illallah” yazan, zikri caddelerde yaparak Islam’i haykiran Çeçenistan’in kallesçe bir
suikastle sehit edilen lideri Cevher Dudayev’in yerine gelen devlet baskani kimdir?
Cevap : Selimhan Yandarbiyev

Soru 94 : Eskiden bir günlük yaya yol menzili içinde bir bina yapilirdi. Ve böylece yolcularin emniyet ve istirahati
saglanirdi. Kervanlar buralara konaklar ve dinlenirlerdi. Bu dinlenme tesislerinin adi nedir?
Cevap : Kervansaraylar

Soru 95 : Bir müslüman diger bir müslümanin Hakk’in rahmetine kavustugunu duydugu zaman ne demesi gerekir?
Cevap : “Inna Lillahi ve Inna Ileyhi Raciun” (Allah’tan geldik yine Ona dönecegiz)

Soru 96 : 1942’de ABD’nin Kentucky eyaletinde dogdu. 1960 yillarinda Roma olimpiyatlarinda kilosunda
sampiyon oldu ve daha sonra profesyonel oldu.1964 yilinda müslüman oldu, hemen akabinde yaptigi
ünvan maçi ile dünya sampiyonu oldu. Bir müddet sonra askere çagrildi, buradan da Vietnam’a gönderilmek
istendi. Fakat buradaki savasin manasiz oldugunu söyleyerek Vietnam’a gitmedi. Bunun neticesinde hapse
atildi ve dünya sampiyonlugu ünvani da elinden alindi. Hapisten çiktiktan sonraki maçlarda iki defa daha dünya
sampiyonu olarak üç defa dünya sampiyonlugu rekorunu kirdi. Islam Milleti adli bir teskilatin atesli bir
üyesi olan Muhammed Ali 1980 yilinda boksu birakti. Daha sonra sinir sistemiyle ilgili olan, el titremesi,
bilinçli hareketlerin zorlasmasi gibi bir hastaliga düçar oldu. Bu hastalik nedir?
Cevap : Parkinson hastaligi

Soru 97 : Osmanli Imparatorlugunda Tazminat fermaninin ilan edilmesinden sonra, Ahmet Cevdet Pasanin baskanliginda
olusturulan bir komisyon tarafindan hazirlanan, yurttaslik haklariyla ilgili Islami esaslara dayali kanunlara ne ad
verilir?
Cevap : Mecelle

Soru 98 : Asri saadetteki bir olayin vermis oldugu ilhamla: “Ey müslüman Islam’i öyle diri ve saglam yasa ki,
seni öldürmeye gelen sende dirilsin” diyen yazar ve Dirilis sairimiz kimdir?
Cevap : Sezai Karakoç
Neden evlilik yüzügü yüzük parmagina takilir biliyor muydunuz ?
Evlilik yüzügü neden hep ayni parmagimizdadir da, neden
isaret parmagi bas parmak ya da serçe parmak degil de neden yüzük
parmagi...
Evlilik yüzügünü ilk defa eski misir prensesi nefertiti takmistir...o yillardaki
Tibbin ne kadar ilerde oldugu ayri bir tartisma konusudur ama yüzyillar
Sonra anlasilmistir ki direk kalbe giden tek damar evlilik yüzügünü taktigimiz Parmaktadir..
Baska hiç bir parmagimizdan direk kalbe giden bir damar yoktur

Bir hafta niçin 7 gündür ?
Babilliler 7 günlük haftayi zaman birimi olarak kullaniyorlardi. Ilk çaglarda bilinen bes gezegen ile günes ve ayin sayisinin 7 olusu bu sayiyi gizemli ve ugurlu kiliyordu. Daha sonra dinlerde gögün 7 kat olusu ve dogadaki ana renk sayisinin 7 olusu, müzik notalarinin 7 olusu sayinin önemini daha çok belirtti. Daha sonra Fransa takvim yapisini degistirerek hafta sayisini 10 yapti ama kabul görmedi. Rusya 5 günlük hafta uygulamasina geçti, o da tutulmadi. Sonunda yine hafta 7 gün olarak kaldi.

Ögüt verici sözler
Emânete ihânet etmeyin...
Hâlinizden sikâyet etmeyin...
Büyügünüze emretmeyin...
Bos seylerde israr etmeyin...
Câhillerle sohbet etmeyin...
Nefesinizi bosa tüketmeyin...
Insanlari bekletmeyin...
Etrafinizi kirletmeyin...
Hayatinizi mahvetmeyin...
Kimseye minnet etmeyin.
Insanlari yüzüne karsi methetmeyin...
Kimseye küfretmeyin...
Kötülüge meyil etmeyin...
Malinizi bosa sarf etmeyin...
Sirrinizi açik etmeyin...
Her seyi merak etmeyin...
Suçunuzu inkâr etmeyin...
Serefinizi kaybetmeyin...
Vataninizi terk etmeyin...

Iyilige niyet edin...
Büyüklere hürmet edin...
Sikintiya sabredin...
Aza kanaât edin...
Sözünüzde sebat edin...
Bildiginizle amel edin...
Hatanizi kabûl edin...
Yaramaz ise def edin...
Varken tasarruf edin...
Âlimlerle sohbet edin...
Nefsinizle inat edin...
Sofraniza dâvet edin...
Zararliysa men edin...
Seviyorsaniz ifâde edin...
Kalbleri fethedin...
Misâfire ikram edin...
Muhtâca yardim edin...
Bilseniz de istisare edin...
Tehlikeye dikkat edin...
Hakki teslim edin...
Unutacaksaniz kaydedin...
Esirgemeyin lûtfedin...
Gariplere merhamet edin...
Kazanmaya gayret edin...
Çalisani takdir edin...
Basariyi tebrik edin...
Mâzereti kabûl edin...
Her an tevekkül edin...
Hastalari ziyâret edin...
Çocugunuzu terbiye edin...
Herkese tebessüm edin...
Güvenseniz de kontrol edin...
Inanmayana ispat edin...
Fakirleri gözetin...
Hayir için sarf edin...


HUZURLU OLMAK IÇIN 100 ÖNERI

01. Ufak seyleri dert etmeyin.
02. Kusursuz olamayacaginizi kabullenin.
03. Rahat ve ilimli insanlarin çok basarili olamayacaklari düsüncesini bir yana birakin.
04. Olumlu ve olumsuz düsünce kartopunun çig gibi büyüme etkisini göz önüne alin.
05. Sevgi kapasitenizi gelistirin.
06. Unutmayin: Öldügünüz zaman yapilacak isler listeniz hâlâ dolu olacaktir.
07. Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin.
08. Birisine bir iyilik yapin ve kimseye bundan bahsetmeyin.
09. Birakin ilgiyi baskalari toplasin.
10. Içinde bulundugunuz âni yasamayi ögrenin.
11. Sizden baska herkesin bilgili oldugunu düsünün.
12. Sabir gelistirme egzersizleri yapin.
13. Sevgi elini önce siz uzatin.
14. Kendinize sorun: Bir yil sonra bunun bir önemi olacak mi?
15. Gerçegi kabul edin: Hayat âdil degildir.
16. Arada sirada caninizin sikilmasi yararlidir: Birakin caninizsikilsin.
17. Strese dayanma gücünüzü azaltin.
18. Haftada bir kez yürekten gelen bir mektup yazin.
19. Sik tekrar edin: Hayat acil bir durum degildir.
20. Zihninizde özel bir bölüm açin.
21. Her gün bir dakikanizi, minnettar oldugunuz birini düsünmek için harcayin.
22. Tanimadiginiz insanlarin gözlerine bakin ve gülümseyerek merhaba deyin.
23. Her gün kendinize biraz sessiz zaman ayirin.
24. Yasaminizdaki insanlari minik çocuklar ve yüz yasinda ihtiyarlar olarak düsünün.
25. Önce karsinizdaki kisiyi anlamayi hedefleyin.
26. Daha iyi bir dinleyici olun.
27. Savaslarinizi akillica seçin.
28. Çöpü çikarma sirasinin kimde oldugunu hatirlamiyorsaniz gidip siz çikarin.
29. Elestirme isteginizi bastirin.
30. Daha ilimli bir sürücü olun.
31. Unutmayin: Insani edindigi huylar olusturur.
32. Bilmemenin verdigi rahatligi duyun.
33. Ipin ucunu biraz birakin.
34. Bir bitki yetistirin.
35. Yoga (ya da jimnastige) baslayin.
36. Erken kalkmaya alisin.
37. En inatla savundugunuz bes iddianizi siralayin ve bu konularda yumusamaya çalisin.
38. Planlarinizda esnek olun.
39. Konusmadan önce derin bir soluk alin.
40. Suçlulugu degil masumiyeti görmeye çalisin.
41. Sirf girgir olsun diye, size yöneltilen elestiriyi kabul edin. Göreceksiniz caniniz yanmayacak.
42. Kendi görüslerinizden tamamen farkli makale ve kitaplar okuyun ve bir seyler ögrenmeye çalisin.
43. Zihninizi sessizlestirin.
44. Birisi size topu atarsa, bunu tutmak zorunda degilsiniz.
45. Olumsuz düsüncelerinize yüz vermemeye çalisin.
46. Öfkeniz kabarmaya basladigi zaman ona kadar sayin.
47. Sorunlarinizi ögretmeniniz olarak görün.
48. Biraz yüzünüz gülsün.
49. Bu da geçer.
50. Gevseyin!
51. Bugününüzü son gününüzmüs gibi yasayin. Öyle olabilir.
52. Iç dünyaniz için zaman ayirin.
53. Olagan seylerdeki olaganüstülügü arayin.
54. Kendi isinize bakin, kendinizi baskasinin yerine koymayin.
55. Hayati oldugu gibi kabul edin.
56. Yüreginizin sezgisine güvenin.
57. Birakin çogu zaman baskalari hakli olsun.
58. Daha sabirli olun.
59. Kendi cenazenize katildiginizi farz edin.
60. Önce karsinizdaki kisiyi anlamayi hedefleyin.
61. Ruh durumunuzu dikkate alin: Moralinizin bozuk oldugu zamanlar sizi yaniltmasin.
62. Hayat bir sinavdir. Alti üstü bir sinav.
63. Herkesin onayini alamayacaginizi unutmayin. Övgü ve yergi ayniseydir.
64. Rasgele iyilikler yapin.
65. Bir davranisin ardindakini görmeye çalisin.
66. Gönlü bol olmayi hakli olmaya yegleyin.
67. Bugün üç kisiye onlari ne çok sevdiginizi söyleyin.
68. Alçak gönüllü olmaya çalisin.
69. Kisa hazirlik (eksikleri gedikleri kapatma) telasindan kaçinin.
70. Her gün birkaç dakikanizi sevecek birini düsünmeye ayirin.
71. Antropolog olun: Ön yarginizdan uzak, baska insanlarin yasam ve davranis tercihlerini inceleyin.
72. Herkesin farkli olabilecegi gerçegini anlayin ve saygi gösterin.
73. Kendinize bir kamusal yardim konusu seçin.
74. Her gün en az bir kisiye begendiginiz bir özelligini söyleyin.
75. Sinirlarinizi öne sürmeyin, yoksa sinirli olursunuz.
76. Gördügünüz her seyde tanrinin parmak izi vardir.
77. Baskalarinin fikirlerinde biraz olsun dogruluk payi arayin.
78. Bardagin (ve baska her seyin de) kirilmis oldugunu varsayin:Her seyin bir baslangici ve bir sonu vardir.
79. Bu ifadeyi iyi anlayin: Nereye giderseniz siz oradasiniz.
80. Kendinizi iyi hissettiginiz zaman sükredin, kötü hissettiginizzaman ilimli olun.
81. Postayla evlat edinin. Bir vakif yoluyla bir çocuga yardim edin
82. Yasami melodram olarak görmeyin.
83. Ayni anda birkaç sey yapmaya kalkmayin.
84. Firtinanin Gözü'nde (karmasanin ortasindaki sükûnet noktasinda)bulunmaya çalisin.
85. Sahip olmak istediginiz seyleri degil, elde etmis olduklarinizidüsünün.
86. Dostlarinizdan ve ailenizden bir seyler ögrenmeye açik olun.
87. Bulundugunuz konumdan mutlu olmaya bakin.
88. Hizmet vermeyi yasaminizin degismez bir parçasi haline getirin.
89. Bir iyilik yapin ve karsiligini ne isteyin, ne de bekleyin.
90. Varliginizi bir bütün olarak kabullenin.
91. Baskalarini suçlamayi birakin.
92. Yardim etmeye çalisirken önceliginizi küçük seylere verin.
93. Unutmayin: Bundan yüz yil sonra dünyada bambaska insanlar olacak.
94. Sorunlariniza olan bakisinizi degistirin.
95. Bir tartismaya girecek olursaniz, kendi görüsünüzü savunmadan önce karsi tarafin savini anlamaya çalisin.
96. "Anlamli basari"nin tanimini bir kez daha yapin.
97. Duygulariniza kulak verin; size bir sey söylemeye çalisiyorlar.
98. Yasaminizi sevgiyle doldurun.
99. Kendi düsüncelerinizin gücünü bilin.
100. "Daha fazlasi daha iyidir" diye düsünmekten vazgeçin

Avrupa ülkelerinin katliam sicillleri
Ankara Ticaret Odasi, Avrupa Birligi ülkeleri ile Rusya ve ABD'nin "soykirim ve katliam sicilini" çikardi. Iste ATO'nun derledigi rakamlara göre ülkelerin isledigi insanlik cinayetleri:
Ankara Ticaret Odasi, (ATO) Avrupa Birligi ülkeleri ile Rusya ve ABD'nin "soykirim ve katliam sicilini" çikardi.
ATO tarafindan yayinlanan raporda, 25 AB ülkesinden 9’unun "soykirim ve katliam sicilinin" bozuk oldugu ifade edildi. Raporda, AB üyesi ülkelerden Almanya, Belçika, Danimarka, Fransa, Ingiltere, Ispanya, Italya, Yunanistan ve Güney Kibris Rum Kesimi’nin katliam ve soykirim sabikasinin kabarik oldugu belirtildi. Iste ATO'nun raporuna göre Bati'nin ülke ülke soykirim karnesi:

KIBRIS RUM KESIMI:

"Katliamlarin basladigi 1912 yilindan, Kibris Baris Harekati’nin yapildigi 1974 yilina kadar 1000’i askin Türk, Rumlar tarafindan öldürüldü."

YUNANISTAN:

"1829’da Yunanistan’in bagimsizligini kazanmasiyla Mora’daki Türkler göçe zorlandi, 20 bin Türk katledildi. 1923 yilinda Lozan’da imzalanan Türk ve Yunan azinliklarin karsilikli mübadelesine iliskin anlasmanin ardindan Bati Trakya bölgesinde yasayan Türkler üzerinde sistemli olarak 'etnik ve kültürel soykirim' baslatti. Türklerin hukuki, siyasi, kültürel ve dini haklarinin kisitlanmasi ibadetlerine izin verilmemesi gibi yogun baskilar sonucu 400 bin Türk bölgeyi terk etmek zorunda kaldi."

BELÇIKA:

"1.Dünya Savasi’nin ardindan Ruanda’nin yönetimi Belçikalilara verildi. Belçika’nin sömürgesi altindaki Ruanda ve Kongo’da 10 milyondan fazla insan soykirima ugradi."

ITALYA:

"Italya’nin, Libya’da 1911’den 1940’li yillara kadar uyguladigi imha operasyonlari ve çölün ortasina kurdugu toplama kamplarinda yüz binlerce Afrikali Müslüman hayatini kaybetti. Italya diktatörü Mussolini, Etiyopya'da ve Yugoslavya'da 300 bin insani katletti."

FRANSA:

"Fransa, 1830 yilinda Cezayir’i isgal etti. 132 yil boyunca Cezayir’i isgal altinda tutan Fransa, 1954-1962 yillari arasinda 1.5 milyon Cezayirliyi katletti. Fransa, 1.Dünya Savasi’nda da 900 bin Afrikalinin ölümüne sebep oldu."

ALMANYA:

"Almanlar 1933-45 yillari arasinda Büyük Alman Imparatorlugu’nu kurmak ve mükemmel Alman irkini yaratmak hedefiyle diger milletlerden ve etnik gruplardan 21 milyon insani topluca kursuna dizerek, toplama kamplarinda, firinlarda yakarak, gaz odalarinda zehirleyerek soykirima ugrattilar. Gerek Almanya gerekse de Almanlarin isgal ettigi diger ülkelerde yasayan 2 milyon Yahudi sistematik bir biçimde vurularak, asilarak, yakilarak ve zehirlenerek öldürüldü. Almanlar 1891 yilinda da hammadde ve isgücü ihtiyaçlarini karsilamak amaciyla Namibya’ya sömürge kurmak amaciyla çikti. Adanin yerlileri Herero ve Namalar üzerine taarruz eden Alman askerleri yasli, kadin, çocuk dinlemeden 117 bin insani katletti. Yaklasik 132 bin yerliden geriye 15 bini sag kalabildi."

DANIMARKA:

"AB ülkelerinden Danimarka, 1945 yilinda 250 bin Alman mülteciyi ölüme terk etti. Sovyet Ordusu’nun Alman topraklarina dogru ilerlemesinden kaçan 250 bin Alman mülteci Danimarka’ya sigindi. Üçte birini 15 yasindan küçük çocuklarin olusturdugu Almanlar tel örgülerle çevrili toplama kamplarina alindilar. Binlerce çocuk ve yetiskin tifüs, bagirsak iltihabi ve ishal sonucu yasamini kaybetti."

ISPANYA:

"Ispanya diktatörü Francisco Franco, ülkesinde 30 bin muhalifini öldürttü. Ispanyollar Amerikalilarla birlikte milyonlarca Kizilderili’yi katletti."

INGILTERE:

"Ingiltere, 1788-1938 tarihleri arasinda sömürgelestirmek amaciyla gittigi Avustralya’da yerlesik yerli halk Aborjinleri sistematik olarak yok etti. Ingilizlerin aralarina salgin hastalik yaydigi, bununla da yetinmeyip yemeklerine zehir katarak yok etmeye çalistigi 750 bin Avustralya yerlisinden geriye sadece 31 bin kisi sag kalabildi."

RUSYA:
"Lenin, 1917-1920 yillari arasinda 30 bin muhalifini infaz ettirdi. 1944 yilinda Rusya, Çeçen, Ingus, Karaçay-Malkarlar ile Kirim Türklerini trenlere bindirerek Sibirya ve Kazakistan’a sürgün etti. Bu sürgünde 500 bini askin Müslüman Türk yollarda öldü. Rusya'nin Çeçenistan’a yaptigi saldirilarda da 200 binin üzerinde sivil katledildi."

AMERIKA:

"Amerika, soykirimlara Kizilderilileri katletmekle basladi. Amerikalilar ve Ingilizler Almanlarin savasi kaybetmelerinin ardindan, Dresden kentine siginan Alman göçmenlerin üzerine 3 gün süreyle havadan bomba yagdirdi. Saldirilarda çocuk ve kadinlarin olusturdugu 200 bin kisi öldü. Amerika’nin Japonya’nin Hirosima ve Nagazaki kentlerine attigi atom bombalari sonucu 135 bin kisi öldü. ABD’nin Vietnam’i isgali ise 70 bin kisinin ölümüyle sonuçlandi. ABD son olarak Felluce’de 1500 sivili öldürdü. Ingiliz Tip Dergisi Lancet'in yaptigi arastirmaya göre Irak'ta ABD isgali dolayisiyla ölen sivillerin toplam sayisi 655 bine ulasti.
"


Akil ile Zekanin Farki
Akil aslinda bir kabiliyettir, zeka da öyle. Ikisi arasindaki en önemli fark, bir baskasindan akil alabilirsiniz ama zekayi asla. O, her insanin kendisine mahsustur.

Bir hastalik söz konusu olmadigi sürece süphesiz herkesin akli vardir. Akilli olmak, kendi davranislarini bilmek, kontrol edebilmek, dogru ve yanlislarini degerlendirebilmek yetenegidir.

Akil, insani hayvandan ayirt eden en önemli faktördür. Hayvanlar yalan söyleyemez ama insanlar sik sik bu yola basvurur. Iste insandaki yalanla gerçegi, dogru ile yanlisi ayirabilme, bir konuda fikir yürütebilme, görüs belirtebilme yetenegi akildir.

'Ah simdiki aklim olsaydi' lafini çok isitmisizdir. Demek ki, akil insan olgunlastikça da degisiyor ve insanin kendisi de bunun farkina variyor. Bir insan degisik fikirlerle digerinin aklini karistirabilir. Hayret verici, sasirtici seyler insanin aklini durdurabilir.

Bir seyin içerigini anlamamak 'akil erdirememek' olarak nitelendirilirken baskalarinin çözemedigi bir sorunu çözen kisiye 'bir tek o akil etti' denilir. Birine bir yol göstermek ona 'akil vermek'tir. Bir seyi hatirlamak, unutmamak 'akilda tutmak'tir. 'Akilsiz' tanimi ise dogru ve isabetli düsünemeyen anlaminda kullanilir.

Zeka ise bir olayi önce anlama, iliskileri kavrama, yargilama ve açiklayarak çözme yetenegidir. Genel olarak zekanin 12 yasina kadar hizla gelistigi sonra gelisme hizinin yavaslayarak 20 yasina kadar sürdügü, orta yaslarda ise zeka seviyesinin sabit kaldigi kabul edilir.

Zeka hayvanlarda da vardir. Hayvanlarda zeka bir nevi içgüdüsel olaydir. Süphesiz hayvan zekasi insana göre gelismemistir ama her iki zeka türü de sinir sistemi ile ilgilidir. Insani ayiran, evriminde olusmus konusabilirle özelligi, dik durabilmesi, el yapisi nedeniyle aletleri kullanabilmesi ve gelismis beyin ve sinir sistemidir.

Zeka, bir insanin her türlü olay karsisinda ayni yetenegi gösterebilecegi anlamina gelmez. Bir müzik bestecisi kendi duygusal yapisinin içersinde en karisik eserleri akliyla degil zekasi sayesinde olusturur. Biz bu kisilere 'müzik dehasi' diyoruz. Ancak bu müzik dehalari en basit bir matematik problemini bile çözemeyebilirler.

Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algi ve hafiza yetenegine, tutkulara, egilimlere, iradeye ve bilgi edinme istegine göre farkliliklar gösterebiliyor. Akil somut olarak ölçülemez ama zeka pek saglikli olmasa da IQ denilen bir testle ölçülmeye çalisiliyor.


Insan ile Hayvan Birlesirse ?

Farkli cinslerin birleserek ortaya bir yavru çikarmalarina biyolojik bir engel vardir. Bunun birincisi spermin yumurtayi bulabilmesidir. Spermler gözleri olmamalarina, takip edecekleri güzergahi gösteren bir sistem de bulunmamasina ragmen sasirmadan yollarini bulurlar. En önde giden de yumurtaya ilk ulasan olarak içine girer. Iste burada tabiatin koydugu bir sinirlama vardir. Insan spermi sadece insan yumurtasini tanir ve birlesme islemini sadece onunla yapar.

Ikinci sebep, iki farkli cinsin DNA'larinin birbirlerine uymamasidir. Ayni cinste disi ve erkegin DNA'lari, bir fermuari kapattiginizda disler nasil karsilikli olarak birbirlerine geçerlerse, o sekilde uyumlu olarak birlesirler. Insanlarda 23 çift kromozom vardir. Örnegin 15 veya daha farkli sayida kromozoma sahip bir hayvani döllediginde, meydana gelen orantisizliktan, ortaya çikacak hücre anormal bir yapida olur ve gelisimine bile baslayamaz.

Sempanze ile insanin genetik yapilari yüzde 99 ayni olduguna ve teorilere göre milyonlarca yil evvelki atalari ayni olduguna göre onlar arasinda bir uyumun saglanmasi gerekmez mi?

Bilim insanlarina göre bu yüzde 99 benzerlik sadece proteinlerin mukayesesinden ortaya çikiyor, yoksa DNA dizilisinin uyumu anlamina gelmiyor. Insan sagligi için DNA haritasini çikarmada son asamaya gelinmistir ama tüm bu bilgiler, tekrar insan sagligi için tip alaninda kullanilacaktir. Yani ileride mitolojide oldugu gibi insan basli, hayvan vücutlu veya tersi yaratiklar ortalarda dolasmayacaklardir. Buna en azindan ahlaki bakimdan toplumun baskisi müsaade etmeyecektir.

Madem iki ayri cinsin birlesmesinden yavru olmuyor, o halde at ile esek birlesince nasil katir dogabiliyor? Bir kere bu istisnai bir durum ve at ile esegin DNA yapilan insan ve diger hayvanlar arasindakilere kiyasla birbirlerine çok yakin. Bunda bile sonuç üreme açisindan saglikli olamiyor.

Katirin annesi at, babasi esektir. Katirlar erkek veya disi olabilirler ama dogustan kisirdirlar, üreyemezler. Çok ender de olsa bazi disi katirlarin dogum yaptiklari görülmüstür ama erkekleri kesinlikle kisirdir. Bu nedenle katir elde etmek için her seferinde ata ve esege ihtiyaç vardir.

Katirlar kuvvetli, dayanikli ve kanaaatkardirlar. Biraz huysuz ve inatçi olmalarinin nedeni bu özel durumlari olabilir. Aslinda uygun ortam bulduklarinda erkek at (aygir) ile disi esek de birlesiyor. Bu iliskiden dogan çocuklara 'Bardo' (veya ester) deniliyor. Bunlar öbürleri kadar dayanikli olmadiklarindan daha seyrek yetistiriliyorlar.

Antifirizin islevi Nedir ?
Arabamizin motoru arabayi yürütecek gücü saglarken bir yandan da isi üretir. Motor blogu içinde devamli dolasan su ile motor sogutulur. Motordan aldigi isi ile isinan bu su da radyatörde havanin yardimiyla sogutulur.

Kapali bir çevrimde ve ideal isi dengelerinde devamli olusan bu olayin farkina biz ancak, herhangi bir ariza durumunda sogutma olayi yetersiz kaldiginda, radyatörden buharlar çiktiginda, yani bilinen tabiri ile arabamiz hararet yaptiginda variriz.

Kisin soguk aylarinda, hava sicakligi sifirin altina düsünce, arabamiz kapi önünde hareketsiz halde iken bu sogutma suyu da her su gibi donabilir. Donunca genisler ve yaptigi basinçla motor blogunu çatlatabilir. Bu olayi önlemek için suyun içine, sifirin çok altindaki derecelerde bile donmasina mani olacak 'antifiriz' dedigimiz sivi ilave edilir.

Motorun sogutma suyunun içine ne oranda antifiriz konulacagini, o bölgede olabilecek en düsük hava sicakligi belirler. O zaman söyle düsünülebilir. Tam emniyetli olmasi bakimindan, sogutma suyunun yerine niçin tamamen antifiriz doldurmuyoruz? Antifiriz orani yüzde yüzü bulunca sicaklik ne kadar düserse düssün maksimum korunma saglanmis olmaz mi?

Hayir, olmuyor. Mantiken ters gelebilir ama belirli orandan fazla konulan antifiriz bu sefer de tamamen ters tepki veriyor. Suya yüzde 50 oraninda katilmis antifiriz -37 derecede donarken, antifirizin kendisi yani saf antifiriz -12 derecede donuyor.

Suyla karisabilen her sey onun sifir derece olan donma noktasini düsürür. Yani donma derecesini düsürmek için suya toz seker, surup hatta aküdeki asit bile konulabilir. Hepsi de bir dereceye kadar ayni islevi görür ancak hiçbiri diger tehlikeli yan etkileri bakimindan tavsiye edilmez.

Ilk otomobillerde seker ve balin antifiriz olarak kullanilmalari denendi, sonralari ise alkolde karar kilindi. Ancak bu sefer de alkolün kaynama noktasi düsük oldugundan motor sicakken sorun çikardi. O halde ideal antifirizin donmayi önlemesi ama ayni zamanda da suyun kaynamasina sebep olmamasi gerekiyordu. Günümüzde bu amaçla 'etilen glikol' denilen renksiz kimyasal bir sivi kullaniliyor.

Suyun içine katilan kimyasallarin donmayi önleme özelligi, suyun ve buzun moleküler yapilari ve antifirizin bu yapilara olan etkisinden ileri geliyor. Bilindigi gibi tüm sivilarda oldugu gibi suda da moleküller serbest ve düzensiz halde, katilarda (buzda) ise sabit ve düzgün bir yapidadirlar. Su donarken önce moleküllerinin hareketleri yavaslar sonra da düzgün ve sabit bir pozisyona gelirler yani kristallesirler. Iste antifirizin buradaki rolü. moleküllerinin su molekülleri ile birleserek onlarin buz kristalleri olusturmalarina mani olmaktir.

Peki öyleyse ortada su yokken antifiriz kendi kendine niçin daha çabuk donuyor? Çünkü suya katildiginda antifirizin su moleküllerine yaptigini su da antifiriz moleküllerine yapar. Donmayi önlemek daha dogrusu geciktirmek iki tarafli çalisir, su da antifirizin donma derecesini düsürür. Sonuç olarak arabanin sogutma suyuna önerilenden fazla antifiriz konmasinin hiçbir faydasi yoktur aksine zarari vardir.

Testi Nasil Soguk Tutar ?

Testinin ham maddesi, çamur çukuru veya kuyusunda dinlendirilmis topraktir. Binlerce yillik bir geçmise dayanan ve insanin ögrendigi ilk teknik olan toprak kap yapimi yöntemleri en az degisiklige ugramis bir sanattir. Sanayi makineleri çömlekçinin el ile yaptigini otomatik olarak yaparlar, o kadar.

Firinda pisirmek yoluyla çanak çömlek yapma sanatinda evrim, estetigin yani sira saglamlik ve geçirimsizlik niteliklerini iyilestirmeyi amaçlar. Parçayi geçirimsiz kilabilmek için pisirme ve içini sirla kaplama yöntemleri gelistirilmislerdir.

Testilerin suyu soguk tutma özellikleri ise istenmeyen bir nitelikten, geçirimli olmalarindandir. Testiler düsük derecelerde pisirildikleri için nispeten gözenekli kalirlar. Içlerindeki suyu hafif hafif gözeneklerinden disari vererek terlerler. Bu terleme olayi aynen insanda oldugu gibi buharlasma yoluyla isi düzenlemesi yapar, serinlemeyi saglar.

Testinin geçirimli topraktan yapilmis, emici özellikleri olan, gözenekli yüzeyinden disari çikan su disaridaki sicak havayla karsilasinca buharlasir. Buharlasma sirasinda su tanecikleri testi yüzeyindeki isiyi da alirlar ve testinin sicakligini düsürürler.

Içindeki su ile testi arasindaki isi alisverisinin azalmasindan dolayi testinin içindeki su da isinmaz. Bu böylece devam ettigi ve testiden disari sizan su buharlasmaya harcandigi sürece, dis ortamin testiyi isitmasi önlenmis olur. Süphesiz bu sürede testideki su da bir miktar azalir.

Testilerin bu özellikleri en iyi Orta Anadolu gibi kara ikliminin hakim oldugu, kurak ve gecelerin serin geçtigi bölgelerde görülür. Geceleyin düsen hava sicakligi ile soguyan su, sabahtan itibaren isinan havanin kuru yani içindeki nem oraninin düsük olmasi sebebiyle daha kolay buharlasir ve testi içindeki suyu gün boyunca serin tutar

Patlamis Misirin Patlamasi
Patlamis misirin hikayesi bes bin yil evveline, Amerika kitasina kadar uzaniyor. Amerika yerlileri gida için kullanilacak misir ile içi daha sulu olan patlayabilir misirlarin arasindaki farki biliyorlardi.

Kolomb kitaya ayak bastiginda yerlilerin misir kültürünü gördü, ama asil ilgi 1510'lu yillarda Güney Amerika'da terör estiren Hernanda Cortes'in Aztek'lerin dini ayinlerde ipe dizilmis patlamis misirlari yediklerini görmesi ile basladi. Üstelik yerliler misiri bir çesit sise geçirerek, tekrar tekrar isitarak veya kizgin kuma gömerek degisik sekillerde patlatarak yiyorlardi.

Amerika kitasinin kesfinden sonra Avrupa'ya getirilen ürünlerin içinde en ünlüleri patlamis misir ve tütündü. Birincisine çok fazla yag ve tuz ilave etmezseniz, kesinlikle ikincisinden daha sagliklidir. Ancak tüm misir taneleri patlamaz. Patlayan misirin gizemini yaratan iki faktör vardir: Misir tanesinin içinin çok güzel bir isi geçis özelligi ve müthis bir mekanik mukavemete, yani saglamliga sahip kabugu.

Misira dikkatli bakildiginda, etrafinda kalin ve su geçirmez bir kabuk oldugu görülür. Bunun altinda iki tabaka daha vardir. Tanenin bu iç kisimlarindaki moleküllerin siralanis biçimi, normal misir tanelerine göre daha düzenlidir. Bu sayede isi normal tanelere oranla neredeyse iki misli hizla içine yayilabilir.

Kalin kabuk isitildiginda, tanenin içi de süratle isinir ve içindeki su, basinçli bir su buhari olusturur. Isinma süresince gittikçe artan bu basinç, sonunda kalin kabugun adeta infilak ederek yirtilmasina yol açar. Tane ilk boyutundan yaklasik 30 misli büyür, içi disina gelir, yani tanenin içindeki yumusak kisim disari çikarak yenilebilir kismi olusturur. Bu özelligi tabiatta baska hiçbir seyde göremezsiniz. Belki biraz ekmegin olusumunu buna benzetebiliriz.

Bir misir tanesinin ideal bir sekilde patlayabilmesi için, içinde en az yüzde 14 oraninda su olmasi gerekir. Bunun altindaki oranlarda yine patlar ama kismen açilir, istenen sonuç alinamaz. Misirin içersindeki su oranini artirmak için, kapali bir ortamda üzerine su serpistirilmesi ve beklemeye birakilmasinin faydali olacagi söylenir ama bu islem misirin içindeki su oranini en fazla yüzde l arttirir. Bir misiri igneyle delerseniz, bir firinda veya günes altinda bekletirseniz, 150 derecenin altinda isitirsaniz, yukarida bahsedilen suyun buharlasmasi, basinç ve infilakin hiçbiri gerçeklesmez.

Düsündürücü Sözler!!!
Neleri bilmedigini bilen çoktur, güçlük, neleri hiçbir zaman bilemeyecegini bilmektir. (Cenap Sehabettin)

Bilim, ahlaksiz bir adamin elinde, kötülük yapmak için güçlü bir silahtir. (Fonvizin)

Vermede nasil bir üstün olma niteligi varsa, almada da bir boyun egme niteligi vardir. (Montaigne)

Herkesin kendine göre bir takim dertleri vardir, ama bu kimin de gramladir, kimin de kiloyla. (Cervantes)

Her derde bir deva bulunur. Lakin ahlaksizlik illetini iyi edecek bir ilaç yoktur. (Hazret-i Ali)

Bir devlet, yasayan ve kendine karsi çikani ne kadar koruyabilirse o kadar güçlüdür. (Paul Valery)

Insanogluna konusmayi ögrenebilmesi için iki yil, dilini tutmasini ögrenebilmesi için altmis yil gereklidir. (Resul Hamzatov)

Bir baba, yüz evlada bakar da yüz evlat bir babaya bakamaz. (Gabriele D'annunzio)

Günahtan kaçinmayan bilgin, mesale tutan bir kördür. Dogru yolu gösterir, kendisi görmez. (Seyh Sadi)

Dünya böyledir iste, herkes kendi degirmenine su çekmeye bakar. (Giovanni Verga)


Görmek bile nispidir. Kasinan yeri parmak, gözden iyi görür. (Kemal Tahir)

Ya kirmizi gülden ayri yasamali ya da dikenin acilarini hos görmeli. (Seyh Sadi)

Kötü haberler kirlangiç kanatlidirlar, iyi haberler koltuk degnekli. (Massinger)

Dünya karsilastigin firtinalarla degil gemiyi limana getirip getirmediginle ilgilenir. (William Mc. Fee)

Ne karinca zayif olmakla aç kalir, ne de aslanpençesinin ve kuvvetinin zoruyla karin doyurur. (Seyh Sadi)

Kedi, sevgilisinde muhakkak tirnak izi birakir. (Mortherlant)

Yüksek makamlar yüksek tepeler gibidir, kosarak çikanlar nefes darligi hisseder. (Cenap Sehabettin)

En olgun meyve, en basta düser. (William Shakespeare)

Her önemsiz sey çok küçümsenirse, öcünü alir. (Lessing)

1001 meziyeti de olsa, insanlara kötü yanlarindan bakarlar. (Moliere)

Sevgide günes gibi ol, dostluk ve kardeslikte akarsu gibi ol, hatalari örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya oldugun gibi görün, ya göründügün gibi ol. (Mevlana Celaleddin-i Rumi)

Mezarlik ölülerin, topraga karismadan önce adlarini, kimliklerini toprak üstünde biraktiklari yerdir. (Paul Valery)

Öfkenin atesi önce sahibini yakar, sonra kivilcimi düsmana ya varir ya varmaz. (Seyh Sadi)

Dünyaya geldigimiz gün bir yandan yasamaya, bir yandan ölmeye baslariz. (Montaigne)


Utanilasi eylemlerinden pismanlik duymak, yasamini kurtarmaktir. (Demokritos)

Insanin kendi vatani için yalan söylemesi bir vatanseverlik sanatidir. Buna diplomasi denilir. (Ambrose Bierce)

Ruhu öldürmek, cismi öldürmekten daha büyük bir cinayettir. (Gerhart Hauptmann

Osmanli Tokatinin Kökeni
Osmanli zamaninda ordu çesitli birliklerden olusurmus. O birliklerden biride Tokatçi grubu imis. Tokatçi denilen askerler devsirmelerden olusur ve gayet iri yapili, iri elli kisilermis. Bunlarin özel çalisma salonlari varmis. Salonlarda mermerden yapili olan büyükçe kolonlar varmis. Tokatçilar bu mermer kolonlari tokatlayarak ellerini daha da gelistirirlermis. Savas sirasinda ordunun en arkasinda bulunur savasin sonlarina dogru hizla savas alanina girer ve bitkin durumda olan düsman askerlerini tek tokat darbesiyle yerle bir ederlermis.Tokat attiklari kisinin yüzünü içeri çökertir ve beyin kanamasi geçirmesine sebep olarak öldürürlermis.

Kim Ne Icat Etti
AKÜ >> PLANTE

VINÇ >> ROMALI VITRUVIUS

MATKAP >> G. SOMMEILLER

ARSIMED BURGUSU >> ARSIMED

ROBOT >> E. SPERRY

RADYOAKTIVITE >> A. BECQUEREL

RADYUM >> CURIE'LER

AMPUL >> EDISON

ASANSÖR >> E. OTIS

BALON >> MONTGOLFIER KARDESLER

BAROMETRE >> TORIÇELLI

BARUT(DUMANSIZ) >> SCHULTRE

BENZIN MOTORU >> N. OTTO

BISIKLET >> K. MACMILLAN- J.K.STARLEY

BUHAR TRIBÜNÜ >> PARSONS

BUHARLI GEMI(GELISMIS) >> FULTON

BUZ MAKINESI >> GORRIE

ÇELIK(PASLANMAZ) >> BREARLEY

ÇIMENTO >> ASPDIN

DAKTILO >> C. LATHAM..

DENIZALTI >> OHN HOLLAND

DINAMIT >> NOBEL

DINAMO >> PICINOTTI

DIZEL MOTORU >> DIEZEL

DOKUMA MAKINESI >> HARGREAVES

DÜRBÜN >> LIPPERSHEY

FOTOGRAF(ILK SEKLI) >> NIEPCE

GRAMOFON >> BERLINER

HAVA POMPASI >> GURICKE

HELIKOPTER >> SIKORSKI

HESAP MAKINESI >> PASCAL

HOPARLÖR >> RICE/KELLOGG

JET UÇAGI >> OHAIN

KAGIT IMALI(SELÜLOZDAN) >> DAHL

KARBÜRATÖR >> DAIMLER

KAUÇUK >> GOODYEAR

KRONOMETRE >> HARRISON

LOKOMATIF >> STEPHENSON

MATBAA >> GUTENBERG

MIKROFON >> BERLINER

MIKROSKOP >> JANSSEN

MORS ALFABESI >> SAMUEL MORS

MOTOSIKLET >> DAIMLER

NAYLON >> DU PONT LABORATUVARI

NEON LAMBASI >> CLAUDE

OTOMOBIL(4 TEKERLI) >> BENZ- DAIMLER

PARASÜT >> VERANZIO

PARATONER >> BENJAMIN FRANLIN

PIKAP >> EDISON

PIL >> VOLTA

PLANÖR >> OTTO LILIENTAHI

PROJEKTÖR >> SPERRY

RADAR >> TAYLOR VE YOUNG

RADYO >> MARCONI

RENKLI FILM >> WESTCOTT

ROKET >> GODDARD

RÖNTGEN TÜPÜ >> COOLIDGE

SESLI FILM >> ERNST RUHMER

SINEMA MAKINESI >> LUMIERE KARDESLER

TELEFON >> GRAHAM BELL

TELESKOP >> KEPLER-GALILEO-

TELEVIZYON >> BAIRD

TELGRAF >> MORSE

TELSIZ TELGRAF >> MARCONI

TERMOMETRE >> FAHRENHEIT-GALILEO-CELSIUS-REAUMUR

TEYP >> POULSEN

TRANSFORMATÖR >> STANLEY

UÇAK >> WRIGHT KARDESLER

ZEPLIN >> KONT VON ZEPPELIN

DPT >> P. MULLER

ELEKTRON MIKROSKOBU >> KNOLL VE RUHKA

GEIGER SAYACI >> J. H. W. GEIGER

HOVERKRAFT >> C. COCKERELL

INSÜLIN >> BANTING VE BEST

KARBON 14 TARIHLEMESI >> W. F. WILLARD

LAZER >> C.H. TOWNES

TÜKENMEZ KALEM >> L. BIRO

AEROSOL >> GOODHUE- SILLIVON

ÇAMASIR MAKINESI >> HURLEY MACHINE CO.

ELEKTRIK SÜPÜRGESI >> CECIL BOOTH

UZUNÇALAR >> PETER GOLDMARK

VIDEO >> A. PONIATOFF

YALAN MAKINESI >> JOHN LARSON

YOL ISARETLERI >> PEREY SHAW


Cereyan kesilince telefonlar nasil çalisiyor?

Size sasirticigelebilir ama, telefon evimizdeki en basit cihazdir. O kadar basittir
ki, ana yapisiyüzyildir degismemistir. Eger 1920'li yillardan kalma bir antika telefon bulabilirseniz, fisini duvardaki delige takin, gayet iyi çalisir.

Telefon sistemi o kadar basittir ki, evimizin bir ucuna bir aparat, diger ucuna bir baska aparat koyup, bunlaribirbirlerine araya 9 voltluk bir pil ve bir rezistör koyarak baglarsaniz, kendi interkom sisteminizi yaratmisolursunuz. Bu telefonlarla kendi aralarinda rahatça görüsme yapilabilir.

Telefonlarimiziduvardaki duylara ve oradan da santrallere baglayan, genellikle biri kirmizi, digeri yesil iki kablo vardir. Yesil kablo konusma için ortak hat olup, kirmizikablo vasitasiile santralden telefonumuza 6 ile 12 volt arasi, 30 miliamper seviyesinde bir akim gelir.

Eger basit bir granüllü ahizeye sahipseniz, sesinizin dalgalan, bu granülleri az veya çok sikistirarak, santralden kirmizikablo ile verilen, yaklasik bu 9 voltluk akimin karsitarafa degisik kuvvetlerle gitmesini saglar. Karsitarafta kulaklikta da, bu defa tam tersi olur ve bu degisik akimlar titresim yolu ile sese çevrilir.

Telefon konusmasiniileten bu çok zayif akimiçok uzaklara tasiyabilmek için bir frekans limitlemesi yapilmistir. Yani frekans olarak 400 saykilin altinda ve 3400 saykilin üstündeki sesleri sistem kabul etmez, yok farz eder. Bu nedenledir ki, bazilarinin sesleri telefonda daha farkligelir.

Telefonun çalisabilmesi için gerekli 6-12 volt akimin telefon santralindan gelen bakir telle saglandiginibelirtmistik. Bu nedenle evinizde cereyan kesilse bile, telefona gerekli akim santralden saglandigiiçin, çalismaya devam edecektir.

Peki telefon santralinin cereyanikesilirse ne olur? Bu duruma karsisantrallerde çok büyük bir batarya sistemi bulunmaktadir. Ayrica bir de yedek elektrik jeneratörü vardir ki, cereyanin kesilme durumunda bütün telefon sebekelerini beslerler ve telefonlarin çalismalarinisaglarlar.

Kapali çarsi
Kapaliçarsi,Nuri Osmaniye ve Beyazid Camileri ile Mahmutpasa Çarsisi arasinda, üzeri dam ve kubbelerle örtülü çesitli dükkanlarin bulundugu sokaklardan meydana gelen büyük çarsidir. Sekil yönünden pek düzenli olmasa da yaklasik 31 bin metrekarelik bir alani kaplar. Üzeri kursun kapli ve pencereli yüzlerce kubbesi vardir. Kapaliçarsi'nin ilk çekirdegi, bugün Eski Bedesten adi verilen Bizans çagindan kalma bir yapidir. Bugünkü Kapaliçarsi degerli esya ve mücevher alip satilan bölümleri ile Fatih Sultan Mehmed tarafindan, asil büyük çarsi ise, Kanuni Sultan Süleyman döneminde ahsap olarak yapildi.

2006 Nasil Gecti
Yillar sona hafiza galerilerimizi karistirirken Hz.Muhammed karikatürlerinin yarattigi patlamalar, Israil’in Lübnan operasyonu, Papa’nin Türkiye ziyareti ve nihayet Irak’in devrik diktatörü Saddam Hüseyin’in idamiyla hatirlayacagiz 2006’yi.

Ancak, Amerikan yönetimindeki ask dedikodularindan, yine yönetimdeki bir av kazasina kadar irili ufakli nice vaka meydana geldi dis dünyada. THY çalisanlarinin deve kurban etmesi, dünya medyasinin tuhaf haberler klasmaninda bir numaraya yükseldi. Ama, bu tuhaf vaka yerli oldugu için, biz 2006 yili bulmacasina dahil etmiyoruz. Iste sorularla 2006.

1- Hz.Muhammed’i küçük düsüren karikatürler yayinlayarak Islam dünyasini ayaga kaldiran Jylland-Posten Gazetesi hangi Avrupa ülkesinde yayinlaniyor?

a) Norveç

b) Isviçre

c) Danimarka

2- ABD Baskani George W.Bush ile Laura Bush’un evliliginin çatirdadigina dair çesitli söylentiler çikti. Bush’un esini kiminle aldattigi söyleniyordu.

a) Barbra Streisand

b) Condoleezza Rice

c) Monica Lewinsky

3- 2006 yilinda enerji savaslari kendini daha fazla hissettirmeye basladi. Dogalgazi kendi politikalarini dayatmak için bir silah olarak kullanmaya baslayan dogalgaz zengini ülke hangisidir?

a) Türkmenistan

b) Kanada

c) Rusya

4- ’Buldozer’ lakapli ünlü bir politikaci 2006 yilinin basinda bitkisel hayata girdi. Yaklasik bir yildir makinalarla yasatilan ünlü siyasetçi kimdir?

a) Eski Israil Basbakani Ariel Saron

b) Küba Devlet Baskani Fidel Castro

c) Suudi Arabistan Krali Abdullah

5- Amerikali yoksullara yakit yapan, hatta Rio karnavalindaki bir samba okulunu finanse edecek kadar cömert olan Washington Yönetimi’nin bas agrisi sayilan Latin Amerikali lider kimdir?

a) Bolivya Devlet Baskani Evo Morales

b) Venezüella Devlet Baskani Hugo Chavez

c) Sili Devlet Baskani Michelle Bachelet

6- Israil, Haziran ayinin sonunda Lübnan’a sürpriz bir saldiri baslatti. Beyrut’u yeniden harabeye döndüren operasyonun gerekçesi neydi?

a) Hizbullah’in iki Israil askerini kaçirmasi

b) Lübnan’in Israil’in su kaynaklarini kesmesi

c) Beyrut’un yine Ortadogu’nun Paris’i olmasi

7- Dünya Kupasi’nin final maçi Italya ile Fransa arasinda oynandi. Maçtan çok, maç sirasinda Fransiz takiminin kaptani Zinedine Zidane’in Italyan oyuncu Marco Materazzi’ye attigi kafa konusuldu. Italya kaçinci kez kupayi evine ***ürmüs oldu.

a) Besinci kez

b) Ikinci kez

c) Dördüncü kez

8- Avrupa Birligi’nin yeni üyelerinden birinde Polonya’da Devlet Baskani Lech Kaczynski, hükümeti kurma görevini tek yumurta ikizi Jaroslaw’a verdi. Polonyalilar iki kardesi nasil ayirabiliyor?

a) Kravat renginden

b) Jaroslaw’a yapisan kedi tüylerinden

c) Saç tiraslarindan

9- Pop müzigin yaramaz divasi Madonna, bu yil da bir Afrika ülkesinde 13 aylik bir erkek bebegi evlatlik edindigi gerekçesiyle tartisma yaratti. Madonna’nin oglu hangi ülkeye mensuptu:

a) Malawi

b) Kenya

c) Ruanda

10- Bildircin avina çikip da arkadasini ayagindan vuran dünya lideri komedyenlerin diline düstü. Partisinin önde gelen bagisçilarindan biri olan avukati vuran lider kimdir.

a) Ispanya Krali Juan Carlos

b) ABD Baskan Yardimcisi Dick Cheney

c) Galler Prensi Charles

11- 40 yildir erkek veliahta hasret olan bir ülke kiz çocuklarina taht yolunu açmak üzere yasa degistirmeye hazirlaniyordu. Tam bu sirada sarayin hamile kalan küçük gelini erkek bebek dünyaya getirerek eltisinin kizinin tahta çikma olasiligini ortadan kaldirdi. Bu kiskanç elti hangi ülkede yasiyor.

a) Hollanda

b) Ürdün

c) Japonya

12- ABD, nükleer deneme yaptigi için bir ülke liderine bireysel ambargo karari aldi. Jet-ski, i-pod, plazma tv, en önemlisi de Fransiz konyagindan mahrum kalacak, dünyanin en egsantrik liderlerinden biri olan devlet baskani kimdir?

a) Kuzey Kore lideri Kim Jong Il

b) Iran Cumhurbaskani Mahmud Ahmedinejad

c) Pakistan Devlet Baskani Pervez Müserref

13- Bir AB ülkesinin liderinin internette tanistigi kiz arkadasindan cep telefonu mesajiyla ayrildigi ortaya çikti. Fransa Cumhurbaskani Jacques Chirac tarafindan "ülkesinin en seksi erkegi" olarak nitelenen devlet lideri kimdir?

a) Danimarka Basbakani Rasmussen

b) Finlandiya Basbakani Vanhanen

c) Ispanya Basbakani Zapatero

14- Ian Fleming’in efsanevi ajani James Bond, "Casino Royal" filmiyle beyaz perdeye geri döndü. Ajan 007’yi canlandiran ve "sarisin Bond olur mu" tartismalarina yol açan aktör kimdir?

a) Daniel Craig

b) Leonardo di Caprio

c) Ralph Fiennes

15- Operanin klasiklerinden Idomeneo’ya, Hz.Isa, Hz. Muhammed ve Buda’nin kesik baslari görünen bir sahne eklenince kiyamet koptu. Berlin Operasi’nin tepkiler üzerine programdan çikardigi operanin tartisilan sahneyi içermeyen orijinal versiyonu hangi bestecinindi?

a) Dario Argento

b) Mozart

c) Çetin Alp

16- Avustralyali "Timsah Avcisi" Steve Irwin, bir sualti belgeselinin çekimi sirasinda can verdi. Irwin’in ölümüne neden olan balik hangisiydi?

a) Vatoz

b) Köpekbaligi

c) Iskorpit

17- Amerika, 2006 yilinda nüfus açisindan tarihi virajlarindan birini aldi. ABD nüfusu geçen yil kaç milyona ulasti?

a) 200 milyon

b) 300 milyon

c) 425 milyon

18- Asagidaki isimlerden hangisi son nefesini 2006 yilinda vermedi?

a) Ronald Reagan

b) James Brown

c) Augusto Pinochet

19- Peki hangi ünlü bebek, 2006’da dogmadi?

a) Shiloh Nouvel Jolie-Pitt

b) Sean Preston Federline (Spears)

c) Suri Cruise

20- Eski Yugoslavya’nin son üyesi de haziran ayinda federasyondan ayrilinca, Sirbistan tek basina kaldi. Halkoyuyla bagimsizligi seçen bu ülke hangisiydi?

a) Karabag

b) Slovenya

c) Karadag

21- Savas suçu isleyen eski Yugoslavya’nin lideri Slobodan Miloseviç de bu yil hayata veda eden diktatörler arasindaydi. Miloseviç hangi sartlarda öldü?

a) Yargilanirken hapiste

b) NATO ölü ele geçirdi

c) Evinde intihar etti

22- 10 yasinda kaçirilip 8 yil boyunca bir bodrum katinda tutulan Avusturyali Natascha Kampusch’un film gibi kurtulusu gündemi haftalarca mesgul etti. Kampusch’u kaçiran Wolfgang Priklopil, durumu ögrenince nasil intihar etti?

a) "Altin vurus" yapti

b) Kizi tuttugu hücrede kendisini asti

c) Bir trenin önüne atladi

23- Kasim ayinda Türkiye’yi ziyaret eden Papa 16. Benedikt, ziyaretten iki ay önce bir Bizans Imparatoru’nun Hz. Muhammed hakkindaki olumsuz sözlerini aktararak büyük tepki çekmisti. Kimdi bu imparator?

a) Ikinci Manuel Paleologos

b) Konstantin Dragazes

c) Üçüncü Andronikos

24- Formula 1 tarihinin en basarili pilotu Michael Schumacher, 22 Ekim’de emekliye ayrildigini açikladi. Alman pilot kaç kez F1 sampiyonu olmustu?

a) 5

b) 7

c) 9

25- Irak’in devrik lideri Saddam Hüseyin, idam cezasina çarptirildi. Mahkeme, hangi katliam nedeniyle Saddam’a bu cezayi verdi?

a) Kerkük’teki Türkmen katliami

b) Enfal’deki Kürt katliami

c) Duceyl’deki Sii katliami

26- Eski Rus ajani Aleksander Litvinenko, Londra’da bir restoranda suikasta ugradi. Gözleri Rus gizli servisine çeviren suikastta hangi radyoaktif madde kullanildi?

a) Talyum

b) Adamantium

c) Polonyum

CEVAP ANAHTARI

1c---2b---3c---4a---5b---6a---7c---8b---9a---10b---11c---12a---13b---14a---15b---16a---17b
18a---19b---20c---21a---22c---23a---24b---25c---26c hürriyet

Anarsizm nedir?
Anarsizm, toplumsal otoritenin, tahakkümün, erkin ve hiyerarsinin tüm biçimlerini bertaraf etmeyi savunan çesitli politik felsefeleri ve toplumsal hareketleri tanimlayan sosyal bir terimdir.

Bu hareketler, merkezi politik yapilar, üretim araçlarinin özel mülkiyeti ve ekonomik kurumlar yerine toplumsal iliskilere dayanan gönüllü etkilesim ve özyönetimi savunur, özgürlük ve otonomi ile karakterize edilen bir toplumu arzular. Bu felsefeler, anarsi terimiyle özgür bireylerin gönüllü etkilesimine dayanan bir toplumu, bireylerin ve topluluklarin alinan kararlardan etkilendikleri ölçüde söz sahibi olmasi düsüncesini ifade eder.

Zorlayici kurumlara ve toplumsal bazli hiyerarsilere karsi olmak anarsizmin asli ilkelerindendir ve ayrica anarsizm gönüllülüge dayanan bir toplumun nasil isleyecegi konusunda olumlu bir görüsü ifade eder. Anarsist felsefeler arasinda hatri sayilir bir çesitlilik vardir. Siddetin anarsizmdeki yeri, ne tür bir ekonomik sistemin olmasi gerektigi, çevre ve endüstriyalizm hakkinda sorular ve diger hareketlerde anarsistlerin rolleri gibi farkli alanlarda çesitli görüsler bulunmaktadir. Anarsist akimlar bu nedenlerle birbirlerinden çok farkli ve hatta karsi olabilirler. Örnegin anarsist komünizmin yani sira Hristiyan anarsizm ve anarko-kapitalizm gibi anarsist akimlar da mevcuttur.

"Anarsi" ve "anarsizm" kelimeleri Yunanca an ("-siz", olumsuzluk eki) archos ("yönetici") kelimesinden türemistir. Bu yüzden anarsizm en genel anlami ile yönetimin gereksiz oldugu ve ortadan kaldirilmasi gerektigi yönündeki inanç ve düsüncedir. "Anarsi" kelimesi, pek çok anarsistin kullandigi biçimiyle kaos veya anomi anlamina gelmez, gönüllü toplumsal iliskilere dayanan bir toplumu ifade eder.

ilklere imza atan Türk kadinlar.
Ilk alfabenin yazari: Melahat Ugurkan
Ilk avukat: Süreyya Agaoglu
Ilk bakan: Prof. Dr. Türkan Akyol
Ilk basbakan: Prof. Dr. Tansu Çiller
Ilk belediye baskani: Müfide Ilhan
Ilk büyükelçi: Filiz Dinçmen
Ilk Danistay Baskani: Füruzan Ikinciogullari
Ilk Danistay üyesi: Sükran Esmerer . Ilk Adalet Müfettisi ve Adalet Basmüfettisi Nazmiye Kiliç
Ilk dis hekimi: Ferdane Bozdogan Erberk
ilk doktor: Safiye Ali
Ilk dünya güzeli: Keriman Halis
Ilk eczaci: Rukiye Kanat Arran
Ilk emniyet müdürü: Feriha Sanerk
Ilk hakim: Suat Berk
Ilk hazine genel müdürü: Aysel Gönül Öymen
Ilk hemsire: Esma Deniz
Ilk hesap uzmani: Müserref Çallilar ve Güzide Amark
Ilk heykeltiras: Sabiha Bengütas
Ilk hukukçu: Beraat Zeki Üngör
Ilk jet pilotu: Leman Altinçekiç
Ilk karakol amiri: Nevlan Kulak
Ilk kaymakam: Özlem Bozkurt
Ilk kimyaci: Remziye Hisar
ilk makinist: Seher Aytaç
Ilk milli egitim müdürü: Güler Karakülah
Ilk milli maç hakemi: Lale Orta
Ilk muhtar: Gül Esin
Ilk müzeci: Seniha Sami
Ilk opera sanatçisi: Semiha Berksoy
Ilk orman mühendisi: Binnaz Zehra Sert
Ilk otomobil yarisçisi: Samiye Morkaya
Ilk petrol mühendisi: Halide Ural Türktan
Ilk pilot: Sabiha Gökçen
ilk polis memuru: Betül Diker
Ilk profesör: Dr. Fazila Sevket Giz
Ilk radyo spikeri: Emel Gazimihal
Ilk savci: Tüzünkan Koçhisaroglu
Ilk sayistay üyesi: Fehrunisa Etmen
Ilk senatör ve elçi: Adile Ayda
Ilk sendika baskani: Dervise Koç
ilk subay: Ülkü Sema Toksöz
Ilk TBMM basvekili: Neriman Neftçi
Ilk Türkiye güzeli: Feriha Tevfik
Ilk TV spikeri: Nuran Devres
Ilk vali: Lale Aytaman
Ilk veteriner: Sabire Aydemir
Ilk yargitay üyesi: Melahat Ruacan
Ilk yüksek mahkemesi baskani: Firdevs Mentese
ilk yüksek mimar: Münevver Gözeler
Ilk yüksek mühendis: Sabiha Ecebilge
Cumhuriyet tarihinin ilk güzellik kraliçesi 1929 yilinda yapildi ve Feriha Tevfik kraliçe seçildi. Ilk kadin vali Lale Aytaman.
Ilk kadin bakan Türkan Akyol. Cumhuriyet tarihinde ilk kez sahneye çikan kadin sanatçi Bedia Muvahhit Atatürk´ün manevi kizi Sabiha Gökçen, ayni zamanda cumhuriyetin ilk kadin pilotu unvanini tasiyor.

Beyaz ve kahverengi yumurtalar arasindaki fark nedir?
Bakkaldan veya marketten yumurta alirken kabugunun rengi sizin için önemli mi, bu konuda bir tercihiniz var mi? Sizce kabuk renkleri farkli olan yumurtalarin içleri de besin degeri olarak farkli olabilir mi? Tavuklarin niçin bazilarinin yumurtalari beyaz da bazilarinin açik kahverengi?

Besin degeri, lezzet ve pisme karakteristikleri bakimindan her iki renk yumurtanin da içi ayni degerdedir. Her iki yumurtada da ayni miktarda protein, mineral ve vitaminler (C vitamini hariç) vardir. Tabii tavugun yedigi yemin kalitesi de belirli farklar yaratabilir.

Yumurtanin içi degil de kabugunun rengi ile hakli olarak ilgilenenler sadece onlari paketleyenler ve satanlardir, çünkü bir pakette hep ayni rengin olmasi müsteri tarafindan tercih edilmektedir.

Tabiatta yasayan hayvanlarin yumurtalarini renkli veya koyu renkte hatta gölgeli ve çizgili sekilde yumurtlamalarinin ana nedeni, bu yumurtalari yemek isteyen düsmanlarina karsi kamuflaj yaparak neslin devamini saglamaktir.

Yumurtalarin kabuklarinin renklerini, tavugun kökenine, atalarinin yasadigi yerlere baglayanlar da var. Bu görüse göre Asya kökenli tavuklarin yumurtalari kahverengi, Akdeniz kiyilari kökenlilerin ise beyaz oluyormus. (akdenizliyim beyaz yumurta yerim )

Daha çok kabul gören bir diger görüse göre ise beyaz kabuklu yumurtalar beyaz ibikli ve kulak memesi beyaz olan tavuklar tarafindan yumurtlaniyormus. Ibik ve kulak memesi kirmizi olanlar ise kahverengi kabuklari olanlari yumurtluyormus.

Kabugu hangi renk olursa olsun iste size yumurta ile ilgili bazi faydali bilgiler: Yumurtayi haslayip haslamadiginizi unuttunuz. Masanin üstünde firildak gibi döndürün. Eger hemen duruyorsa taze yani pismemis, biraz daha uzun süre dönmeye devam ediyorsa içi kati yani haslanmis demektir. Yumurtanin tazeligini merak ediyorsaniz suya koyun, taze ise suda batacak, bayat ise yüzecektir.

Yumurtada hemen hemen hayati tüm vitaminler vardir. Bulunmayan tek vitamin C vitaminidir. Yumurtanin besin degeri yüksek olan kismi sarisidir. Aki ve sarisi karistirilarak, omlet gibi pisirilen yumurtalarda, aktaki bazi maddeler saridaki vitaminlerin bir kisminin etkilerini yok ederler.

Kalori açisindan et ve süt ile mukayese edildiginde 55 gramlik bir yumurta, 40 gram yagli sigir etine veya 100 gram yagli süte esdegerdedir

Bira ve Idrar
Bira, insanligin en eski ve en güzel içeceklerinden biridir. Ama bu güzel içkinin küçük bir kusuru vardir. Iki bardagi bitirene kadar en az iki kere de tuvalete gitmek zorunda kalinir. Neredeyse içilen bira kadari tuvalete birakilip, gidilir.

Aslinda bu olayin biranin sivi kismi ile pek alakasi yoktur. Bira içince tuvalete gitme ihtiyacini hissettiren 'antidiuretic' denilen bir hormondur. Biz buna kisaca 'ADH' diyecegiz. Vücudumuzda üretilen bu hormon idrar miktarini ayarlar ve dogrudan olmasa da kanimizdaki su miktarini etkiler.

Susuz kaldigimiz zaman 'ADH' böbreklerimize sinyal gönderip idrar üretimini durdurtur. Böylece su harcamasi kesilerek kanimizdaki su miktari korunur ve plazmadaki tuz miktarinin yükselmesine mani olunur. Yani 'ADH' vücudumuzdaki su ve tuz miktarini dengeleyen, koruyucu bir islev görür.

Halk arasinda idrar söktürücü adi da verilen bazi maddeler 'ADH'nin salgilanmasina mani olur. Bu durumda böbrekler idrar üretip üretmeyeceklerine karar veremezler ve sonunda üretmeye devam ederler. Mevcut dengenin bozuldugunu bilmeden suyu disari atarlar, insani tuvalete gitmeye mecbur birakirlar ve vücudun kurumasina sebep olurlar.

Vücudumuzdaki bu hormonu en çok etkileyen maddelerden biri de alkoldür. Birayi bolca içince, içindeki alkol nedeni ile 'ADH'den sinyal de gelmeyince böbrekler fazla mesai yaparak vücuttaki suyu idrar haline getirirler. Tabii biranin sivi kisminin da buna katkisi vardir, ama ayni sürede, ayni miktarda su içildiginde bu kadar tuvalet ihtiyaci duyulmaz.

Aslinda ayni durum tüm alkollü içeceklerde de geçerlidir. Içilme zamani ve miktari biraya esdeger oldugunda ayni etki onlarda da görülür. Bu hormonu etkileyen bir diger önemli madde de kafeindir. Kahve ile birlikte yeterli kafein alindiginda 'ADH' salgilanmasi durur ve böbrekler idrar üretmeye devam eder.

Görüldügü gibi içki içmenin sonuçlarindan birisi de vücudun kurumasidir. Buna karsi vücutta susama ile birlikte acikma duyusu da uyarilir. Kaybedilen suya karsi gece yarisi yemek yeme ihtiyaci duyulur. Durum buna uygun degilse sabah kalkildiginda bir sürahi su içilir.

Kiz Kulesi
Marmara Denizi'ni geçip Istanbul Bogazi'na girerken Üsküdar-Salacak kiyisi açiklarinda küçük, sevimli, beyaz bir yapi göze çarpar. Kiz Kulesi olarak taninan bu yapi Istanbul'u simgeleyen nadide eserlerden biridir. Tarihi çok eskilere giden Kiz Kulesi'nin adi etrafinda birçok söylence var. Bunlardan biri Bizans imparatorunun kiziyla ilgilidir. Söylenceye göre kahinler imparatora kizinin yilanlar tarafindan zehirlenecegini söylerler. Imparator bunun üzerine Kiz Kulesi'ni yaptirir ve kizini yilanlarin erisemeyecegi bu yerde saklar. Ama bir gün kuleye götürülen üzüm sepeti içine gizlenen yilan kizi sokarak ölümüne yol açar.Bir baska söylence 8. yüzyilda yasadigi sanilan Arap destan kahramani Battal Gazi ile ilgilidir. Buna göre Istanbul önlerine kadar gelen Battal Gazi, Üsküdar tekfurunun kizina asik olur. Istanbul'u almak için yedi yil bekleyen Battal Gazi, Sam'in fethiyle görevlendirilip kent önlerinden ayrilinca tekfur da kizini saklamak için Kiz Kulesi'ni yaptirir. Ama bir süre sonra Sam' dan dönen Battal Gazi kuleyi ele geçirir, kizi ve tekfurun hazinesini alip kaçar.

Silgi Nasil Siliyor?

Bir kursun kalemin yazi yazan kismi kursun degil grafittir. Grafit ise bir nevi karbon bilesimidir. Yazi yazarken kursun kalemin kagit üzerine biraktigi iz ucundaki karbonun kagit tarafindan asindirilip tutulan kismidir.

Kagidin üzerindeki kursun kalem izlerine mikroskopla bakildiginda 2 ila 10 mikrometre, yani bir saç kilindan 6 kez küçük çapta kumlu, köseli taneciklerden olustugu görülür. Kursun kalem izini olusturan bu minik grafit noktalari, kagidin yüzeyinin biraz altinda kagidin lifleri ile iç içe geçmis durumdadirlar.

Silginin kagidin liflerine karismis bu grafit parçaciklarini çekip çikarmasi silgi ile kagit arasindaki sürtünmenin yarattigi bir asinmadir. Lastik silgi, yumusakligi sayesinde kagit liflerine nüfuz eder, kagidi asindirip çok ince bir tabakasini kaldirirken grafit parçalarini da çekip çikarir.

Bir kagittaki yaziyi sildikten sonra, kagit üzerinde biriken parçaciklara mikroskopla 200 kere büyütülüp bakildiginda, bunlarin içine grafit konulmus sigara böregi rulolari halinde olduklarini görürüz. Grafit parçalarinin bir kismi da lastigin üzerine yapisip kaldigindan silginin kullanilan yerinin rengi de koyulasir.

Sonuç olarak silgi sadece yumusak bir lastiktir. Kagidi oldugu gibi birakip sadece yazilari silmez. Ovalama ve asindirma prensibine göre çalistigindan kagidin bir tabakasini da yerinden çikarir. Bu nedenle ayni yere yazilan yazi tekrar tekrar silinemez, birkaç silis sonunda kagidin o yerinde bir delik meydana gelir.

Kagida yazilan yazi hemen aninda silgi ile silinirse kolaylikla çikar. Eger aradan bir süre geçmisse ne kadar ugrasilirsa ugrasilsin, ne kadar sert bir silgi kullanilirsa kullanilsin çizgi tam anlamiyla çikmaz, muhakkak kagitta iz birakir. Bunun sebebi kalemdeki grafitin mumlu bir özellige sahip olmasidir.

Yaziyi yazarken bu yumusak balmumumsu madde de, grafit parçaciklari ile birlikte kagidin lifleri arasindaki bosluklardan içine nüfuz eder. Zamanla bu mumlu kisim hem sertlesir hem de havanin etkisiyle oksitlenir, grafit parçaciklarinin kagidin bünyesine sikica tutunmalarini saglar. Bu hale gelmis grafit, kagidin daha derin tabakalarina indiginden silgi ile kolayca asindirilamaz, kagidin üst tabakalari alinsa dahi yazi tam olarak silinemez.

Kirtasiyecilerde beyazdan turuncuya, yesilden kirmiziya rengarenk silgiler bulunur. Bu renklendirmenin ana amaci silginin çocuklar için çekiciligini arttirmaktir. Renklerin bir kismi üretim asamasinda olusturulur ve lastiklerin degisik bilesim ve kalitelerini gösterirler ama neticede silgi basit bir lastiktir.

"Yapistiricilarin" Yapistirmasi Nasil Olur

Yapistiricilarin sagladigi yapisma olayi aslinda kimyasal bir reaksiyondan baska bir sey degildir. Tabiatta evini yapan ari, kayalara ve gemilerin su altindaki kesimlerine tutunan midye gibi çok iyi yapistirici üreten canlilarin sayisi az degildir.

Yapistiricilarin hikayesi tarih öncesi çaglara kadar uzaniyor. Magara duvarlarina resim benzeri sekiller yapan atalarimiz bunlari duvarlara yumurta aki, kurumus kan ve su bitkilerinin özleriyle sabitliyorlardi.

Sonralari, milattan önce 3 500 yillarindan baslayarak eski Misirlilar ve Sümerler hayvan derilerini ve kemiklerini kaynatarak daha saglam yapistiricilar yapmayi ögrendiler. Günümüzde imalatçilar yapistiricilari sentetik malzemeler kullanarak yapiyorlar. 250 temel maddeden binin çok üstünde özel türler üretiyorlar.

Yapisma olayinda benzer veya ayri malzemeden iki madde, bir de yapiskan gerekir. Burada en önemli görev yapistiricidadir. Yapistiricinin moleküllerinin diger iki madde molekülleri ile birlesme egilimi gösterir bir yapida olmalari gerekmektedir.

Aslinda iki maddeyi birbirlerine ideal bir sekilde yaklastirabilsek yapistirici bile kullanmadan birbirlerine yapisabilirler. Her iki maddenin yüzeylerindeki atomlarin farkli kutuplari birbirlerini çekerler. Pratikte ise bu olusumu saglamak mümkün degildir.

Atomlarin birbirlerini çekebilmeleri için iki cismin yüzeyleri arasindaki mesafenin milimetrenin 10 milyonda birini geçmemesi gerekir. Oysa son derecede pürüzsüz olarak görülen bir cismin bile yüzeyinde milimetrenin on binde dördü kadar yükseklikte girinti ve çikintilar vardir.

Bu durumda her iki malzeme ayni cins olsalar bile yüzeyleri hiçbir zaman ideal düzlükte olamayacagindan, aradaki bosluklari doldurmak, en fazla miktarda bag olusturarak moleküllerin birlesmesini saglamak için araya bir yapistirici gerekir.

Yapistiricinin akici ancak kurudugunda katilasip kolay kolay kopmayacak özellikte, yüzeylerin islanabilir, tamamen temiz, toz ve yagdan tamamen arindirilmis olmalari gerekmektedir. Peki nasil oluyor da bu kadar güçlü olan yapistiricilar tüpün içinde tüpe yapismadan durabiliyorlar?

Birçok yapistiricinin içinde iki tür katki malzemesi vardir. Biri yapistirici sivinin moleküllerini birlesmeye zorlar, stabilizer denilen digeri de tersi. Tüpün içinde bunlar bir halati birer ucundan çeken iki kisi gibidirler. Tüpün iç yüzeyi tamamen nötr oldugundan biri digerine üstün gelemez, denge halindedirler. Yapistirici tüpten çikinca havadaki nem stabilizer kisminin etkinligini yok eder, yapistirici sertlesir ve sürüldügü yere yapisir.

Yapistirilacak yüzeylere yapistiricidan ince bir tabaka sürülmesi tavsiye edilir çünkü fazlasi yapistiricinin kendi içinde baglar olusturup sertlesmesine yol açar.

Tüpün kapagi açildiktan sonra agiz kisminda görülen ve tüpün kullanilmasi için delinen sizdirmaz kisim da yapistiricinin hava ve nem alip tüpün içine yapismamasi için alinmis bir tedbirdir.

Dünyanin en büyük Camisi


(SAH FAISAL CAMII)Guiness Rekorlar kitabina girebilmis dunyanin en buyuk camisidir. Pakistan'in baskenti Islamabad'da bulunuyor. Yapimi 1976 yilinda baslayip, 1986 yilinda sona erdi.
Caminin alani 5000 metrekare, 700000 kisinin ibadet edebilecegi alan var. Cami bir Turk mimar olan Vedat Dalokay tarafindan dizayn edildi.
Geleneksel camilerin aksine gorunumu cok farkli. Arap cadirlari seklinde, cok genis ibadet yeri var ve 4 minareye sahip.

Caminin ic bolgesindeki duvarlarda Pakistan'in unlu sanatcisi Gul Jee'ye ait mozaikler ve kalografiler bulunmakta

Radar nasil çalisir?

Sesimizin yankisini hemen hepimiz duymusuzdur. Bu yankiya neden, tipki atilan bir lastik lopun geri gelmesi gibi, bir engelle karsilasan ses dalgalarinin da geri dönmesidir. Güçlü bir verici istasyondan çikan radyo dalgalan da ayni sekilde uzaktaki bir alici istasyona nakledilir. Bu , .radyo dalgasinin hizini bildigimiz sürece, engelin yerini, dalgalarin ona ulasma süresini ölçerek bulabiliriz. (Iste radar da ayni yönteme göre çalisir. Radar, hava alanlarin da , askeri silah merkezlerinde, uzay merkezlerinde ve otomatik seyir amaciyla uçuculukta kullanilmaktadir. Daha basitlestirilmis radarlar ise, fazla hiz yapan araçlarin tespiti için trafik polislerince kullanilir


Vitaminler

Bütün vitaminler en genis açiklamalariyla okurlarimiza açildi.Hangi vitamin nerelerde var, hangi vitaminleri ne zaman daha fazla almaliyiz?
Vitaminler, vücudun metabolik gereksinimleri için vazgeçilmez olan ve vücutta yeterince ya da hiç elde edilemedigi için disaridan alinmasi gereken küçük organik moleküllerdir. Klasik olarak vitaminler, yagda ve suda eriyenler biçiminde iki gruba ayrilir. Yagda eriyen vitaminler yaglarda, pismemis sebzelerde, tahillarda, tereyaginda, balik karacigeri ve balik yaginda, kaymak ve süt gibi yagli besinlerde bulunur.

Yagda eriyen vitaminler A, D, E ve K vitaminleridir.
Suda eriyen vitaminler B grubu vitaminler ile C vitaminidir.

A vitamini (retinol veya akseroftol)

Yalnizca hayvanlarda bulunan ve yagda eriyen doymamis bir alkoldür.Sütte, yumurta sarisinda, ton ve morina baliklarinin karaciger yaginda (balikyagi) bulunur.Havuç ve havuç benzeri sari-turuncu renkli sebzelerde A vitamininin ön maddeleri vardir.
A vitamini eksikliginde gözde ve deride keratoz, kseroftalmi (göz aki ve korneanin parlakligini kaybederek kurumasi), foliker hiperkeratoz ( deri hastaligi) ve gece körlügü görülür.

D vitamini

Daha etkili oldugundan tedavide daha çok kullanilan D2 vitamini (ergokalsiferol) ve D3 vitamini (kolekalsiferol) olmak üzere iki tipi vardir.Molekül yapisi steroidlerle aynidir.D2’ nin kaynagi deridir; derideki 7- dehidrokolestrol, mor ötesi isinlarin etkisiyle vitamin D2’ ye dönüsür. D3 vitamininin kaynagi besinlerdir; daha çok et, süt ve yumurta sarisinda bulunur.
Normal olarak günes isigi alan insan vücudunda D vitamini yeterince üretilir. Ama yenidoganlarda, büyüme çagindaki çocuklarda, gebelik ve süt emzirme dönemlerindeki kadinlarda besinlerle disardan daha fazla miktarda alinmasi gerekir.
D vitamini eksikliginde çocuklarda rasitizm, yetiskinlerde osteomalazi (kemik yumusamasi) gelisir.

E vitamini (alfa-tokoferol)

Basta tahil olmak üzere ispanak, kabak, lahana, marul gibi yesil sebzelerde bol miktarda bulunur. Insanda karacigerin yani sira yagli dokularda, böbrekte, kalpte, kaslarda ve böbreküstü bezi kabugunda depolanir. Fazla olan bölümü idrar ve diskiyla atilir. Antioksidan özellik gösterir.
E vitamini eksikligi son derece ender görülür ve kansizlik biçiminde ortaya çikar.

K vitamini

Sebzelerin yesil bölümünde, ispanakta, kabakta, marulda, yesil domateste, çam ignesinde, yesil biberde bol bulunur. K vitamini insan bagirsagindaki bir grup bakteri tarafindanda üretilir. K vitamininin tamamina yakini kullanilir, yanlizca küçük bir bölümü karacigerde depolanir.
K vitamini eksikligi son derece nadirdir ve kafada, sindirim sisteminde, idrar yollarinda, akcigerlerde ve deride kanamalara yol açar. K vitamini yanlizca kanamali hastalarda eksikligini gidermek için kullanilir.

B vitamini

Suda eriyebilen, molekül yapilarinda bir azot atomu bulunan, bazi enzim sistemlerinin etkinligini arttirici koenzimler olarak islev gören 15’ e yakin degisik maddeden olusan bir vitamin gurubudur.

B1 vitamini (tiyamin)
Bugday basagi, kepek, bira mayasi, sebzeler gibi bir çok besinde bol miktarda bulunur. Memelilerin karaciger, böbrek, kalp, beyin ve bagirsaklarinda az miktarda bulunur. Sebzelerin pisirilmesi, sütün kaynatilmasi ve sterilize edilmesi (mikroptan arindirilmasi) çok miktarda tiyamin kaybina yol açar. Tiyamin ince bagirsaklardan etkin tasinma mekanizmasiyla emilir. Vücutta depolanmaz ve kullanilmayan bölümü yemekten üç saat sonra böbrekler yoluyla tamamen disari atilir.
B1 vitamini yetersizligine bagli olarak gelisen hastalik tablosunda depresyon, huzursuzluk, bellek zayifligi ve dikkat azalmasi, hipotoni (kas gevsekligi) ve anoreksi (istahsizlik) yer alir.

B2 vitamini (riboflavin)
Hayvansal besinlerde, bira mayasi, bugday basagi, yesil sebzeler, havuç, enginar, findik, yerfistigi ve mercimek gibi bitkisel besinlerde bol miktarda bulunur.
B2 vitamini eksikliginde protein olusmasi azalir ve deride yaralar, sinirsel bozukluklar ve göz bozukluklari biçiminde ortaya çikar.

B3 vitamini (nikotinamid veya PP vitamini)
Hayvansal besinlerin yanisira kabuklu bugday, limon, kabak, soya, domates, patates, bira mayasi, hurma, incir, portakal gibi bitkisel besinlerde bol miktarda bulunur.
B3 vitamini eksikliginde deriyi, sinir sistemini ve sindirim sistemini tutan pellegra adli hastalik ortaya çikar.

B5 vitamini (pantotenik asit)
Dogada çök yaygindir.Yumurta, karaciger, kalp, süt, bal, bira mayasi, kabak, tahillar, sebzeler, havuç, portakal, mantar ve taze meyvelerde bolca bulunur.
B5 vitamini eksikligi çok enderdir. Bu durumda hipoglisemi (kan sekeri düsüklügü), anemi (kansizlik), lökopeni (kanda alyuvarlarin az olmasi), dermatit (deri iltihabi), mide-bagirsak rahatsizliklari, kas kramplari, hareketlerde uyumsuzluk, asteni, uyku bozukluklari ve istahsizlik ortaya çikar.

B6 vitamini (piridoksin)
Hayvansal ve bitkisel besinlerde düsük dozda bulunur.
B6 vitamini eksikligi son derece enderdir.Bu durumda deri, sindirim sistemi rahatsizliklari ortaya çikar.

B8 vitamini (biyotin ya da H vitamini)
Karacigerde, yumurta sarisinda, bira mayasinda, pirinç kabugunda ve yesilliklerde bulunur.
Eksikligi yanlizca uzun süre çig yumurta beyazi tüketiminde ya da bagirsak florasini ortadan kaldiran sülfamitlerin ve antibiyotiklerin çok fazla alinmasindan sonra görülür.Bu durumda dermatit (deri iltihabi), istahsizlik, zayiflama, depresyon ve kas agrilari ortaya çikar.

B9 vitamini (folik asit)
Bitkilerin yesil bölümlerinde, kabakta, lahanada, ispanakta, yesil sebzelerde, patateste, havuçta, bira mayasinda, sütte, yumurtada, peynirde ve karacigerde bol miktarda bulunur.
Gelismis ülkelerde eksiklik sendromuna hiç rastlanmaz.Bu tablo yanlizca emilim bozukluklarina bagli olarak ortaya çikabilir. Folik asit eksikliginde megaloblastik anemi denen bir kansizlik biçimi gelisir. Emilim bozuklugunda ise kansizliga, glossit (diz iltihabi), stomatit (agiziçi iltihabi) ve ishal eslik eder.

B12 vitamini (kobalamin)
Karacigerde, sütte, yumurta akinda, peynirde, balikta, ette ve karideste bol miktarda,bitkilerde ise son derece az miktarda bulunur.
B12 vitamini eksiklgi, folik asit eksikliginde oldugu gibi, alyuvar yapisinda biçim bozukluguna yol açarak persinyöz ya da megaloblastik anemi denen kansizliga neden olur.Ayrica sindirim sistemi düzeyinde ve epitel dokunun beslenmesinde bazi etkileri görülür. Kansizligin yani sira hafif sarilik, istahsizlik, ishal, parestezi (karincalanma) ve uyusma gibi duyumsama bozukluklari, ataksi, isitme siniri iltihabi ve zihinsel bozukluklar ortaya çikabilir.

C vitamini (askorbik asit)

Insanlar tümünü disardan almak zorundadir.Turunçgillerde bol miktarda, ayrica taze sebzelerde, maydonozda, kabakta, soganda ve domatesde bulunur.
C vitamini eksikliginde skorbüt denen ve kil diplerinde kanamali döküntüler, diseti kanamalariyla belirlenen hastalik ortaya çikar.

P vitamini

Dogada bol bulunur.Bir çok P vitamini faktörü kanamali skorbüt tedavisinde C vitaminiyle sinerjik (arttirici) etki gösterir.Ayrica hepsi direncin artmasinda ve kilcal damar geçirgenliginin azalmasinda önemli rol oynar.

Kayin agaci bir yil içinde 300 kilogram zehiri emiyor ve disari süzüyor
* Ormanlar 50 metre genisligindeki bir otobanin trafik gürültüsünü 20-30 desibel azaltiyor.
* Yaprakli agaçlardan meydana gelen bir orman bölgesinde 50 kus türü bariniyor.
* Agaçsiz bir alana göre 8 kat daha fazla humus olusturan ormanlar toprak canlilarinin yasamasina imkân sagliyor.
* 25 metre boyunda ve 15 metre tepe çatisina sahip bir kayin agaci saatte 1,5 kilogram oksijen üretiyor.
* Bir hektar ladin ormani yilda 32 ton, kayin ormani 68 ton, çam ormani ise 30-40 ton toz emiyor.
* Hava kirliliginin yaklasik yüzde 50’si ormanlar tarafindan temizleniyor.
* Ormanlar, egzoz ve benzeri zehirli gazlar ile kirli sulari temizleme özelligine sahip.
* 100 yasindaki bir kayin agaci saatte yaklasik 40 kisinin çikardigi 2,35 kilogram karbondioksiti tüketiyor. * 100 metrekare alanda yer alan 25 metre boyunda ve 100 yas civarindaki bir kayin agaci, kökleri ve kilcal damarlari araciligiyla yilda 30 bin litre su çekiyor ve verimli topragin akmasini önlüyor. * Kayin agaci bir yil içinde 300 kilogram zehiri emiyor ve disari süzüyor.


Guinnes'deki Türkler

Rekorlarimiz, adayliklarimiz, çabalarimiz...

640 yillik Kirkpinar yagli güresleri, kitaba dünyanin süregelen en eski spor organizasyonu olarak girdi.

1997 yilinda Avustralya'da Bahattin Pektüzün isimli bir Türk 2 bin 349 tonluk Türk lokumu yapti.

61 yasindaki Namik Ekin bu yil, 39 kilometrelik Istanbul Bogazi'ni 14 saatte geçerek su altinda en uzun mesafeyi tüple yüzme dünya rekorunu kirdi.

2002 yilinda Zonguldak'ta 2 kilometrelik mangal yapildi.

Internet Mahir'imiz Mahir Çagri, en çok ziyaret edilen kisisel web sitesi rekoruyla Guinness'te.

1030 kiloluk döner

Türk lirasi da 2001 yilinda 112 ülke para birimi arasinda en degersiz para olarak kitaba girdi.

Zonguldakli bastoncu Resit Korum, dünyanin en küçük ve en büyük bastonunu yapti.

Kadir Çetinkaya isimli bir Türkün, Isviçre'nin Zürih kentinde yaptigi 1030 kilo agirligindaki döneri Guinness tarafindan tescillendi.

Tofas elemanlarinin bir araya gelerek olusturdugu 2 bin 208 kisilik orkestra 2002'de Guinness'e girdi. Önceki rekor 1700 kisiyle Japonlara aitti.

Bursa'da bir alisveris merkezinin müdürü Ilhan Inan Dündar 2001'de 12 saatte 12 bin 972 kisiyle tokalasti.

Selçuk'ta düzenlenen Geleneksel Deve Güresleri'ni 1994 yilinda 20 bin kisi izledi ve organizasyon da Guinness'teki yerini aldi.


Oktay Kizilkaya 42 saat 16 dakika bateri çalarak rekor kirdi.

Konya'dan Mersinli emekli kundura ustasi Rahmi Ark önce dört santimlik sonra da 1,5 santimlik minyatür ayakkabi ile 2000 yilinda Guinness'e aday oldu.

Temmuz 2001'de Ardahan'da "6. Ulusal Göle Kasar Festivali"nde 2,5 tonluk dev kasar peyniri noter kanaliyla tespit edildi. Peynir 25,5 ton inek sütünden yapilmisti.

50 saat 35 dakikalik canli yayin

Eski yüzücü Mehmet Gedik "Buzlu suda kalma rekoru"nu kirmak için 2001 yilinda 44 dakika eksi 23 derecede kaldi. Nabzi yavaslayan Gedik sudan çikarildi.

Izmir'den Hakan Doganay 2002 yilinda da 50 saat 35 dakika televizyonda canli yayin yapti.

Trabzonlu Semsettin Öztürk 1999 yilinda evinin duvarlarini 53 bin 700 adet bos film kasedi ile kapladi.

Adiyaman'da yasayan 10 yillik evli Sükran Saygi ve Mehmet Saygi'nin 15 çocugu var. Üç ay sonra bu sayi 18'e yükselecek çünkü altinci kez üçüz bekliyorlar.

Hakan Sükür, 2002'de Güney Kore maçinin 11'inci saniyesinde kaydettigi golle Dünya Kupasi finallerinin simdiye kadarki en erken golünü atti.

Haluk Levent 1998 yilinda sahnede 10 saat 55 dakika araliksiz sarki söyleyerek dünya rekoru kirdi

Arabalarda hava yastiklari nasil çalisiyor?
Hava yastiklari 80'li yillarin basinda ortaya çiktiklarindan beri binlerce hayati kurtarmislardir. Aslinda hava yastiklari Ikinci Dünya Savasi sirasinda uçaklarin yere çakilmalarinda bir önlem olarak tasarlanmis ve ilk patent o zamanlarda alinmisti. Hava yastiklarinin arabalara uygulanmasinda birçok problemle karsilasildi.

Basinçli havanin araba içinde muhafazasi, süratle sismenin saglanmasi, ani sisme sirasinda yastigin patlamasinin veya kisiye zarar vermesinin önlenmesi vs... Hava yastiginda üç ana parça vardir. Birincisi yastigin kendisi ki, ince naylon iplikten yapilmis ve konsolda bir silindir üzerine sarilmistir.

Aslinda sürücü tarafindaki hava yastigi digerlerinden farklidir. Digerleri tipik bir silindir seklinde iken sürücü tarafindaki direksiyonun ortasina uyacak sekildedir. Ikinci olarak yastiga ne zaman sisecegini bildiren, arabanin ön tarafinda bir sensör vardir. Bir tugla duvara yaklasik saatte 15 - 25 kilometre süratle çarpildiginda olusacak kuvvet karsisinda sinyal verecek sekilde ayarlanmistir.

Son olarak da sisirme sistemi vardir. Hava yastiklari sikistirilmis veya basinç altindaki havanin veya bir gazin saliverilmesiyle sismezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda siserler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi 'sodyum azide'dir, yani NaN3. Normal sartlarda duragan olan bu molekül isitilinca aninda ayrisir ve ortaya nitrojen gazi çikar. Çok az miktarindan, yani 130 gramindan 67 litre nitrojen çikabilir.

Ancak bu ayrismadan ortaya bir de sodyum (Na) çikar ki, çok reaktiftir. Su ile birlesince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve agza agir tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastigi üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birlesebilecek bir gaz daha kullaniyorlar ki, bu da potasyum nitrattir (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çikar.

Arabanin önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaNS'ün bulundugu tüpe bir elektrik sinyali gönderir. Burada çok küçük bir spark olusur ve bunun yarattigi isidan da NaN3 çözülür, açiga çikan nitrojen hava yastigina dolarak sisirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayi algilamasi ile yastigin sismesi arasinda geçen zamandir.

Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye. Bir saniye sonra yastik üzerindeki özel delikler vasitasi ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamli baski yapilmasina mani olur

IstikLaL Marsi
Korkma, sönmez bu safaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yildizidir parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.


Çatma, kurban olayim çehreni ey nazli hilal!
Kahraman irkima bir gül! ne bu siddet bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarimiz sonra helal,
Hakkidir, Hak'ka tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yasadim, hür yasarim.
Hangi çilgin bana zincir vuracakmis? Sasarim;
Kükremis sel gibiyim, bendimi çigner asarim;
Yirtarim daglari, enginlere sigmam, tasarim.


Garbin afakini sarmissa çelik zirhli duvar,
Benim iman dolu gögsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasil böyle bir imani bogar.
"Medeniyet!" dedigin tek disi kalmis canavar?

Arkadas! Yurduma alçaklari ugratma sakin!
Siper et gövdeni, dursun bu hayasizca akin.
Dogacaktir sana vaadettigi günler Hak'kin;
Kim bilir, belki yarin, belki yarindan da yakin.


Bastigin yerleri "toprak" diyerek geçme, tani!
Düsün, altinda binlerce kefensiz yatani.
Sen sehit oglusun, incitme, yaziktir atani;
Verme, dünyalari alsan da bu cennet vatani.

Kim bu cennet vatanin ugruna olmaz ki feda?
Süheda fiskiracak topragi siksan, süheda!
Cani, canani, bütün varimi alsin da Hüda,
Etmesin tek vatanimdan beni dünyada cüda.


Ruhumun senden, ilahi sudur ancak emeli;
Degmesin mabedimin gögsüne na-mahrem eli!
Bu ezanlar ki sahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecdile bin secde eder varsa tasim;
Her cerihamdan, ilahi, bosanip kanli yasim,
Fiskirir ruh-i mücerret gibi yerden nasim;
O zaman yükselerek arsa deger belki basim!


Dalgalan sen de safaklar gibi ey sanli hilal;
Olsun artik dökülen kanlarimin hepsi helal!
Ebediyyen sana yok, irkima yok izmihlal.
Hakkidir, hür yasamis bayragimin hürriyet;
Hakkidir, Hak'ka tapan milletimin istiklal!

Mehmet Akif Ersoy


TÜRK'ün anlami
Türk adina çesitli kaynak ve arastirmalarda türlü manalar verilmistir.
Çin kaynaklari Tu-küe (Türk)'ü migfer olarak , Islam kaynaklari ise ses benzetmesine dayanarak terkedilmis,olgunluk çagi ve benzeri manalar vererek yeni anlamlar üretmistir.
XIX. asirda A. Vambery'nin ilmi izaha yakin olan fikrine göre ise Türk kelimesi "TÜREMEK" ten gelmektedir. Zira Gökalp bunu "TÜRELI" yani kanun ve nizam sahibi olarak açiklamistir.

Ancak Türk sözünün cins isim olarak "GÜÇ-KUVVET" manasinda oldugu, buradaki Türk kelimesinin milletin adi olan "Türk" kelimesi ile ayni oldugu A.V. Le Coq tarafindan ileri sürülmüstür. Bu iddia Kök-Türk kitabelerinin çözücüsü olan V. Thomsen tarafindan kabul edilmis,ayni iddia G. Nemeth'in tetkikleri ile de ispat edilmistir.

Ayrica Türk kelimesinin cins isim olarak "ALTAYLI" (Ceyhu ötesi Turanli) kavimlerini ifade etmek üzere 420 yillarina ait bir Pers metninde,daha sonradan 515 hadiseleri dolayisiyla "Türk-Hun"(Kudretli-Hun) tabirleride geçtigi bilinmektedir.

Iran kaynaklarinda Türk sözü "Güzel Insan" karsiliginda kullanilirken, XI. yy'da Kaskarli Mahmut "Türk adinin Türkler'e Tanri tarafindan verildigini " belirterek,"Gençlik,kuvvet,kudret ve olgunluk çagi" demek oldugunu bir kez daha belirtmistir. Tarihçiler ise Türk kelimesinin "Güçlü-Kuvvetli" anlamina geldigini kabul etmektedirler

Bugüne Kadar Türkiye'yi Yöneten Cumhurbaskanlari
Türkiye Cumhuriyeti CumhurBaskanlari
1. Mustafa Kemal Atatürk( 29 Ekim 1923 :: 10 Eylül 1938 )
2. Ismet Inönü ( 10 Eylül 1938 :: 22 Mayis 1950 )
3. Celal Bayar ( 22 Mayis 1950 :: 27 Mayis 1960 )
4. Cemal Gürsel ( 27 Mayis 1960 :: 28 Mart 1966 )
5. Cevdet Sunay( 28 Mart 1966 :: 6 Nisan 1973 )
6. Fahri Korutürk ( 6 Nisan 1973 :: 6 Nisan 1980 )
7. Kenan Evren ( 12 Eylül 1980 :: 9 Eylül 1989 )
8. Turgut Özal ( 9 Kasim 1989 :: 17 Nisan 1993 )
9. Süleyman Demirel ( 16 Mayis 1993 ::16 Mayis 2000 )
10. Ahmet Necdet Sezer ( 16 Mayis 2000 ::2007)
11.Abdull ah Gül (28Agustos 2007 ::Devam etmekte)

Kim 500 milyar ister Yarismasinin 500 milyarlik Son Sorulari
6 yildir herkesi ekran karsisina çeken "Kim 500 Milyar Ister?"(simdi artik kim 500 bin ister oldu) de merak edilen 500 milyar degerindeki sorular, hiçbir zaman ögrenilemedi.

Iste o sorular ve cevaplari:

* Dede Korkut'un yazdigi Türk Destanlari'nin özgün kopyalari hangi 2 kentte bulunmaktadir?
a) Lizbon-Roma
b) Paris-Varsova
c) Londra-Budapeste
d) Dresden-Vatikan

Cevap: Dresden-Vatikan. Dede Korkut yazmasi, 19'ncu Yüzyil'da Dresden'de, diger yazmalari da 20. Yüzyil'da Vatikan'da bulundu.

* Aspirin'in hammaddesi olan agaç hangisidir?
a) Sigla
b) Sögüt
c) Gülibrisim
d) Çobanpüskülü

Cevap: Sögüt. Yaprak ve kabugundan üretilen bitkisel ilaçlar, eski çaglarda da agri kesici olarak kullaniliyordu.

* Ülkemizde 'Devlet Sanatçisi' unvanini ilk alan isim kimdir?
a) Ahmet Adnan Saygun
b) Cemal Resit Rey
c) Cüneyt Gökçer
d) Yildiz Kenter

Cevap: Ahmet Adnan Saygun. 1971'de bu unvana layik görülmüstür.

* Hangi ünlünün ikizi yoktur?
a) Adile Nasit
b) Kofi Annan
c) Süheyl Uygur
d) Athena'nin solisti Gökhan

Cevap: Adile Nasit.

Dünyanin en pahali 5 maddesi;
Alman Bild am Sonntag gazetesi, grami bir servete bedel olan dünyanin en pahali maddelerini açikladi... Gazetede yer alan fiyatlara göre iste dünyanin en pahali 5 maddesi:

Örümcek zehri: Karadul örümcegine ait 1 gram zehir, 62 bin 500 euro'ya alici buluyor. Zehir, örümcekten sagilarak laboratuvarlara satiliyor ve ilaç üretiminde kullaniliyor.

Boga spermi: Kanada'daki Goldwyn ve Titanic adli süper bogalarin 1 gram agirligindaki yogunlastirilmis spermi, tam 55 bin euro degerinde.

Kuyrukluyildiz tozu: "Stardust" uydusunun uzayda "Wild II" adli kuyrukluyildizdan topladigi tozun grami 28 milyar euro'ya geliyor. ABD'li gezegenbilimci Amir Alexander, tozun Günes Sistemi'nin ilk zamanlarina ait oldugunu açikladi.

Beyaz trüffe mantari: Bir Ingiliz asilzade, geçen ekim ayinda açik artirmaya çikarilan 1.2 kilogram agirligindaki beyaz trüffe mantarina 95 bin euro ödedi. Köpekler yardimiyla bulunan mantarin grami 80 euro'ya geldi.

Yasemin çiçegi esansi: Fransa'nin Grasse kentinde yetistirilen yasemin çiçeginin esansi çok degerli. Çünkü yasemin ekili bir tarladan ancak birkaç damla saf yasemin yagi elde edilebiliyor. Bir kilo yasemin esansi piyasada 50 bin euro'ya alici buluyor.

Çay
Ibrahim UGURLU
Insanoglu bazi bitkilerden yeni terkipler elde ederek onlari istahla tüketmektedir. Yoktan var eden sadece Allah olmakla birlikte, kültür ve geleneklere göre yeni terkipler olusturabilmek, insana verilen nimetlerden biridir. Bazen esyanin tabiatini degistirerek onu yeni terkiplerle kullanmak insana zarar verse de (alkollü içecekler, çesitli uyusturucular gibi), bahsedilen bu haslet, çogu zaman insanin müspet zevklere de yelken açmasina yardimci olmustur.
Çay, ülkemiz basta olmak üzere, birçok Dogu ülkesinde sudan sonra en fazla tüketilen içecektir. O, daha çok mütevazi mekânlarda sicakligi ile nice yürek ve sohbete derinlik katar; “Buyrun bir bardak çayimizi için.” sözleriyle baslayan, nice dostluk kapisinin anahtaridir. Dost ve hakikat meclislerinin, ilim-irfan sohbetlerinin kivamidir o. Söz sultanlarinin sözleri hafizalara naksolunurken, onun sicakligi yürekleri isitir. Soguk kis günlerinde içimizi buhur buhur tüten bir bardak çayla isitiriz. Sicak günlerde de hararetimizi çayla gideririz. “Misafir on rizikla gelir; birini yer, dokuzunu birakir.” fermânini düstûr edinen sinelerde ikram yarisi bir bardak çay teklifiyle baslar. Bazen de çay bahanesiyle hasret gideririz yâren ve gönüldaslarimizla.

Çay bitkisi
Çay bitkisi (Camelia sinensis), tropikal ve nemli, çok yagisli iliman bölgelerde yetisir; kireçsiz bol asitli topraklari sever. Bu sartlari tasiyan deniz seviyesinden yüksek bölgelerde daha kaliteli ürün alinir. Çay bitkisinin yetisebilmesi için, özellikle gelisme safhalarinda yagmurun muntazam ve devamli yagmasi gerekir, yesil hâldeyken islenen çay bitkisi, ortalama 180 cm boyundadir. Bitki kendi hâline birakildiginda 30 metreye kadar uzayabilir.
Anavatani Çin olan çay, oradan Hindistan ve Japonya’ya, sonra Avrupa ve Rusya’ya, 17. yüzyil sonunda da Yeni Dünya’ya yayilmistir.
Ülkemiz, çay üretiminde % 6’lik pay ile besinci siradadir. Birinci sirada Hindistan (% 28,3), ikinci Çin (% 23,6), üçüncü Kenya (% 9,6), dördüncü sirada ise Sri Lanka (% 9,1) bulunmaktadir. Dünya çay üretimin % 23,4’lük kismi diger ülkeler tarafindan yetistirilmektedir.
Karadeniz Bölgesi’nin geçim kaynagi olan çayin bu bölgeye gelisi çok eskilere dayanmaz. 1917’de Ali Riza Erten tarafindan Dogu Karadeniz Bölgesi’nde çay yetistirilebilecegine dâir hazirlanan bir rapor üzerine, 1924’te Ziraat Umum Müfettisi Zihni Derin tarafindan bölgede çay yetistirilmeye baslanmistir.
Dogu Karadeniz, toprak ve iklim bakimindan çay üretimine oldukça elverislidir. Çay bitkisinin genelde zararlilari bulunmadigindan, yetistirilmesinde herhangi bir ziraî ilâca ihtiyaç duyulmaz.
Çay, M.Ö. 3000 yilindan beri içtimaî sebeplerden veya çesitli aliskanliktan dolayi kullanilan sifali bir bitkidir. Çinliler çaya olan düskünlüklerini, “Üç gün çaysiz kalmaktansa, üç gün gidasiz kalmayi tercih ederim.” sözüyle ifade etmektedir.

Siyah ve yesil çay
Ülkemizde çay denince aklimiza hemen siyah çay gelmektedir. Oysa çay bitkisi yesil olarak da tüketilebilmektedir ve son yillarda ‘yesil çay’ da evlerimizde yerini almaya baslamistir.
Siyah ve yesil çay, ayni tür bitkinin yapraklarindan elde edilir. Fakat tatlari ve kimyevî bilesenleri, tutulduklari fermantasyon islemlerine bagli olarak çok degisir. Siyah çay, yesil olarak kesilen yapraklarin oksidasyonu ile, yani yapraklar siyahlasincaya kadar nemli odalarda, sogukta tutularak elde edilir. Oksidasyon boyunca polifenol maddelerin (kanser olusumunu engelleyen maddeler) çogu, kuvvetli antioksidanlar (oksitlenmeyi önleyici maddeler) ile birlesir ve antikanser özellikleri belli nispette kaybolur. Bu sebeple yesil çay, siyah çaya nazaran daha kuvvetli polifenoller ihtiva ettiginden biraz daha güçlü (% 6) bir antioksidandir.

Çayin faydalari
Çay bitkisinden âzami derece faydalanmak için, yaratildigi sekliyle, yani yesil olarak tüketilmesi gerektigi ilmî arastirmalarla ortaya konmustur.
Asagida siralayacagimiz genel faydalar, daha çok yesil çayla alâkali olup oksidasyon neticesi deger kaybina ugramis olan siyah çayda da mevcuttur.

Antioksidan olarak çay
Son çalismalar, çayin C ve E vitamini gibi antioksidanlardan daha büyük bir koruyuculuk vazifesi gördügünü ortaya çikarmistir.
Insan hayati için gerekli olan oksijen serbest radikal hâlinde insana zararli olabilir. Aktif oksijen (elektron kaybettiginden çevresindeki moleküllerden elektron koparmaya yatkin), vücuttaki herhangi bir maddeyle reaksiyona girerek onun oksitlenmesine sebep olur. Neticede, yaglar kolayca bozunur, DNA’da hasar meydana gelebilir ve hücre membranlarinin (zar) yikimi gerçeklesir. Bütün bunlar, kanserlesmeye öncülük eden hâdiselerdir.
Çay antioksidan tesiriyle, özellikle yaglarin oksidasyona ugramasini, böylece muhtemel toksin olusmasini engellemis olur. Yaglar basta olmak üzere, vücuttaki temel yapi taslarinin bozunmasi, damar sertliginin meydana gelmesinde anahtar rol oynar.

Kanserden korunma
Çayin kansere karsi dolayli koruyucu tesiri antioksidan özelliginden ileri gelir. Bu hususiyet, kansere sebep olan kimyevî maddelerin çaydaki polifenoller sayesinde tesirsiz hâle getirilmesi veya bloke edilmesi seklinde açiklanabilir. Polifenollerin önemli bir faydasi da, kandaki yaglarin damarlarda ve kalbde kalici tahribat yapmasina mâni olmaktir. Bilhassa mide, ince bagirsak, pankreas ve kolon, ayrica meme ve akciger kanserlerinden korunmada yesil çayin mühim rol oynadigi anlasilmistir. Çin Millî Kanser Enstitüsü’nün arastirmalarina göre, yesil çay içen Çinlilerin yemek borusu kanserine daha az yakalandigi tespit edilmistir.

Kolesterolü düsürme
Kolesterol, genellikle yetiskinlerde çesitli hastaliklara sebep olan ‘kötü molekül’ olarak zikredilir. Oysa kolesterolün ‘iyi’ ve ‘kötü’ olmak üzere iki çesidi vardir. Aslinda kolesterolü tasiyan (kargo) moleküllerin büyüklügüne ve yogunluguna bagli olarak böyle kaba bir tasnif yapilmaktadir. ‘Iyi’ kolesterol; hücrelerin sigortasi olarak ve hücre zarinin yapilmasi gibi hayatî faaliyetler için muhakkak gereklidir ve damar tikama riski daha düsüktür. ‘Kötü’ kolesterol denince, damara daha rahat girip yapisan ve neticede onun tikanmasina yol açan kolesterol tasiyici molekül anlasilmalidir.
Arastirmalarda, gerektigi kadar çay içildiginde kötü kolesterolün düstügü bulunmustur. Çay içenlerin, içmeyenlerden iki kat fazla kolesterollü besin yemesine ragmen, içmeyenlerle ayni kolesterol seviyesine sahip olduklari tespit edilmistir.

Antibakteriyal ve antiviral tesiri
Çayin ana bilesenlerinden biri olan catechin’ler, dis çürümelerinden HIV’e (insan bagisiklik sisteminin çökmesine sebep olan virüs) kadar birçok hastaliga tesir ederek bunlara yol açan mikroorganizmalara karsi kuvvetli antibakteriyal ve antiviral ajanlardir. Çalismalar, yesil çayin koleradan ishale kadar bulasici hastaliklarin yayilmasini engellemede de yardimci rol oynadigini göstermistir. Ayrica çay, gribe karsi da tesirli olabilmektedir.

Diger faydalari
Yüce Yaratici Sâfî isminin bir tecellisi olarak bu bitkiye asagidaki hususiyetleri vermistir:
• Agiz kokusunu giderme,
• Ihtiva ettigi C vitamini ile nezle ve gribi önleme
• Tip 2 diyabetten koruma,
• Alerjik reaksiyonlarda anahtar reseptörlerin bloklanmasina yardimci olma,
• Parkinson hastalarina yardimci olma,
• HIV enfeksiyonunu yavaslatma,
• Vücut sivi dengesini ayarlama,
• Stres ve yorgunlugu hafifletme (C vitamini ile),
• Deri hücrelerinin bagisiklik fonksiyonlarini artirma,
• Osteoporozdan koruma,
• DNA hasarini azaltma,
• Yaslanmayi geciktirmeye vesile olma,
• Kanda pihti olusma riskini azaltma,
• Sahip oldugu B vitamini kompleksleriyle karbonhidrat metabolizmasina yardim etme,
• Ihtiva ettigi florid sayesinde dis çürümelerine karsi disleri koruma.
Çayin fazla ve kontrolsüz tüketilmesi faydadan çok, zarar verebilir. Çay kafein disinda teofilin denen bir madde ve niteligi tam olarak tespit edilememis bazi maddeler ihtiva eder. Asiri tüketildiginde (günde 10 fincandan fazla) ihtiva ettigi kafeinin menfî tesirlerinin yani sira, çaydaki okside olmus fenolik bilesikler, besinlerdeki demirin emilmesini ve vücuda faydali olmasini önemli ölçüde azaltir. Bu tesir, beslenmeleri daha çok bitkiye dayali olan fertlerde demir eksikligi anemisinin (kansizlik) meydana gelmesinde mühim rol oynar. Yemekle birlikte tüketildiginde bu tür bir menfi tesiri söz konusu olabilir. Bu yüzden, kansizliga egilimli çocuklarin ve dogurganlik devresindeki kadinlarin yemekle birlikte çay içmemeleri, içmeleri durumunda da açik ve limonlu içmeleri gerekmektedir. Limon, C vitamini ihtiva ettiginden, fenollerin demir baglayici tesirlerini azaltmaktadir.
Ayrica çayda kafeine göre az miktarda bulunan teofilin maddesi astimli hastalarda alveolleri genisletici özelligi ile ilâç olarak kullanilmaktadir.
Çayda bir aminoasit olan L-theanine gibi yatistirici ve kafein gibi uyarici maddeler bir arada bulunur. Içilen çayda bu iki maddenin nispetleri çayin demlenme sekline bagli olarak degisir. Bundan dolayi da, çay asiri tüketilirse, kafein vücutta bazi zararlara yol açabilir. Bu zararlar çayin içindeki L-Theanine maddesiyle nötralize edildiginden, içilen çaydaki L-theanine miktari da son derece önemlidir.
Normal sekilde yapilan demlemeyle, çaydaki kafeinin yaklasik % 80’i deme geçer. Buna göre 5–6 bardak çay içen kimse, ortalama 300 mg (miligram) kafein aliyor demektir. Bu miktar Eczacilik Kodeksleri’nce kabul edilen günlük 650 mg saf kafein dozunun yarisindan azdir. Düsük dozlardaki kafein kan hareketinin hizlanmasina, insanlarin canlilik kazanmasina ve yorgunluklarin azalmasina imkân saglar.
Allah her varligi kâinat sistemi içinde bir vazifeye mâtûf yaratmistir. Bu harika sistem içinde insanlarin çokça tükettigi ve damak tadina uygun yaratilmis olan çay, suurlu kullanildiginda bizler için faydali bir bitkidir. Çaydan âzami sekilde faydalanilabilmesi için demleme ve tüketme usûllerine dikkat edilmelidir.
“Kirmizi çay”i nasil demlemeli?
Tarlada yetistirilmesi, toplanmasi ve islenmesi büyük emek istese de, bizim tüketime hazir hâlde aldigimiz içecek maddelerinin hazirlanisi en kolay olanlarindan biridir çay. Ancak çayin hazirlanisinda dikkat edilmesi gereken bazi hususlar vardir.
Çay, hârici kokulardan ve nemden etkilenmeyecek sekilde kuru ve hava almaz bir kapta saklanmalidir. Çay taze, yumusak ve kireçsiz su ile demlenmeli ve demlenmis çayin hemen sogumamasi için, metal yerine yüksek isi yalitimi gösteren porselen demlik tercih edilmelidir. Daha iyi bir demleme sicakligi elde etmek için demlik isitilmalidir. Çayin ölçüsüne dikkat edilmeli; her bardak için ortalama bir çay kasigi dolusu çay kullanilmalidir. Kaynamis su bir müddet bekletildikten sonra demlige konulmalidir. Bütün lezzetin ortaya çikabilmesi için çay en az 5-7 dakika bekletilmeli ve demlenen çay, yarim saat içinde içilmelidir.

Kaynaklar
- Chopra D. And David S. 2000. The chopra centre Herbal Handbook. Three Rivers Pres, USA.
- Van Wyk B., Van Oudtshoorn B. And Gericke N. 1997. Medical Plants of South Africa. Briza Publications, Pretoria.
- Hamilton-Miller J. M. Anti-cariogenic properties of tea (Camellia sinensis). J. Med. Microbibiol. 2001 Apr; 50 (4): 299–302
- Hollman P.C., Van Het Hof K.H., Tijburg L.B. and katan M:B. Addition of milk does not affect the absorption of flavanols from tea in man. Free Radic. Res. 2001 Ma; 34 (3): 297–300.
- Katiyar S.K. and Elments C:A. Gren tea polyphenolic antioxidants and skin photoprotection (Review). Int. J. Oncol. 2001 JUN; 18 (6): 1307–1313.
- Bostanci K., Toker A., Bayrak Y., Toker G., Akcigerin Iskemi Reperfüzyon Hasarini Engellemede Teofilinin Yeri ve Uygun Dozu. Toraks Dergisi. Agustos 2002 Cilt 3. Sayi 2 126–131.
- Nakachi K., Matsuyama S., Miyake S., Suganuma M. And Imai K. Preventive effects of drinking gren tea on cancer and cardiovascular disease: epidemiological evidence for multiple targeting prevention. Biofactors 2000; 134 (1-4): 49-54.
- Wolinski LE., Cuomo J., Quesada k.,BatoT.,& Camargo P.M. A comparative study of the effects of a dentifice containing gren tea bioflavonoids, sanguinarine or triclosan on oral bacterial biofilm formation. J. Clin. Dent. 2000;11(2):53-9

Sarimsak Neden Kokar?
Sarmisak ismi eski Türkçe'deki 'sarmusak'dan gelir. Bu nedenle sarimsak degil de sarmisak demek daha dogru olur. Sarmisak, soganin yakin akrabasidir. Pirasa da 'allium' denilen bu ailenin bir üyesidir. Sarmisagin anavatani Hindistan olarak biliniyor. Tarihin ilk çaglarinda Sümerler ve Misirlilar tarafindan ilaç olarak kullanilmis, yemeklere verdigi lezzet özelligi daha sonra anlasilmistir. Yunan uygarliginda, karsilasacaklari vampirlere karsi kullanmalari için Olimpiyat atletlerinin yanina verilmis, bu inanç ortaçag Avrupa'sinda da kabul görmüs, kurt adamlar ve vampirler gibi seytani güçlere karsi boyunlara ve evlerin duvarlarina asilmistir. Yunan ve Roma imparatorluklarinda asiller, kokusu nedeniyle sarmisaga burun kivirmis, yiyenler tapinaklara sokulmamis, ona 'pis kokulu gül' adi verilmistir. Brahman rahiplerinin sarmisak yemeleri yasaklanmistir. Ortaçagda Ispanyol kraliyet aileleri, Ingiliz soylulari ve sonradan Amerika'ya yerlesen koloniler de sarmisak düsmani olarak vampirlerin tarafinda yer almislardir. Asirlar boyu kokusu nedeniyle itilip kakilan sarmisagin insan sagligi üzerindeki mucizevi olumlu etkileri, sonunda biraz geç de olsa fark edilmis, sarmisak ilaç endüstrisinde yerini almis, gida uzmanlarinin en çok önerdikleri bir yiyecek haline gelmistir. Sarmisagin kokusu, bünyesindeki kükürtten kaynaklaniyor. Aslinda bir dis sarmisak kokusuz bir kükürt bilesigi içeriyor. Bu bilesik, sarmisak kesildiginde, ezildiginde ya da çignendiginde, hava ile temas edip 'diallyl sulphide' denilen baska bir kükürt bilesigine dönüsüyor. Sarmisaga ünlü kokusunu veren 'diallyl sulphide' geçici bir bilesik olup, pisirme karsisinda bozulur bu da sarmisagin antibiyotik etkisini kaybetmesine yol açar. Sindirim yoluyla kana karistigindan, nefes ve ter yoluyla disari atilirken çevreye yayilan bu kuvvetli ve keskin kokuyu yok etmenin bir yolu, soyar soymaz, hava ile temas etmesine fazla zaman birakmadan yemektir. Yedikten sonra bir tutam maydanoz veya kahve tanesi çignemek de kokuyu önler. Son zamanlarda piyasaya sürülen sarimsak tabletleri, özel bir madde ile kapli olduklarindan midede hazmedilinceye kadar koku salmazlar. Sarmisagin kokusunun yaninda küçük bir kusuru daha vardir. Lahana, fasulye, sogan gibi yogun bagirsak gazlarina sebep olur.

@ Sembolünün Anlami
Biraz komik görünümlü, kuyrugu tepesinden dolasan bu küçük 'a' harfi, internetle beraber günümüzde en çok kullanilan sembollerden biri olmustur. Sembolün gerçek orijini tam olarak bilinmemektedir. Dünya üzerinde genel kabul görmüs ortak bir isminin olmamasi da sasirticidir. En çok kabul gören ismi Ingilizce'deki 'at sign'dir. Bu sembole Almanlar 'at zeichen', Ispanyollar 'arroba', Fransizlar 'arobase', Japonlar ise 'atto maak' adini vermislerdir.

'@' sembolü birçok ülkede sekil olarak degisik hayvanlarla özdeslestirilir. Internet erisimi olan herkesin adres veya telefon numarasinin bir çesit karsiligi olan e-posta (e-mail) adresi vardir. Iki bölümden olusan bu elektronik posta adresini @ sembolü ikiye ayirir. Önceki kisim kisisel ad olan posta kutusunu, sonraki kisim ise internet servis saglayicinin adini belirler.

Ikinci kisimdaki son birkaç karakter genellikle o kisinin bagli oldugu kurulusu ve ülkeyi gösterir. Örnegin, 'com' (ticari), 'gov' (hükümet), 'net' (ag organizasyonu), 'edu' (egitim), 'mil' (askeri) gibi. Bunlarin disindakiler de 'org' (organizasyon) uzantisini tasirlar. Bunlardan sonra gelen karakterler ait oldugu ülkeyi belirlerler, tr (Türkiye), uk (Ingiltere), fr (Fransa) gibi. 'us' uzantisini kullanmasi gereken ABD genellikle bir ülke kodu uzantisi kullanmaz.

@ sembolünün orijini bir muammadir ama yine de iki hikaye var. Birinci hikayeye göre @ sembolünü Ortaçag kesislerinin yorgun elleri yaratmistir. Matbaanin icadindan önce çogunlugu din konulu olan kitaplarin her bir kopyasi elle yaziliyordu. Bu uzun ve yorucu isi kesisler yapiyorlardi, 'Tarafina, dogru, halinde içinde, yaninda, hususunda üzerinde, beherine' gibi çesitli birçok anlama gelen, Latince 'ad' kelimesinden türemis 'at' kelimesi her ne kadar kisa bir kelime idiyse de kitaplarda o kadar çok tekrar ediliyordu ki sonunda usanan kesisler onu tek el hareketi ile yazacak sekilde, 't' yi 'a'nin üzerinden sola dogru asirarak @ sekline dönüstürdüler.

Ikinci hikayeye göre sembol 'amphora' kelimesinin kisaltilmasiydi. O zamanlar 'amphora', hububat, baharat ve saraplarin tasindigi firinda pisirilmis küplerin ölçüm birimiydi. Giorgio Stabile isimli bir Italyan arastirmaci 1492 tarihli Latince - Ispanyolca sözlükte 'amphora'nm bir agirlik ölçüsü olan 'arroba'ya çevrildigini kesfetti. Ispanyollarin hala@ isaretini 'arroba' diye isimlendirmelerinin sebebi de bu olmalidir.

Stabile ayrica, Floransali tüccar Francesco Lapi'nin 1536'da yazdigi bir mektupta @ isaretini kullandigini da tespit etti. Isaret ayni zamanda uzak mesafeler arasi ticareti belirtmek için de kullaniliyordu ama 18. yüzyilda kullanilisi birim basina bir fiyati göstermek içindi. Örnegin, tanesi 5 Peni'den 10 portakal alinsa '10 portakal @ 5 Peni' seklinde 'her biri' anlaminda yaziliyordu.

@ isareti ilk olarak 1885'te yazi makinelerinin ilk örnegi olan Underwood'un klavyesinde kullanildi. E-posta adresinin bir parçasi olarak ise ilk olarak 1977 yilinda Roy Tomlinson tarafindan kullanilmistir. Tomlinson'un amaci ise kimsenin adinda bulunmayan ve karisikliga yol açmayacak bir isareti kullanmakti.

Cemre Düsmesi Nedir?
Cemrenin kelime anlami 'kor halindeki ates'tir. Ilkbahar baslamadan önce birer hafta araliklarla havaya, suya ve topraga düstügüne ve onlari isittigina inanilir. Eskiler 365 günlük yili 'kasim' ve 'hizir' günleri olarak ikiye ayirmislardi. Kasim 179, hizir ise 186 gündü. Yilin kasim kismi yani kis devresi 8 kasimda baslar, 6 mayisa kadar sürerdi. 6 mayista da hidirellez ile birlikte yaz devresi, hizir günleri baslardi. Kasim ayina kasim dememiz oldukça yenidir. 1945 yilinda ilgili kanun yürürlüge girene kadar, kasim ayma 'tesrinisani' denilirdi. Kasim adi Arapça 'bölen' anlamindadir. Yili böldügü için bu ad verilmis olabilir.

Kasimin kirk altisinda, kirk gün anlamina gelen 'erbain', ****en altisinda da elli gün anlamina gelen 'hamsin' baslar, böylece kisin en soguk zamanlari olan doksan günlük süre geçmis olurdu. Kasim günlerinin ortasini geçip yüz gün arkada kalinca halk arasinda zorlu kis günlerini arkada birakmanin bir ifadesi olarak 'geldik yüze, çiktik düze' denilirdi.

Kasimin yüz besinde (19-20 subat) birinci cemrenin havaya, yüz on ikisinde (26-27 subat) ikincisinin suya, yüz on dokuzunda da (5-6 mart) üçüncü cemrenin topraga düstügüne ve yedi günlük araliklarla buralari isittiklarina inanilirdi. Cemrelerin düsüs siralamasinda önce hava isiniyormus gibi görünse de hava dogrudan günes isinlari ile isinmaz.

Günes'ten gelen isinlar önce yeri isitirlar, yerden yansiyan isinlar havayi isitirlar. Aksi olsaydi, yükseldikçe, daglarin tepesine çiktikça, Günes'e yaklasildigi için hava gittikçe isinirdi.

Meteorolojik olarak isinma siralamasi toprak - hava- su seklindedir. Cemre her ne kadar folklorik bir inanis olsa da, cemreler arasindaki günlerde hava sicakliginda az da olsa düsüsler yasansa da, özellikle Marmara bölgesine ait istatistiklere göre, cemre tarihlerinde yüzde 80'e varan oranda isinma meydana gelmektedir. Cemreler Türk dünyasinin kültür ve edebiyatina da konu olmuslardir. Örnegin, divan sairlerinin cemre zamanlan, baharin yaklasmasi dolayisiyla önemli kisiler için yazdiklari övgü siirlerine 'Cemreviye' denilirdi.

DÜNYANIN ENLERI...

Dünyanin en yüksek selalesi: Angel-Venezuela–1.000 m.

Dünyanin en büyük nehri: Nil-Afrika

Dünyanin en yüksek dagi: Everest-Asya–8.848 m.

Dünyanin en büyük çölü: Büyük Sahra Çölü-Orta/Kuzey Afrika

Dünyanin en büyük yanardagi: Tambora-Endonezya

Dünyanin en büyük magarasi: Carlsbad Magarasi-New Mexico, ABD

Dünyanin en büyük gölü: Hazar Denizi-Orta Asya–394.299 km²

Dünyanin en büyük adasi: Grönland-Kuzey Atlantik–2.175.597 km²

Dünyanin en sicak yeri: Al’Aziziyah-Libya–57,7 C

Dünyanin en soguk yeri: Vostock II- -89,2 C

Dünyanin en kalabalik ülkesi: Çin–1.237.000.000 kisi

Dünyanin en genis ülkesi: Rusya–10.610.083 km²

Dünyanin en küçük ülkesi: Vatikan–0.272 km².

Dünyanin en kalabalik sehri: Tokyo-Japonya–26.500.000 kisi

Dünyanin en uzun binasi: Suyong Bay Tower-Pusan(Güney Kore): 88 kat 462 m.

Dünyanin en uzun demiryolu tüneli: Seikan-Japonya–53,9 km.

Dünyanin en uzun karayolu tüneli: St.Gotthard-Isviçre-16.4 km.

Dünyanin en uzun kanali: Panama kanali-Panama–81,5 km.

Dünyanin en uzun köprüsü: Akashi-Japonya–1.990 m.

Dünyada en çok konusulan dil: Çince (mandarin)-885.000.000 kisi

Dünyanin en çok ülke ile siniri olan ülke: Çin (15 ülke ile siniri var)

Dünyanin en yüksek yerlesim yeri: Webzhuan, Çin-Deniz seviyesinden 5.090
m. yukarida

Dünyanin en alçak yerlesim yeri: Calipatria, Kaliforniya, ABD -deniz seviyesinin 54 mt. Altinda

Dünyanin en uzun kesintisiz siniri: ABD-Kanada siniri.

En genis ülke Rusya - 10.610.083 km²

En küçük ülke Vatikan - 0.272 km²

En çok ülke ile sinir komsusu olan ülke Çin - 15

En uzun kesintisiz sinir ABD - Kanada

En kalabalik sehir merkezi Tokyo - 26.5 milyon

En genis alana yayilmis sehir Mt. Isa, Queensland, Avustralya - 25.427 km²

En yüksek yerlesim birimi Webzhuan, Çin - deniz seviyesinden 5.090 metre yukarida

En alçak Calipatria, Kaliforniya, ABD - deniz seviyesinin 54 metre altinda

En kuzeydeki yerlesim birimi Ny Alesond, Norveç - 78.5 derece kuzey

En güneydeki yerlesim birimi Puerto Williams, Sili - 55.1 derece güney

En issiz, yerlesim olmayan ada Tristan da Cunha - Güney Atlantik

En çok dil konusulan ülke Papua Yeni Gine - 869

En kuzeydeki kara parçasi Islet of Odaaq, Grönland açiklarinda

En güneydeki kara parçasi Güney Kutbu, Antarktika


Avrupanin en cok Bosanan Ülkesi
Belçika'da bosanma oraninin yüzde 70'in üzerinde oldugu belirlendi. Resmi verilere göre, Belçika'da geçen yil 43 bin 182 çift evlenirken, 30 bin 844 çift bosandi.

Belçika Istatistik Kurumu (INS), ülkede bosanma oraninin rekor düzeyde kalmayi sürdürdügünü, 2004 yilinda da 43 bin 326 çiftin evlendigini, 31 bin 418 nikahin bozuldugunu belirtti. Istatistik uzmanlari, 1920 yilinda 106 bin çiftin evlendigini ve bosanma oraninin sadece yüzde 2 oldugunu hatirlatiyor.

AB üyeleri arasinda en fazla bosanma görülen ülkelerin siralamasi:

1. Belçika % 70
2. Isveç %50
3. Finlandiya % 49
4. Ingiltere % 45
5. Danimarka % 41

Dünyanin en büyük Ordulari
Independent gazetesi, dünyanin en büyük 10 ordusunun listesini yayinladi. Listeye göre Türk Silahli Kuvvetleri Avrupa’nin en büyük ordusu çikti.

Ingiltere’nin en saygin gazetelerinden Independent’ta yayinlanan “dünyanin en büyük ordulari listesine göre Türk Silahli Kuvvetleri (TSK), Avrupa’nin en büyük ordusu oldu. TSK, dünya genelinde de en büyük sekizinci ordu olarak listelendi.

Independent’in listesine göre Türk ordusunda 514 bin 850 asker bulunuyor. Bu sayi da TSK’yi Avrupa’nin en büyük silahli gücü haline getiriyor.

EN BÜYÜK ORDU ÇIN’DE
Dünya genelinde ise listenin ilk sirasinda Çin yer aliyor. Çin’in 2 milyon 225 bin askeri oldugu bildirildi. Ikinci sirada yer alan Amerika Birlesik Devletleri’nin de 1 milyon 426 bin 713 askeri buluyor.

Listede üçüncü sirada ise 1 milyon 325 bin askerle Hindistan yer aliyor.

Iste dünyanin en büyük 10 ordusunun tam listesi:
1- Çin: 2.225.000 asker.
2- Amerika Birlesik Devletleri: 1.426.713 asker.
3- Hindistan: 1.325.000 asker.
4- Kuzey Kore: 1.106.000 asker.
5- Rusya: 1.037.000 asker.
6- Güney Kore: 687.000 asker.
7- Pakistan: 619.000 asker.
8- Türkiye: 514.850 asker.
9- Vietnam: 484.000 asker.
10- Misir 450.000 asker.


Yeralti sehri
Yeralti sehri, Kapadokya bölgesinin en ilginç kültürel zenginliklerinden biri olan çesitli büyüklükteki Yeralti Yerlesimleri 150-200 civarindadir. Ancak 25.000 km² bir alani kaplayan Kapadokya bölgesinin bütün kasaba ve köylerinde büyüklü ve küçüklü kaya yerlesimi bulundugundan bu sayi daha da artabilir. Bu kaya yerlesimlerinin büyük bir kismi yumusak volkanik tüfün asagiya dogru derinlemesine oyulmasiyla insa edilmislerdir. Oyma esnasinda olusan alet izlerinden yapim teknikleri hakkinda henüz yeterli bir bilgiye sahip degiliz.

Yeralti sehirleri kavrami oldukça yaygin olarak kullanildigindan ve bazilarinin 30.000 kisiyi barindirabilecek büyüklükte olmasindan dolayi bir kismini 'Yeralti Sehri' olarak daha küçüklerini ise 'Yeralti Köyü' olarak adlandirmak mümkündür.


Derinkuyu yeralti sehrinde bir sarap mahzeni.

Kapadokya Bölgesi, geçmiste sik sik çesitli saldirilara maruz kaldigindan, bu sehirlerin yapilis amaci, daha çok tehlike aninda halkin geçici olarak siginmasini saglamaktir.

Yeralti sehirleri ayni zamanda yörede bulunan hemen hemen her evle gizli geçitlerle baglantilidir. Yörede yasamis olan insanlar kendilerini daha fazla emniyete almak için yasadiklari kayadan evleri çesitli yerlerine geçilmesi zor odalar, tuzaklar hazirlamis, ihtiyaç karsisinda kayalarin dibine dogru yeni odalar açmislardir. Böylece koridorlar ve galeriler çogalarak yeralti sehirlerini meydana getirmistir.

Her Eve Lazim - Gerekli Pratik Bilgiler
Firininiza sinmis kötü yemek kokulari için; yemek yapmadan önce firininizin ortasina yarisi sirke yarisi su ile doldurulmus bir tava koyun. Firininizi birkaç dakika için isitin daha sonra sogumaya birakin.

Mutfak esyalarinin üzerindeki etiket izlerini yok etmek için, üzerlerine mobilya cilasi serpip yumusak bir bezle silin

Gömlek yakalarindaki kirleri gidermek için, gömlegi makineye atmadan önce yaka kismina sabun sürüp 15 dakika bekletin.

Tutkal lekelerini çikarmak için, sirke ile islatip, bol su ile durulanmalidir.

Masanizin üzerine damlayan mumlari çikarmak için lekenin üzerine neft döküp 5 dakika bekleyin sonra nemli bir bezle silin.

Ellerdeki sogan ve sarimsak kokularini giderebilmek için yapilacak en iyi sey, haslanmis patatesle ovmaktir.

Çay lekesi: Pamuklu ve yünlülerde: leke taze ise, ilik suya batirilmis bir bezle ovulur.
Eskimis ise, içine limon suyu katilmis ilik suda islatilmis bir pamuk parçasi ile silinir.Ilik su ile çalkalanir.

Bir yerdeki sigara dumanini yok etmek için hemen mum yakin

Ütüde sararan elbise hemen oksijenli su ile silinirse sararan yerler kaybolur.

Kuru bakliyatlari bir gece önceden ilik suya koyun ve haslarken içine biraz karbonat ilave edin

Sürahinizin dibi kir tutmus ise, içine bir avuç tuz ile sirke koyup çalkalayiniz
Tertemiz olacaktir.

Buzdolabindaki nemi almak için, dolaba içi tuz dolu bir kap konur.

Pisirdiginiz kek kalibindan çikmiyor ise, kabin altina islak bir bez yayarak biraz bekletin

Konserve açildiktan sonra cam kavanozda saklanirsa daha dayanikli olur.

Kristallerin isil isil parlamasi için, yikadiktan sonra durulama sirasinda sirkeli suya batirin. Bu islem kristalleri parlatacaktir.

Sararan teflon tava ve tencerelerin içerisine bir miktar su ve birazda çamasir suyu koyduktan sonra atesin üzerinde kaynatin. Indirincede önce sicak suyla daha sonra soguk su ile iyice durulayin

Parlakligini yitirmis bir sürahiye eski görünümünü kazandirmak için yarisina kadar yirtilmis gazete kagidi doldurun, üçte birine de sicak suy doldurup siki siki sallayin

Dibi tutan tencereleri bir gece suda bekletin, tencere daha kolay temizlenecektir.

Musluklarinizi temizlemek için bez yerine eski bir naylon çorabi tercih edin sonuç daha mükemmel olacaktir.

karni baharin haslama suyuna bir miktar süt katarsaniz kar gibi beyaz oldugunu, hem de kötü kokmadigi fark ederisiniz.

Kullandiginiz salçalarin bozulmamasini istiyorsaniz üzerini düzleyerek biraz zeytin yagi ilave ederek uzun süre saklayabilirsiniz.,

Yumurta lekesini çikarmak için önce soguk suda bekletmeli sonra ilik sabunlu suda yikamalisiniz.

Pirinç ve bakliyatlarin saklanmasi için cam kavanozlari tercih edin.

Balik kokusunu çikarmak için yikama suyunun içine bolca kahve telvesi atin.Sonra bolca durulayin.

Rafadan pisireceginiz yumurtalarin çatlamamasi için kabin içine fincan tabagi koyarsaniz,çatlamasini önlersiniz.

Domatesi kolay soymak için, biçagin sirtiyla kabuklar, soyulacak yönün tersine sürtülür, veya kaynar suda bir dakika bekletilir.

Patlicanlarin acisini almak için, soyunca tuzlu suda bekletilir.

Buzdolabindan çikardiginiz yumurtanin aki ve sarisinin birbirine karismamasi için hemen kirin.

Sebzeleri tuzlu suda yikamayi aliskanlik haline getirin. Tuzlu su sebzeleri daha etkili ve çabuk temizler.

Sosislerin patlamasini önlemek için; firin yada izgaraya koymadan önce soguk süte batirmani yeterli olacaktir.

Çaydanliginizin içinde biriken kireç tortusunu temizlemek için, 15 dakika kadar içinde sirke kaynatin

Taze ceviz lekesini elden çikarmak içi, eller önce bir - iki dakika sirkeye batirilmis bir pamukla ovulur, sonra soguk suyla ovulur ve yikanir.

Çamasirdaki pas lekesi için lekenin üzerine limon damlatilip ütülenir.

Çikolata sosu hazirlanirken içine biraz kahve konursa tadi çok daha degisik olur.

Kus üzümlerini ayiklamak için, onlari bir avuç unla ovusturunuz ve kalin delikli bir süzgece atiniz. Unla beraber çöplerde düser.

Zeytin yagi lekesini çikarirken bir lokma ekmek içi yuvarlanip lekenin üzerine gezdirilmelidir.

Soganlarin üzerine biraz un serpilirse kavururken kararmaz.

Yemeginizin tuzunu fazla kaçirinca tencereye birkaç parça çig patates atin, fazla tuzu çekecektir.

Sogan soymaya baslamadan önce parmaklarinizi sirkeye batirirsaniz, sogan kokusunun elinize sinmedigini göreceksiniz.

Yumurtalari kolayca soymak için, kaynar sudan çikardiktan sonra hemen soguk suya tutulup biraz bekletilir.

Evde ortaya çikan karincalari yok etmek için kahve telvesi kullanmaniz iyi sonuç verecektir.

Parlakligini kaybeden çelik tencereler isitilmis sirke ile ovulup sonra iyice durulanir, ve bir bez parçasi ile parlatirsaniz tencereniz piril piril olur.

Etleri limon suyu ile pisirirseniz hem çabuk hem de lezzetli olur.

Mantar sotelenirken tencerenin kapagi açik olursa, hem mantarlarin suyunu vermesi hem de kararmasi önlenir.

Süte biraz karbonat atarsaniz hem çabuk bozulmaz hem de kolay hazmedilir.

Ekmegin küflenmemesi için ekmek kutusuna biraz tuz koymayi ihmal etmeyin.

Pastalarin daha gevrek olmasi için hamurun içerisine bir çay kasigi tuz atin (tatli - tuzlu farketmez)

Bir kumasi benzin yada baska bir leke çikarici ile silmeden önce oldukça tuzlu bir su ile silerseniz leke çikarici iz birakmaz.

Eger örtünüze meyve suyu dökülürse hemen tuz serpin ilk yikamada çikacaktir.

Agiz kokusu için kahve çekirdegi çigneyin.

Cam tencerede yemek pisirirken kapagin buharlasmamasi için iç yüzeyi limon kabugu ile silinir.

Teflon tavanizda olusan lekeleri temizlemek için bir bardak suya iki çorba kasigi karbonat ve yarim su bardagi sirke karistirin. Bunu tavanizin içine dökün 10 dakika kaynatin.

Lavaboyu temizlerken tuzla bastirarak silince hem iyi temizler hem de kokulari giderir.

Uzunca bir süre kullanilmayan eski çaydanliklarin kötü kokusunu gidermek için içine bir parça kesme seker koyun.

Pilavinizi tekrar isitirken bir kabin içine su koyup bu kabin üzerine pilav tenceresi koyularak isitilirsa pilav taneli kalir tazeligini muhafaza eder.

Patates pisirirken suyuna bir kasik sirke konursa hem rengi sari kalir hemde daha lezzetli olur.

Halinin rengini canlandirmak için en son suyuna sirke konur.

Çizik zeytin yag ve limonla servis esilirse daha lezzetli olur.

Sütü ocaga koymadan tencere soguk suyla çalkalanirsa süt kaynarken dibine yapismaz.

Bulasik suyunuza bir kasik sirke katmakla bulasiklarinizin daha kolay ve temiz yikandigini göreceksiniz.

Renkli gömlekler yikanmadan önce iki saat sirkeli suda birakilirsa renkleri canli olur.

Yogurdu sulandirmak için tahta kasikla üstten almak gerekir.

Elbiselerin fermuarlari yikarken bozuluyorsa makineye atmadan önce kapatilir.

Kapilariniz veya çekmeceleriniz bir müddet sonra itsenizde çeksenizde kapanmalari zorlasir. Kapinizin, çekmecenizin sürten kismina vazelin sürün.

Bas agrisi için: Kahve çekirdegine limon suyu sikin yavas yavas yiyin. (Birkaç tane)

Mantar kapakli siseleri yatik vaziyette saklamalisiniz.

Sarap siselerinin mantarini tekrar siseye geçirmek için: Mantari kaynar suyun içine atin.

Içkilere güzel tat ve görüntü vermek için: Buzu dondururken buz kabinin içine kiraz, nane yapragi, yesil zeytin vs. koyup dondurun.

Buz dondururken: Suyu kaynatin, soguyunca buz kaliplarina koyup dondurun. Buzlar daha canli kristal gibi görünür. Kaynamis suda oksijen azalir... Buda buzun mat görünmemesini saglar.

Dislerinizi dogal temizleyin: Çilegi ezin dis firçanizin üzerine koyun dis etlerinize kompres yapin. Sonra dislerinizi firçalayin.

Küçük yaniklar için: Temiz bir süngeri hafifçe islatin buzdolabinizin derin dondurucu bölümüne koyun. Yanmis yerin üzerine hafif hafif kompres yapin.

Agiz kokusu için: Kahve çekirdegi çigneyin.

Ari, sivri sinek sokmalarina karsi: Kesme sekeri hafif islatin sokulan kismin üzerine hafifçe bastirin zehir’i alir ve kasinmayi sismeyi önler.

Fermuarlar sikisirsa: Kursun kalemle fermuar dislerinin üzerini karalayin.

Gözlük camlari: Gliserin ile silerseniz bugulanmadigini göreceksiniz.

Ayakkabilariniz ayaginizi sikiyorsa: Bir bardak saf alkolü ayakkabinizin içine dökün. Iyice derisine yedirin ve giyin. Derisi ayaginiza göre açilacaktir.

Cam sil ile deri ayakkabilarinizi silmeyi hiç denediniz mi?

Çiçekleriniz için, hasladiginiz yumurtanin suyunu saksiya dökün.

Gülleriniz boyunlarini bükerse, ilk önce sicak suya sonra soguk suya batirin.

Sigara küllerini saksiniza koyarsaniz yapraklardaki kurt böcek vs. yok edersiniz.

Kapilarinizi vs. cila yaparken: Cila olmamasini istediginiz yerlere vazelin sürün buralara cila tasarsa bile kuruyunca çok kolay çikarabilirsiniz.

Akü baslari oksitlenirse cola sürerseniz oksitlenmeyi önlersiniz

Fareleri kaçirmak için nane yagini bir karton parçasinin üzerine sürün farelerin geldigi yere koyun.

Boya firçalari sertlesmis ise kaynamis sirkeli suda bekletin yumusadigini göreceksiniz.

Elinize uhu yapistirici bulasirsa, asetonla silin

Mangal izgaranizi temizlemek zordur: Ilikken cam sille temizleyin veya ilikken nemli gazete kagidina sarin bir müddet sonra sertlesmis artiklarin yumusadigini göreceksiniz.

Boya kokusunu gidermek için iki büyük bas sogani soyup ikiye bölün suyun içine atin bunu da kokulu odaya koyun.

Cam kiriklarini temizlersiniz fakat kiymiklari göremezsiniz bunu da temizlemek için islak pamuk imdadiniza yetisir.

Agzi dar sise kavanoz temizlemek için biraz deterjan biraz su bir kasik pirinç çalkalayin

Balik kokan tavayi limonla bir güzel ovalayin ve yikayin.

Kesik limonu nasil saklarsiniz: Küçük bir tabaga toz seker serpin, kesik tarafi sekerin üzerine gelecek sekilde koyun iki hafta limon kurumadan saklanir.

Ampülün üzerine biraz parfümünüzden sikiniz yakildiginda mis gibi kokar odaniz.

Patates haslarken: Haslama suyunun içine bir kasik margarin koyun patateslerin vitaminlerini kaybetmemis olursunuz. Ayni zamanda patatesler daha çabuk.

Soyulmus patateslerin kararmadan saklanabilmesi için: Saklanacak kabin içine su, bir tutam tuz koyun. Buzdolabinda saklayin gerektigi zaman suyla yikayip kullanin.

Pastalarin daha gevrek olmasi için: (tatli*tuzlu farketmez): Hamurun içine bir çay kasigi tuz atin.

Dereotonu saklamak için: Temiz bir havluya kaplayacak sekilde sarin, bu sekilde naylon torbaya koyup buzdolabina saklamaya birakabilirsiniz.

Tazeligi gitmis pörsümüs yesillikleri canlandirmak için: Iki kasik limon suyu karistirilmis buzlu su dolu kabin içine koyun 1 saat buz dolabinda bekletin.

Yesil sebzelere renk veren, klorofil maddesidir. Pisirdiginizde sebzelerin bu yesil rengi daha az kaybetmeleri için, önce bol buzlu suda bekleterek, klorofilin sabitlesmesini saglayin.

Soganlari kizartmadan üzerlerine biraz un serperseniz, kavururken kararmazlar.

Börek üzerinin kizarmasi için üzerine yumurta sürülür, evde yumurta kalmamissa, biraz yogurdu bir yemekkasigi yagla karistirip sürün, güzel bir renk oldugunu göreceksiniz.

Yesil salata ve marulun yapraklarini yikadiktan sonra biçakla keserek dogramak yerine, elinizle koparin. Böylece vitamin kaybini önlemis olursunuz.

Reçel yapacaginiz meyvalari iyice yikayip kurulamalisiniz. Karistirirken mutlaka tahta kasik kullanmalisiniz. Sekerlenmeyi önlemek için limon tozu yerine, limon suyu kullanin. Kavanozlara koydugunuzda iyice sogumadan ve üzerindeki hava kabarciklarini kagit havlu ile almadan kavonozun agzini kapatmayin. Reçellerinizi serin ve karanlik yerde saklayin.

Çikolata sosu hazirlarken içine koyacaginiz bir tutam tuz, çikolata sosunun kokusunu daha da belirgin kilar. Çikolata sosun içine biraz kahve eklediginizde, tadinin çok degisik oldugunu göreceksiniz.

Kati haslanan yumurtalari kolayca soymak için, kaynar sudan çikardiktan sonra hemen soguk suya tutun ve bir süre soguk suda bekletin. Su kabugun gözeneklerinden girerek soymayi kolaylastirir.

Mantar sote pisirirken, tencerenin kapagini açik birakirsaniz, hem mantarlarin su koyuvermesini hem de kararmasini önlersiniz.

Pisirip sakladiginiz yumurtalari, çig yumurtalarla ayni yere koyuyorsaniz, bunlari ayirmanin en kolay yolu çig yumurtalar döndürdügünüzde kolaylikla dönmezken, pismis yumurtalar kendi ekseni etrafinda rahatlikla dönerler.

Tavuk eti çabuk bozulan gidalardandir. Son kullanici olan müsteriye ulasincaya kadar hijyenik ortamlarda saklanmasi bir zorunluluktur. Denetim altinda kesildikten sonra bakteri üretimine yol açmamasi için +40 C’ de saklanmalidir. Tavuk eti müsteri tarafindan satin alindiktan sonra buzdolabinda en fazla 1 gün bekletilip tüketilmelidir. Derhal tüketilmeyecek ise,temizledikten sonra tavuk plastik folyoya sarilarak derin dondurucuda bekletilebilir. Bu sekilde dondurulmus etler *180 C’ de 3 ay kadar saklanabilir.Ayrica, tavuk eti tahta et tahtasi üzerinde kesilmemelidir. Siyah etten farkli olarak mikro organizmalara karsi daha dayaniksiz olan tavuk etininmermer veya plastik üzerinde kesilmesi gerekir.

Yogurttan daha fazla yararlanmak için suyunun atilmamasi gerekir. Yogurdun tüm vitamin ve mineralleri bu suda bulunmaktadir. Ayrica, bu su yemeklere eksi bir tat kazandirmak istenildiginde de kullanilabilir.

Satin alinip buzdolabinda saklanan yesil sebzeler bir süre sonra canliliklarinin yitirirler. Tekrar canli hale getirmek için ise, yikanip 10*15 dakike kadar 2 litrelik suya katilmis 1 yemek kasigi limon suyunda bekletilmesi yeterli olacaktir.

Ekmeginiz durup dururken dolabinda küfleniyorsa, ekmek kutusunu 15 günde bir sirkeli suyla silmek yeterlidir.

Evinizde mayonez yaparken zeytinyag yerine susam yagi kullanin. Mayonezinizin daha uzun zaman bozulmadigini göreceksiniz.

Yesil salatalik malzemelerinizi elinizle koparirsaniz vitaminlerini öldürmezsiniz.

Balik çorbasi yaparken:S uyunun daha lezzetli olmasi için baliklari en az 45*60 dakika kaynatin. Bas ve kuyruk kisimlarinin en lezzetli yerleri oldugunu unutmayin.

Karnabahar pisirirken eve yayilan kokudan kurtulmak için pisirme suyuna bir parça tuz ve iki kasik sirke ilave edip, suyun üzerinde köpük olusumunu bekledikten sonra, içine sebzeleri atmayi deneyin. Evi saran kötü kokudan eser kalmadigini göreceksiniz.

Mutfaginiza sinmis kizartma kokusunu yok etmek için izgaranin üzerine defne yapragi, ada çayi yapragi ve kekik yapragi koyun.

Sosislerin patlamasini önlemek için firin ya da izgaraya koymadan önce soguk süte batirmaniz yeterli olacaktir.

Meyvelerin arasina serpistireceginiz herhangi bir türden yapraklar onlari uzun süre taze tutacaktir.

Nane, adaçayi ve çekilmis cevizin pek çok yemekte kullandiginiz besamel sosa çok hos lezzet kattigini biliyor muydunuz ? Fakat bu aromali otlari, sos pisip atesin söndürülmesine yakin tencerenin içine ilave etmeye dikkat edin.

Bayat ekmegi ince ince dilimleyin üzerine az miktarda süt serpin ve kizgin yagda bir yüzünü kizartin. Ters çevirip üzerine domates ve taze kasar peyniri koyun. Peynirler erimeye baslayinca üzerlerine kekik ve karabiber serpip sicak sicak servis yapin.

Sikilmadan önce bir süre soguk suda bekletilen portakallarin daha fazla verdiklerini biliyor muydunuz?

Tavuk etinizin daha yumusak, daha güzel kokulu ve daha lezzetli olmasi için pisirmeden önce tavugu yarim limon ile iyice ovalayin ve sonra tavugun üzerine ve içine rendelenmis limon kabugu koyun.

Portakallari sikmadan önce yarim saat soguk suda bekletirseniz siktiginizda daha çok portakal suyu elde edersiniz.

Sarimsaklarin daha çabuk ezilmesi için cam bir kavanozda ve buzdolabinda saklamaniz yeterli olacaktir.

Patlican kabuklarini soyduktan sonra içine sirke ve çok az zeytinyagi konmus suda bir süre haslayin. Daha sonra istediginiz küçüklükte dilimleyin ve pilav yaparken içine karistirin.Göreceksiniz pilaviniz çok leziz olacak.

Firininiza sinmis kötü yemek kokularini temizleyip yerine güzel kokular biraksin diye satin aldigimiz o pahali ürünler istediginiz gibi ferah bir koku birakmiyorsa, size daha pratik ve ucuz bir önerimiz var. Yemek yapmadan önce firininizin ortasina yarisi sirke yarisi su ile doldurulmus bir tava koyun. Firininizi birkaç dakika için isitin. Daha sonra sogumaya birakin. Firininiz umdugunuzdan da güzel kokacak.

Eskilerin yöntemleri her zaman en iyi, en dogrudur. Bisküvilerin ve kurabiyelerin taze kalmasi için, teneke bir kaba koyun ve yanina bir avuç pirinç birakin; bayatlama sorunu ortadan kalkacaktir.

Elmanin faydalari bitmez. Lahana yemegi yaptiktan sonra evinize sinen ve pencereleri açsaniz da çikarmayi basaramadiginiz lahana kokusundan kurtulmak artik çok kolay. Bir elmanin kabugunu soyup lahanin pisme suyuna ekleyin. Hem koku çabucak yok olacak, hem de lahananin hazmi daha kolay olacak.

Ibretlik Nasihatlar..
Bol bol tebessüm et, maliyeti sifirdir..
Arkadasina borç verirken ihtiyatli davran, neticesinde ikisini de kaybedebilirsin..
Kaybedecek hiçbirseyi kalmamis insanlardan uzak dur..
Hayatin her zaman adil olmasini bekleme, hayat adil olmaz ise sen adil ol, sen merhametli ol..
Sana yardimci olanlara minnet duy..
Zamani ve sözleri dikkatsizce kullanma, çünkü ikisi de geri alinamaz..
Senden çok fazla ya da çok az parasi olanlarla para muhabbeti yapma..
Güzel giyin, unutma ki, insanlar giyindikleriyle karsilanir..
Daima sükret..
Insanlara verdigin nasihatlarin tersi davranislarda bulunma..
Basladigin her isi bitir..
Hiç kimsenin sözünü kesme..
Seni ziyarete gelenleri ayakta karsila...
Berbere, saçinin kesilme zamani gelip gelmedigini sorma..
Sürekli, ben dürüstüm diyen veya o havalari takinanlardan süphelen..
Misafirlikte ikram edilen yemegi övmeyi unutma..
Cesur ol, degilsen bile öyle davran, zira hiç kimse aradaki farki anlayamaz..
Ara sira hayir demesini ögren..
Is bitmeden önce asla ödemenin tamamini yapma..
Hüküm vermeden önce her iki tarafi da dinle..
Karnin açken yiyecek-içecek alisverisine çikma, zira gereginden fazla masraf edersin...
Genis ol, rahat ol, hastalik, ölüm gibi durumlarin disinda hiçbirsey göründügü kadar önemli degildir..
Yaslan ama paslanma..
Dinlemeyi ögren..
Kulagin tetikte olsun, bazi firsatlar kapiyi hafif tiklatir..
Iyi yorum tecrübeden, tecrübe ise kötü yorumdan dogar...
Zarif ol, kibar ol, nazik ol, kaba hareketlerle kimseyi kendinden sogutma..
Dün, tecrübedir, ögren, yarin tahmindir planla, bugün, firsattir kullan..
Bilmeyen ve bilmedigini bilen çocuktur, onu egit...
Bilen ve bildigini bilmeyen uykudadir, onu uyandir..
Bilmeyen ve bilmedigini bilmeyen aptaldir, ondan uzaklas..
Bilen ve bildigini bilen, liderdir, onu takip et...
Unutma; istek olan yerde çözüm de vardir..
Gözlerini hedefden ayirirsan, engelleri görmeye baslarsin...
Birseyler yapmak isteyen bir yolunu bulur, hiçbirsey yapmak istemeyen de mazaret bulur..
Birisine güvenmiyorsan, onunla çalisma, sayet çalisiyorsan, güven..
Hiç kimseden umut kesme, ümitsizlik inanana yakismaz..”

En çok Araba Sahibi olan Ülkeler

1000 kisi basina düsen araba sayisi incelenerek bir siralama yapildiginda dünyada en çok Italyanlarin arabasi var. Italya'da 1000 kisiye 539 araba düsüyor. Dünyanin ilk 10'unu olusturan liste asagida yer aliyor.
1. Italya 539 araba / 1,000 kisi
2. Almanya 508 araba / 1,000 kisi
3. Avusturya 495 araba / 1,000 kisi
4. Isviçre 486 araba / 1,000 kisi
5. Avustralya 485 araba / 1,000 kisi
6. Yeni Zellanda 481 araba / 1,000 kisi
7. Amerika 478 araba / 1,000 kisi
8. Fransa 469 araba / 1,000 kisi
9. Kanada 459 araba / 1,000 kisi
10. Belçika 448 araba / 1,000 kisi

OPEC Ülkeleri kimlerdir ?
Dünyaya Petrol ihraç eden ülkelerin önde gelenleri tarafindan kurulmus bir organizasyondur.Opec(Organization of Petroleum Exporting Countries), dünya petrol rezervlerinin 3'te 2'sini ellerinde bulunduran 12 ülkeden olusmaktadir.
Üye ülkeler sunlardir:

1.Cezayir
2.Endonezya
3.Iran
4.Irak
5.Kuveyt
6.Libya
7.Nijerya
8.Katar
9.Suudi Arabistan
10.Birlesik Arab Emirlikleri
11.Venezuela
12.Gabon

Iste Dünyanin Yeni 7 HARIKASI...
Dünyanin 7 yeni harikasi açiklandi... Türkiye'den Ayasofya da adaylar arasindaydi. Sonuç su;
Dünyanin yeni 7 harikasi, Portekiz'in baskenti Lizbon'daki Benfica Stadi'nda yapilan törenle ilan edildi. Ayasofya da adaylar arasindaydi ancak ne yazikki sonuç istedigimiz gibi olmadi. Ayasofya dünyanin 7 harikasi arasina giremedi.

ISTE DÜNYANIN 7 YENI HARIKASI

Ürdün'deki Petra Antik Kenti

Çin Seddi

Brezilya'daki Kurtarici Isa Heykeli

Peru'daki Machu Picchu Antik Kenti

Meksika'daki Chichen Itza Piramidi

Italya'nin Roma kentindeki Kolezyum


Hindistan'daki Taç Mahal anit mezari


 

Türkiye'nin Yeni Millet Vekilleri ( Yil 2007 )

ADANA (14): Dengir Mir Mehmet Firat, Ömer Çelik, Necdet Ünüvar, Fatos Gorkan, Vahit Kirisci, Ali Küçükaydin (AKP), Nevin Gaye Erbatur, Mustafa Vural, Hulusi Güvel, Tacidar Seyhan (CHP), Recai Yildirim, Kürsat Atilgan, Yilmaz Tankut, Muharrem Varli (MHP)

ADIYAMAN (5): Fehmi Hüsrev Kutlu, Ahmet Aydin, Sevket Gürsoy, Mehmet Erdogan (AKP), Sevket Köse (CHP)

AFYON (7): Sait Açba, Veysel Eroglu, Halil Aydogan, Ahmet Koca, Zekeriya Aslan (AKP), Halil Ünlütepe (CHP), Abdülkadir Akçan (MHP)

AGRI (5): Yasar Eryilmaz, Cemal Kaya, Mehmet Hanifi, Fatma Kotan, Abdülkerim Aydemir (AKP)

AMASYA (3): Akif Gülle, Avni Erdemir (AKP), Hüseyin Ünsal (CHP)

ANKARA 1. Bölge: (15) Cemil Çiçek, Ali Babacan, Bülent Gedikli, Nazmi Haluk Özdalga, Zeynep Dagi, Mehmet Zekai Özcan, Faruk Koca, Burhan Kayatürk, (AKP), Önder Sav, Esref Erdem, Mehmet Emrehan Halici, Nesrin Baytok, Hakki Suha Okay (CHP), Yildirim Tugrul Türkes, Bekir Aksoy (MHP)

ANKARA 2. Bölge (14): Besir Atalay, Salih Kapusuz, Mehmet Zafer Çaglayan, Mustafa Said Yazicioglu, Ahmet Iyimaya, Reha Denemeç, Haluk Ipek, Askin Asan (AKP), Yilmaz Ates, Zekeriya Akinci, Mücahit Pehlivan, Tekin Bingöl (CHP), Ahmet Deniz Bölükbasi, Mustafa Cihan Paçaci (MHP)

ANTALYA (13): Mehmet Ali Sahin, Sadik Badak, Abdurrahman Arici, Mevlüt Çavusoglu, Yusuf Ziya Irbeç (AKP), Deniz Baykal, Hüsnü Çöllü, Osman Kaptan, Atila Emek, Tayfur Süner (CHP), Tunca Toskay, Hüseyin Yildiz, Mehmet Günal (MHP)

ARTVIN (2): Ertekin Çolak (AKP), Metin Arifagaoglu (CHP)

AYDIN (8): Atilla Koç, Mehmet Erdem, Ahmet Ertürk (AKP), Ertugrul Kumcuoglu, Ali Uzunirmak, Recep Taner (MHP), Özlem Çerçioglu, Mehmet Fatih Atay (CHP)

BALIKESIR (8): Ahmet Edip Ugur, Mehmet Cemal Öztaylan, Ayse Akbas, Ismail Özgün (AKP), Hüseyin Pazarci, Ergün Aydogan, (CHP), Ahmet Duran Bulut (MHP)

BILECIK (2): Fahrettin Poyraz (AKP), Yasar Tüzün (CHP)

BINGÖL (3): Cevdet Yilmaz, Yusuf Coskun, Kazim Ataoglu (AKP)

BITLIS (4): Zeki Ergezen, Vahit Kiler, Cemal Tasar (AKP), Mehmet Nezir Karabas (Bagimsiz)

BOLU (3): Metin Yilmaz, Yüksel Coskunyürek, Fatih Metin (AKP)

BURDUR (3): Bayram Özçelik, Mehmet Alp (AKP), Bayram Kerim Özkan (CHP)

BURSA (16): Faruk Çelik, Mehmet Altan Karapasaoglu, Hayrettin Çakmak, Mehmet Emin Tutan, Canan Candemir Çelik, Mehmet Tunçak, Sedat Kizilcikli, Ali Koyuncu, Ali Kul, Mehmet Ocaktan (AKP), Onur Basaran Öymen, Kemal Demirel, Abdullah Özer (CHP), Necati Özensoy, Hamza Hamit Homris, Ismet Büyükataman (MHP)

ÇANAKKALE (4): Mehmet Danis, Müjdat Kusku (AKP), Ahmet Küçük (CHP), Mustafa Kemal Cengiz (MHP)

ÇANKIRI (3): Nurettin Akman, Suat Kiniklioglu (AKP), Ahmet Bukan (MHP)

ÇORUM (5): Agan Kafkas, Cahit Bagci, Murat Yildirim, Ahmet Aydogmus (AKP), Dervis Günday (CHP)

DENIZLI (7): Mehmet Yüksel, Selma Aliye Kavaf, Mehmet Salih Erdogan, Mithat Ekici (AKP), Hasan Erçelebi, Ali Riza Ertemür (CHP), Emin Haluk Ayhan (MHP)

DIYARBAKIR (10): Mehmet Mehdi Eker, Kudbettin Arzu, M. Ihsan Arslan, Abdurrahman Kurt, Osman Arslan, Ali Ihsan Merdanoglu (AKP), Akin Birdal (Bagimsiz), Gülten Kisanak (Bagimsiz), Aysel Tugluk (Bagimsiz), Selahattin Demirtas (Bagimsiz).

EDIRNE (4): Rasim Çakir, Bilgin Baçariz (CHP), Necdet Budak (AKP), Cemaleddin Uslu (MHP).

ELAZIG (5): Mehmet Necati Çetinkaya, Hamza Yanilmaz, Faruk Septioglu, Tahir Öztürk, Feyzi Isbasaran (AKP)

ERZINCAN (3): Binali Yildirim, Sebahattin Karakelle (AKP), Erol Tinastepe (CHP)

ERZURUM (7): Recep Akdag, Muzaffer Gülyurt, Fazilet Dagci Çiglik, Ibrahim Kavas, Sadettin Aydin, Muhyettin Mutlu (AKP), Zeki Ertugay (MHP)

ESKISEHIR (6): Kemal Unakitan, Hasan Murat Mercan, Emin Nedim Öztürk (AK), Hüseyin Tayfun Içli, Fehmi Murat Sönmez (CHP), Beytullah Asil (MHP),

GAZIANTEP (10): Mehmet Simsek, Fatma Sahin, Mehmet Sari, Mahmut Durdu, Mehmet Erdogan, Ibrahim Halil Mazicioglu, Özlem Müftüoglu (AKP), Yasar Agyüz, Akif Ekici (CHP), Hasan Özdemir (MHP)

GIRESUN (5): Nurettin Canikli, Haci Hasan SÖnmez, Ali Temur (AKP), Esref Karaibrahim (CHP), Murat Özkan (MHP)

GÜMÜSHANE (2): Kemalettin Aydin, Yahya Dogan (AKP)

HAKKARI (3): Rüstem Zeydan (AKP), Sebahittin Suvagci (Bagimsiz), Hetem Ike (Bagimsiz)

HATAY (10): Sadullah Ergin, Orhan Karasayar, Mustafa Öztürk, Abdülhadi Kahya, Fevzi Sanverdi (AKP), Fuat Çay, Gökhan Vurgun, Abdülaziz Yazar (CHP), Süleyman Turan Çirkin, Izzettin Yilmaz (MHP)

ISPARTA (5): Süreyya Sadi Bilgiç, Mehmet Sait Dilek, Haydar Kemal Kurt (AKP), Süleyman Nevzat Korkmaz (MHP), Mevlüt Coskuner (CHP)

MERSIN (12): Mehmet Sandir, Behiç Çelik, Kadir Ural, Afkif Akkus (MHP), Kürsad Tüzmen, Mehmet Zafer Üskül, Ali Er, Ömer Inan (AKP), Isa Gök, Vahap Seçer, Ali Riiza Öztürk, Ali Oskal (CHP), Orhan Miroglu (Bagimsiz)

ISTANBUL 1. Bölge (24): Recep Tayyip Erdogan, Ertugrul Günay, Edibe Sözen, Irfan Gündüz, Mustafa Atas, Mesude Nursuna Memecan, Nusret Bayraktar, Mehmet Sekmen, Özlem Piltanoglu Türköne, Hasan Kemal Yardimci, Hüseyin Besli, Mehmet Beyazit Denizolgun, Idris Güllüce (AKP), Ilhan Kesici, Algan Hacaloglu, Ahmet Tan, Ayse Jale Agirbas, Ali Topuz, Bayramali Meral, Fatma Nur Serter, Sinasi Öktem (CHP), Gündüz Suphi Aktan, Durmusali Torlak (MHP), Mehmet Ufuk Uras (Bagimsiz)

ISTANBUL 2. Bölge (21): Hayati Yazici, Murat Basesgioglu, Nimet Çubukçu, Egemen Bagis, Burhan Kuzu, Ayse Nur Bahçekapili, Ömer Dinçer, Osman Gazi Yagmurdereli, Canan Kalsin, Necat Birinci, Alaattin Büyükkaya, Recep Koral (AKP), Mehmet Sevigen, Mustafa Özyürek, Bihlum Tamayligil, Süleyman Yagiz, Kemal Kiliçdaroglu, Necla Arat, Çetin Soysal (CHP), Mithat Melen, Ümit Safak (MHP).

ISTANBUL 3. Bölge (25): Abdülkadir Aksu, Idris Naim Sahin, Nazim Ekren, Güldal Aksit, Mehmet Müezzinoglu, Reha Çamuroglu, Lokman Ayva, Mehmet Domaç, Ibrahim Yigit, Feyzullah Kiyiklik, Ünal Kacir, Halide Incekara, Fuat Bol, Alev Dedegil (AKP), Mustafa Sükrü Elekdag, Hasan Macit, Hüseyin Mert, Mehmet Ali Özpolat, Esfender Korkmaz, Sacit Yildiz, Birgen Keles (CHP), Meral Akser, Atilla Kaya, Mehmet Cihaz Özönder (MHP), Sebahat Tuncel (Bagimsiz).

IZMIR 1. Bölge (12): Mehmet Aydin, Nükhet Hotar Göksel, Mehmet Sayim Tekelioglu, Ibrahim Hasgür, Tugrul Yemisçi (AKP), Sükran Güldal Mumcu, Harun Öztürk, Bülent Baratali, Abdürrazzak Erten, Ahmet Ersin (CHP), Oktay Vural, Senol Bal (MHP)

IZMIR 2. Bölge (12): Kivilcim Kemal Anadol, Oguz Oyan, Recai Birgün, Mehmet Ali Susam, Canan Aritman, Selçuk Ayhan (CHP), Mehmet Vecdi Gönül, Ismail Katmerci, Taha Aksoy, Erdal Kalkan, (AKP), Ahmet Kenan Tanrikulu, Kamil Erdal Sipahi (MHP)

KARS (3): Zeki Karabayir, Mahmut Esat Güven (AKP), Gürcan Dagdas (MHP)

KASTAMONU (4): Hakki Köylü, Hasan Altan, Musa Sivacioglu (AKP), Mehmet Serdaroglu (MHP)

KAYSERI (8): Abdullah Gül, Sadik Yakup, Taner Yildiz, Yasar Karayel, Mustafa Elitas, Ahmet Öksüzkaya (AKP), Mehmet Sevki Kulkuloglu (CHP), Sebahattin Çakmakoglu (MHP)

KIRKLARELI (3): Turgut Dibek, Tansel Baris (CHP), Ahmet Gökhan Sariçam (AKP)

KIRSEHIR (3): Mikail Arslan, Abdullah Çaliskan (AKP), Metin Çobanoglu (MHP)

KOCAELI (9): Nihat Ergün, Osman Pepe, Fikri Isik, Eyüp Ayar, Azize Sibel Gönül, Muzaffer Bastopçu (AKP), Mehmet Cevdet Selvi, Hikmet Erenkaya (CHP), Cumali Durmus (MHP)

KONYA (16): Sami Güçlü, Hasan Angi, Özkan Öksüz, Orhan Erdem, Ayse Türkmenoglu, Hüsnü Tuna, Harun Tüfekçi, Kerim Özkul, Abdullah Çetinkaya, Mustafa Kabakci, Ahmet Büyükakkaslar, Muharrem Candan, Ali Öztürk (AKP), Faruk Bal, Mustafa Kalayci (MHP), Atilla Kart (CHP).

KÜTAHYA (6): Soner Aksoy, Ismail Hakki Biçer, Hüsnü Ordu, Hasan Fehmi Kinay, Hüseyin Tugcu (AKP), Alim Isik (MHP)

MALATYA (7): Mahmut Mücahit Findikli, Ömer Faruk Öz, Öznur Çalik, Ihsan Koca, Fuat Ölmeztoprak, Mehmet Sahin (AKP), Ferit Mevlüt Aslanoglu (CHP)

MANISA (10): Bülent Arinç, Hüseyin Tanriverdi, Mehmet Çerçi, Recai Berber, Ismail Bilen, Bahadir Nahit Yenisehirlioglu (AKP), Sahin Mengü, Mustafa Erdogan Yetenç (CHP), Mustafa Enöz, Erhan Akçay (MHP)

KAHRAMANMARAS (8): Mehmet Saglam, Veysi Kaynak, Nevzat Pakdil, Avni Dogan, Fatih Arikan, Cafer Tatlibal (AKP), Durdu Özbolat (CHP) Mehmet Akip Paksoy (MHP)

MARDIN (6): (AKP) Süleyman Çelebi, Mehmet Halit Demir, Cüneyt Yüksel, Gönül Bekin Sahkullubey (AKP) Ahmet Türk (Bagimsiz), Emine Ayna (Bagimsiz)

MUGLA (6): Fevzi Topuz, Gürol Ergin, Ali Arslan (CHP), Yüksel Özden, Mehmet Nil Hidir (AKP), Metin Ergun (MHP)

MUS (4): Medeni Yilmaz, Seracettin Karayagiz (AKP) Sirri Sakik (Bagimsiz), Nuri Yaman (Bagimsiz)

NEVSEHIR (3): Ahmet Erdal Feralan, Ritvan Köybasi, Mahmut Dede (AKP)

NIGDE (3): Ismail Göksel, Muharrem Selamoglu (AKP), Mümin Inan (MHP)

ORDU (7): Mehmet Hilmi Güler, Eyüp Fatsa, Enver Yilmaz, Mustafa Hamarat, Ayhan Yilmaz (AKP), Rahmi Güner (CHP), Ridvan Yalçin (MHP)

RIZE (3): Bayram Ali Bayramoglu, Lütfi Çirakoglu (AKP), Mesut Yilmaz (Bagimsiz)

SAKARYA (6): Saban Disli, Hasan Ali Çelik, Erol Aslan Cebeci, Ayhan Sefer Üstün, Recep Yildirim (AKP), Münir Kutuata (MHP)

SAMSUN (9): Mustafa Demir, Cemal Yilmaz Demir, Suat Kiliç, Birnur Sahinoglu, Ahmet Yeni, Fatih Öztürk (AKP), Ahmet Haluk Koç, Suat Binici (CHP), Osman Çakir (MHP)

SIIRT (3): Afif Demirkiran, Mehmet Yilmaz Helvacioglu (AKP), Osman Özçelik (Bagimsiz)

SINOP (3): Abdurrahman Dodurgali, Kadir Tingiroglu (AKP), Engin Altay (CHP)

SIVAS (6): Mehmet Mustafa Açikalin, Hamza Yerlikaya, Selami Uzun, Osman Kiliç (AKP), Malik Ecder Özdemir (CHP), Muhsin Yazicioglu (Bagimsiz)

TEKIRDAG (5): Tevfik Ziyaettin Akbulut, Necip Taylan (AKP), Enis Tütüncü, Faik Öztrak (CHP), Kemalettin Nalci (MHP)

TOKAT (7): Sükrü Ayalan, Zeyid Aslan, Osman Demir, Hüseyin Gülsün, Dilek Yüksel (AKP), Orhan Ziya Diren (CHP), Resad Dogru (MHP)

TRABZON (8): Faruk Nafiz Özak, Cevdet Erdöl, Kemalettin Göktas, Mustafa Cumur, Safiye Seymenoglu, Asim Aykan (AKP), Mehmet Akif Hamzaçevi (CHP), Süleyman Latif Yunusoglu (MHP)

TUNCELI (2): Kamer Genç (Bagimsiz), Serafettin Halis (Bagimsiz)

SANLIURFA (11): Sabahattin Cevheri, Zülfikar Izol, Eyüp Cenap Gülpinar, Yahya Akman, Abdurrahman Müfit Yetkin, Çagla Aktemur Özyavuz, Ramazan Basak, Abdülkadir Emin Önen, Mustafa Kus, Hüseyin Atas (AKP), Ibrahim Bilici (Bagimsiz)

USAK (3): Mustafa Çetin, Nuri Uslu (AKP), Osman Coskunoglu (CHP)

VAN (7): Hüseyin Çelik, Ikram Dinçer, Kerem Altun, Kayhan Türkmenoglu, Gülsen Orhan (AKP), Fatma Kurtulan (Bagimsiz), Özdal Uçer (Bagimsiz)

YOZGAT (6): Mehmet Çiçek, Bekir Bozdag, Abdülkadir Akgül, Mehmet Yasar Öztürk, Osman Coskun (AKP), Mehmet Ekici (MHP)

ZONGULDAK (5): Köksal Toptan, Fazli Erdogan, Polat Türkmen (AKP), Ali Koçal, Ali Ihsan Köktürk (CHP)

AKSARAY (4): Ali Riza Alaboyun, Ruhi Açikgöz, Ilknur Inceöz (AKP), Osman Ertugrul (MHP)

BAYBURT (2): Ülkü Gökalp Güney, Fetani Battal (AKP)

KARAMAN (3): Lütfü Elvan, Mevlüt Akgün (AKP), Hasan Çalis (MHP)

KIRIKKALE (4): Vahit Erdem, Mustafa Özbayrak, Turan Kiratli (AKP), Osman Durmus (MHP)

BATMAN (4): Ahmet Inal, Mehmet Emin Ekmen (AKP) Ayla Akat Ata (Bagimsiz) Bengi Yildiz (Bagimsiz)

SIRNAK (3): Abdullah Veli Seyda (AKP), Hasip Kaplan (Bagimsiz), Sevahir Bayindir (Bagimsiz)

BARTIN (2): Yilmaz Tunç (AKP), Muhammet Riza Yalçinkaya (CHP)

ARDAHAN (2): Saffet Kaya (AKP), Ensar Ögüt (CHP)

IGDIR (2): Ali Güner (AKP), Pervin Buldan (Bagimsiz)

YALOVA (2): Ilham Evcim (AKP), Muharrem Ince (CHP)

KARABÜK (3): Mustafa Ünal, Mehmet Ceylan, Cumhur Ünal (AKP)

KILIS (2): Hasan Kara, Hüseyin Devecioglu (AKP)

OSMANIYE (4): Ibrahim Mete Dogruer, Durdu Mehmet Kastal (AKP), Devlet Bahçeli, Hakan Coskun (MHP)

DÜZCE (3): Yasar Yakis, Celal Erbay, Metin Kasikoglu (AKP)

Osmanli Topraklarinda Suan Bulunan Devletler Listesi
Avrupa

* 1.Türkiye
* 2.Bulgaristan (545 yil)
* 3.Yunanistan (400 yil)
* 4.Sirbistan (539 yil)
* 5.Karadag (539 yil)
* 6.Bosna-Hersek (539 yil)
* 7.Hirvatistan (539 yil)
* 8.Makedonya (539 yil)
* 9.Slovenya (250 yil)
* 10.Romanya (490 yil)

* 11.Slovakya (20 yil) Osmanli adi:Uyvar
* 12.Macaristan (160 yil)
* 13.Moldova (490 yil)
* 14.Ukrayna (308 yil)
* 15.Azerbaycan (25 yil)
* 16.Gürcistan (400 yil)
* 17.Ermenistan (20 yil)
* 18.Güney Kibris (293 yil)
* 19.Kuzey Kibris (293 yil)
* 20.Rusya'nin güney topraklari (291 yil)

* 21.Polonya (25 yil)-himaye- Osmanli adi: Lehistan
* 22.Italya'nin güneydogu kiyilari (20 yil)
* 23.Arnavutluk (435 yil)
* 24.Belarus (25 yil) -himaye-
* 25.Litvanya (25 yil)-himaye-
* 26.Letonya (25 yil) -himaye-
* 27.Kosova (539 yil)
* 28.Voyvodina (166 yil) Osmanli adi: Banat

Asya

* 29.Irak (402 yil)
* 30.Suriye (402 yil)
* 31.Israil (402 yil)
* 32.Filistin (402 yil)
* 33.Ürdün (402 yil)

* 34.Suudi Arabistan (399 yil)
* 35.Yemen (401 yil)
* 36.Umman (400 yil)
* 37.Birlesik Arap Emirlikleri (400 yil)
* 38.Katar (400 yil)

* 39.Bahreyn (400 yil)
* 40.Kuveyt (381 yil)
* 41.Iranin bati topraklari (30 yil)
* 42.Lübnan (402 yil)

Afrika

* 43.Misir (397 yil)
* 44.Libya (394 yil) Osmanli adi:Trablusgarp
* 45.Tunus (308 yil)
* 46.Cezayir (313 yil)
* 47.Sudan (397 yil) Osmanli adi: Nübye
* 48.Eritre (350 yil) Osmanli adi: Habes
* 49.Cibuti (350 yil)
* 50.Somali (350 yil) Osmanli adi: Zeyla
* 51.Kenya sahilleri (350 yil)
* 52.Tanzanya sahilleri (250 yil)
* 53.Çad'in kuzey bölgeleri (313 yil) Osmanli adi: Resade
* 54.Nijer'in bir kismi (300 yil) Osmanli adi: Kavar

* 55.Mozambik'in kuzey topraklari (150 yil)
* 56.Fas (50 yil) -himaye-
* 57.Bati Sahra (50 yil) -himaye-
* 58.Moritanya (50 yil) -himaye-
* 59.Mali (300 yil) Osmanli adi: Gat kazasi
* 60.Senegal (300 yil)
* 61.Gambiya (300 yil)
* 62.Gine Bissau (300 yil)
* 63.Gine (300 yil)
* 64.Etiyopya'nin bir kismi (350 yil) Osmanli adi: Habes

Hilafeten bagli yerler

* 65.Hindistan Müslümanlari -Pakistan-
* 66.Dogu Hindistan Müslümanlari -Banglades-
* 67.Singapur
* 68.Malezya
* 69.Endonezya
* 70.Türkistan Hanliklari
* 71.Nijerya
* 72.Kamerun

Osmanli donanmasi'nin degisik sürelerde bulundugu ülkeler

* 73.Fransa
* 74.Ispanya
* 75.Ingiltere
* 76.Monako
* 77.Hollanda
* 78.Norveç
* 79.Izlanda
* 80.Irlanda
* 81.Cebelitarik
* 82.Danimarka
* 83.Iskoçya
* 84.Myanmar
* 85.Japonya

Osmanli ordusunun degisik sürelerde bulundugu ülkeler

* 86.Almanya
* 87.Liechtenstein
* 88.San Marino

il Trafik Plaka Kodlari
01 ADANA
02 ADIYAMAN
03 AFYON
04 AGRI
05 AMASYA
06 ANKARA
07 ANTALYA
08 ARTVIN
09 AYDIN
10 BALIKESIR
11 BILECIK
12 BINGÖL
13 BITLIS
14 BOLU
15 BURDUR
16 BURSA
17 ÇANAKKALE
18 ÇANKIRI
19 ÇORUM
20 DENIZLI
21 DIYARBAKIR
22 EDIRNE
23 ELAZIG
24 ERZINCAN
25 ERZURUM
26 ESKISEHIR
27 GAZIANTEP
28 GIRESUN
29 GÜMÜSHANE
30 HAKKARI
31 HATAY (ANTAKYA)
32 ISPARTA
33 IÇEL (MERSIN)
34 ISTANBUL
35 IZMIR
36 KARS
37 KASTAMONU
38 KAYSERI
39 KIRKLARELI
40 KIRSEHIR
41 KOCAELI (IZMIT)
42 KONYA
43 KÜTAHYA
44 MALATYA
45 MANISA
46 KAHRAMAN MARAS
47 MARDIN
48 MUGLA
49 MUS
50 NEVSEHIR
51 NIGDE
52 ORDU
53 RIZE
54 SAKARYA
55 SAMSUN
56 SIIRT
57 SINOP
58 SIVAS
59 TEKIRDAG
60 TOKAT
61 TRABZON
62 TUNCELI
63 SANLIURFA
64 USAK
65 VAN
66 YOZGAT
67 ZONGULDAK
68 AKSARAY
69 BAYBURT
70 KARAMAN
71 KIRIKKALE
72 BATMAN
73 SIRNAK
74 BARTIN
75 ARDAHAN
76 IGDIR
77 YALOVA
78 KARABÜK
79 KILIS
80 OSMANIYE
81 DÜZCE


Halihazir Durum Analizi

Dünyanin, bölgemizin ve Türkiye’nin içinde bulundugu durumu açiklayan ve sonunda bazi önerilerimi içeren satirlari asagida bulacaksiniz. Fikirlerimiz ayni paralelde olmayabilir, bu durumda beni ya da fikrini söyleyen baskalarini elestirmek yerine siz de kendi fikirlerinizi belirten birer yazi yazmayi deneyin. Olani biteni yalnizca seyretmek, kendi kösesinde oturup baskalarinin hazirladigi senaryolarin figürani olmayi kabullenmek; baskalarinin sizin adiniza konusmasini beklemek, sessiz kalmak, bir üniversite ögretim üyesinin ülkesine yapabilecegi en büyük kötülüktür düsüncesindeyim.

Halihazir Durum Analizi

Dünyada her devletin milli menfaat ve hedefleri vardir. Milli güvenlik siyaset belgelerinde bunlar açiklanir. Bu hedefler bir baska ülkenin çikarlarina uygun olmayabilir, gerginlikler ve çatismalara neden olabilir. Baska ülkelerin menfaat ve hedefleri bizim aleyhimize oldugunda onlara kizmak yerine, bu hedeflerinden vazgeçmelerine yol açacak kadar caydirici milli güç unsurlarina sahip olmak esastir.

Amerika Bilesik Devletlerinin 21. Yüzyil milli güvenlik siyaset belgesinde temel iki unsur göze çarpmaktadir.

1. 21. Yüzyilda hiçbir ülke ya da ülkeler toplulugunun stratejik güç olmasina izin verilmeyecektir.
2. Bu hedefin saglanmasi için önleyici güç kullanimi dahil her yola basvurulacaktir.

ABD’nin Türkiye topraklarinin da içinde bulundugu bölge için 3’ü temel, 3’ü de mümkünse ulasilabilir nitelikte hedefleri bulunmaktadir.

Temel hedefler
a. Büyük Israil’in olusturulmasi
b. Büyük Ermenistan’nin olusturulmasi
c. Büyük Kürdistan’in kurulmasidir.

Daha uzun vadeli mümkünse ulasilabilir hedefler
a. Istanbul merkezli ortodoks devletinin kurulmasi
b. Pontus Rum ve Ege Yunan devletlerinin kurulmasi
c. Konya merkezli hilafet devleti kurulmasidir.

ABD bugünün tek kutuplu dengesini devam ettirebilmek amaciyla Avrupa Birligi’nin önünü kesmeye çalismaktadir. Bu maksatla asagidaki operasyonlari uygulamis ve sürdürmektedir.

a. 1 Euro = 1.6 USD olana kadar dolarin degeri düsürülecektir. Amaç AB’nin ihracatinin azaltilmasidir.
b. Petrol fiyati 60 dolar ve gerekirse daha da yukari çekilecektir. Böylece hem AB’nin hem de Çin’in petrole bagimli ekonomileri büyük darbe alacaktir. Bu arada yeni gelistirilen sifir CO2 emisyonlu muhtemelen hidrojen yakiti tüketen motor piyasada daha kolaylikla satilabilecektir.
c. Polonya, Macaristan, Romanya ve Bulgaristan’a yapilan yatirimlar ile ve ikili anlasmalarla Rusya ile AB’nin arasi fiziki olarak açilacaktir.
d. Petrol bölgelerine yaklasmak için sürekli olarak çaba gösteren Almanya’nin Gürcistan’da sagladigi zayif destek, ABD yanlisi yönetimin is basina gelmesi ile sona erdirilmistir.

ABD dünyanin degisik bölgelerinde milli siyaset belgelerine uygun faaliyetlerini devam ettirmektedir. Terör bahanesi ile Afganistan isgal edilmis, böylece uzun vadede Çin’e karsi atlama tahtasi saglanmistir. Kirgizistan’da ABD üssü açilmistir. Bu tür faaliyetler giderek artacaktir.

Avrupa Birligi yasayabilmek için bugünün enerji yataklari olan Ortadogu ve Orta Asya’ya yakin olmak, burada egemenligi tek basina ABD’ye terk etmemek durumundadir. Bu bölgelere en yakin konumda olan ve akrabalik iliskileri ile Türk Cumhuriyetlerinde etkin olabilecek Türkiye’yi Avrupa Birligi’ne almamak, AB için yapilabilecek en büyük hatadir. Ancak, bagnaz Hiristiyan liderlerin yönetiminde ve geçmisin asagilik duygusu içindeki Avrupa, büyük güçlü Türkiye görmek istememektedir. Bunun yerine Avrupa birligine girmek için verecegi tavizlerle zayiflamis ve Kürt-Türk federasyonuna gitmis bir Türkiye onlara daha uygun gelmektedir. Kendileri sayesinde federatif devlet kurabilmis Kürtlerin Avrupa’ya, büyük Türkiye’den daha fazla yarar saglayacagini düsünmektedirler. Gelecege ait stratejisi henüz tam olarak bulunmayan Avrupa, bugünlerdeki siyasi gelisimlere hazirliksiz yakalanmistir ve ne yapacagini bilememektedir.

Dünyanin Bugünkü Stratejik Durumunun Ülkemizdeki Yansimalari

Hem ABD, hem de AB tarafindan yukaridaki sebeplerle zayiflatilmak istenen Türkiye Cumhuriyeti su anda tarihinin en büyük psikolojik harekati ile karsi karsiyadir. Özel harp yöntemleri, ilgili ülkelerin istihbarat örgütlerince bagimsiz olarak yürütülmektedir. Elde ettikleri basarili sonuçlar ise her ikisine de yaramaktadir.

Toplum bilincinin olusmasinda en önemli organlar olan basin-yayin kuruluslarindaki kadrolar neredeyse tamamen ele geçirilmistir. Hangi programlarin daha sik izlendigini gösteren decoderler bilhassa varoslara yerlestirilmis, böylece varos kültürü televizyon programlarinda egemen kilinmistir. Dünyanin en seviyesiz programlari televizyonlari isgal etmistir. Alt kimlikleri öne çikaran özendirici diziler her televizyonda en çok seyredilen saatlerde yayinlanmaktadir. Toplumun moral degerleri çökertilmis, gelenek ve göreneklerin iyi özellikleri unutturulmus, kolay yoldan zengin olma, köse dönme gençlerin temel dürtüsü haline gelmistir. Ülkenin en önemli sorunlari yokmus gibi davranilarak magazin, futbol ve yarisma programlari ve mafya dizisi, alt kültür dizileri ile toplum oyalanmakta ve yönlendirilmektedir.

Halkin çogunlugunun ne oldugunu dahi bilmedigi Avrupa Birligi Hedefi, toplumun önüne her sorunu çözecek kurtarici gibi konmustur. Karsi çikan herkes kötü ilan edilmistir. Siyasetçiler yalnizca görüsmelere baslama tarihi alabilmek ugruna Avrupali siyaset adamlarinin agir hakaretlerine maruz kalabilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti disislerinin yanlis politikalari sonucu asagilanmaktadir. Talabani, Barzani gibi asiret liderleri Türkiye disinda Türkiye ile anlastik diyebilmekte ve bunlara yalanlama bizin disislerimizden gelmemektedir. Sagda ve solda yerlesmis ancak ayni merkezlerden yönlendirilen hainler, cumhuriyetin temel ilkelerinin dahi tartisilmasini ayni kelimelerle isteyebilmektedir.

Türkiye’yi dinsel ve etnik olarak bölüp parçalama niyeti olan hainler hiç korkmadan fikirlerini söyleyebilmekte, basin organlarinda hemen her gün boy göstermektedirler. Bagimsiz oldugu söylenen yargimiz ise ne yazik ki bunlara geregince müdahale etmemektedir.

Sürekli olarak yapilan dis merkezli müdahalelerle kasitli olarak düsük tutulan dolarin, yaratilacak bir kriz ortaminda olmasi gerekenin çok üzerine firlatilarak ekonomiye agir darbe vurmasi hedeflenmektedir. Dolarin ani yükselmesi, borsanin asiri deger yitirmesinin yaratacagi ikinci bir kriz korkusu birçok yetkiliyi mevcut durumu elestiren açiklamalar yapmaktan kaçinmaya mahkum etmistir. Sessizlik topluma egemen olmustur.

Borsanin ekonomimizin neredeyse yüzde biri bile olmadigi gerçegi basin tarafindan halktan gizlenmekte, tamamiyla kumar niteliginde olan borsa faaliyetleri ekonomimizin temel göstergeleri olarak halka sunulmaktadir. Paralari ve hisseleri ile hiç çalismadan sürekli para kazanmayi isteyen bir avuç asalak insanin çikarlari Türkiye’nin çikarlarinin önüne geçmistir. Bu durumu elestirecek yetkili organlar basin tarafindan derhal “anayasayi firlatti” konumuna sokulacak ve sahte olarak iyi gittigi söylenen ekonomiyi batiran ilan edilecektir.

Hilafet devleti özlemi duyanlar AB’nin özgürlük ortaminin kendilerine bunu saglayacagini düsünerek en büyük AB yanlilari olmuslaridir. Patrikhanenin ruhban okuluna müsaade edilmesini isteyenler, bunu gelecekte tarikat ve cemaatlerin okullarina da izin çikmasinin gerekçesi yapmayi hedeflemektedirler.

Fener Rum Patrigi arkasindaki ABD ve AB destegi ve dur diyecek kimsenin olmamasinin verdigi güvenle açikça “Ekümeniklik” yani devlet içinde devlet olma istegini dile getirebilmektedir. Türbanin serbest olmasini isteyenlerin asil niyeti rejimle çatisma halinde olmaktir, çünkü siyasi getirisi yüksektir. Özel okullar ve özel üniversitelerde türban serbest olsun diyenler basarili olurlarsa bu defa Türkiye’nin önüne kara çarsafla üniversiteye gitmek isteyenler de gelecektir.

Avrupa Birligi Egitim ve Gençlik Programlarindan birisi olan YOUTH programi da yine birçok tuzagi içermektedir ve ne yazik ki devlet kurumlari ve üniversitelerle isbirligi ile yürütülmeye çalisilmaktadir.

Asla dost olamayacak olan Rum ve Yunan devletleri, bir taraftan silahlanmaya devam ederken, diger taraftan her seyi vermeye hazir siyasetçilerden koparabildiklerini koparmaya çalismaktadir. Kibris’ta ve Ege’de bu gelismeler böyle sürerse önümüzdeki 4-5 yilin bitiminde Kibris ve Ege’de hava üstünlügün kismen kaybedilmis olmasi nedeniyle agir bedel ödeyecegimiz ama asla kaybetmeyecegimiz çatismalar beklenmelidir. Bu durum siyasi olarak yine Türkiye’yi zora sokacaktir.

Daha sayilabilecek, söylenebilecek ama yazilamayacak çok sey vardir, tartisildikça bunlar çogalacaktir.


Yapilmasi Gerekenler

1. Basin ve yayin organlari bu ülkeye hizmet etmelidir. Gereken ne ise yapilmalidir.
2. Özgürlükler kisitlanmamalidir ancak hainlige izin verilmemelidir. Devletin savcilari harekete geçmelidir.
3. Avrupa Birligi bize muhtaçtir. Bu nedenle tarih için yalvarmayi kesip Üniter Ulus devlet modelimizi bozmadan, tek parça olarak, bizim sartlarimizla AB’ye üye olabilecegimiz açiklanmalidir. Bu yapilirken önümüzdeki 10-15 yilda AB’nin dagilma ihtimalinin yüksekligi de gözetilmelidir.
4. Amerika birlesik Devletleri de en az AB kadar Türkiye’ye muhtaçtir. Bölgemizdeki ABD hayallerine dur diyebilmenin tek yolu caydirici nitelikte tamamiyla yerli teknoloji ile olusturulmus güçlü silahli kuvvetlere sahip olmaktir. Nasil ki bugünkü dünyada hiçbir ülke ABD’ye açikça düsmanligi göze alamiyor ise ABD de Türkiye’ye ragmen bu bölgede hakimiyet kuramayacagini anlamalidir.
5. Türkiye, Israil için hiçbir zaman tehdit olmayacagini açikça deklare etmelidir. Karsilikli ekonomik isbirligi birbirinden vazgeçmemeyi gerektirecek düzeyde arttirilmalidir. Filistinliler ile Israilliler arasinda barisin saglanmasinda Türkiye aktif rol oynamalidir.
6. Iran ve Suriye ile olan gereksiz manasiz gerginlikler karsilikli anlayis ve karsilikli yogun ticaret ile giderilmelidir.
7. Talabani ve Barzani gibi sözde liderlere bu bölgede asla Kürdistan kuramayacaklari açikça söylenmelidir. Barzani’nin Türk disisleri ile anlastik gibi sözlerine gereken cevap devletimiz tarafindan derhal verilmelidir.
8. Ne dolarin yükselmesinin ne de borsanin inmesinin ekonomik olarak hiçbir sey ifade etmedigi halka açikça anlatilmalidir.
9. Dolarin ve euronun serbest dolasimi yasal olarak engellenmelidir. YTL’ye geçilirken bunu yapmanin tam zamanidir. En azindan dolar ve euro üzerinden fiyat tespiti ve ödeme dönemi bitmelidir.
10. Petrol, dogalgaz aramalari milli sirketlerimizce hizlandirilmalidir. Gelecegin yakiti ve yakit elde edilmesinde katalizör nitelligindeki madenlerimiz süratle özellestirilmeden korunup, korunmaya alinmalidir. Özellestirme ile yabancilara peskes çekilen maden ve maden isletmelerimiz derhal geri alinmalidir.
11. Gelir dagilimindaki adaletsizlik giderilmelidir. Üreticiden tüketiciye devlet denetimindeki kooperatifler eli ile ürün degisimi saglanmalidir.
12. Faizden para kazanma döneminin sona ermesi esastir. Para kazanmanin yolu yatirim ve çalismak olmalidir. Bu nedenle enflasyon ile mücadele temel hedeftir. Toplumsal çöküntü ve ahlaksizlikta, bir zamanlar hükümetler eli ile yükseltilen enflasyon temel etken olmustur.
13. Milli egitim politikalari kendine güvenen, moral degerleri yüksek, bu ülkeyi seven, tarihini ve bölge tarihini bilen, dünyadaki gelismeleri takip eden yeni nesilleri yetistirecek tarzda düzenlenmelidir. Yillardir ihmal edilmis olan ve basin tarafindan yönlendirilen halkin egitimi, en az ögrencilerin egitimi kadar önemlidir.
14. Bu ülkeyi sevenler, ulus devletten yana olanlar en az hainler kadar cesur olmalidir. Türkler ile Kürtlerin kardes oldugu gerçegi her an hatirlanmali, unutulmamalidir. Bizi Sünni ya da Alevi, Türk ya da Kürt diye bölmek isteyenlere karsi hep birlikte kardes oldugumuz mesaji her firsatta verilmelidir. Bu ülkenin millet meclislerinde Alevi ve Kürt partileri mevcut olmadan da yüzlerce Alevi ve Kürt kökenli milletvekilleri daima olmustur. Çünkü aramizda böyle bir ayrim hiçbir zaman olmamistir. Bizi bölmeye çalisanlar ne kadar ugrassa da bu kardeslik bozulmayacaktir.
15. Ülkemize karsi uygulanan özel harbe, psikolojik harekata karsi koyacak devlet unsurlari daha da güçlendirilmeli ve gereken yöntemlerin hepsi, eksiksiz olarak süratle uygulanmaya konulmalidir.

Henüz gecikmedik. Bu ülke bizim ve 1919’dan daha kötü sartlarda degiliz. Yeter ki birlik olalim, birligin dogurdugu gücün farkina varalim.

Kaynak:
Saygilarimla,
Prof. Dr. A. Nezih ERVERDI
Ankara Üniversitesi Tip Fakültesi Ögretim Üyesi
25.10.2004

Bermuda Seytan Üçgeni
Paranormal konulara ilgimizi çeken kitaplardan bir tanesi idi Bermuda Seytan Üçgeni, yani Bermuda Triangle. Burada bir sürü deniz araci arkalarinda iz birakmadan kaybolmustu. Bir süre üzerinde konusuldu ve olaylar açiklanamadi sonralari ise burada kaybolma olaylari sona erdi ve ilgi alanindan çikti. Tabi bundan sonra paranormal avcilar baska bölgelere de uzandilar, örnegin Japon seytan denizi veya sargasso denizi gibi. Konumuzla ilintili yayin yapan sayfalarda buralari hakkinda az da olsa bir malumat var. Özellikle bazi kisiler hala merak ediyor. Bu sebeple bizimde paranormal bölümümüzde bulunmasi gerek diye düsündüm, ama zamanimiza uyan teknikler ile. Bermuda seytan üçgeni olarak bilinen yer bati Atlantik okyanusunda, üçgen bir koordinat içinde kalan esrarengiz bir alan. Yaklasik olarak 1.140.000 kilometre çapinda.
Bölge Bermuda Adasi ile güney Florida arasinda kaliyor. Bu bölgenin ilk raporlari 15 inci yüzyila ait. C. Colombus dan geliyor. Daha sonralari takip edile bilinen raporlar 19 uncu yüzyilin ortalarindan itibaren basliyor. En önemli rapor ise 1945 deki flight 19 denilen hava filosunun komple burada iz birakmadan kaybolmasi. Bundan sonra bölge dikkati çekmeye basliyor.1942 de Colombus burada navigasyon cihazlarinin iyi çalismadigini, yanlis yönleri gösterdigini söylüyordu. Bu konu ilk defa Vincent H. Gaddis adli bir arastirmaci tarafindan 1964 yilinda bilimkurgu mecmuasi Argosy de duyuruldu. Bizim bildigimiz C.Berlitz ise 1974 de bu bilgiler üzerine yazdigi kitabi ile Best Seller ünvanina ulasmisti. Bu bölge üzerinde iz birakmadan kaybolan araçlarin (deniz,hava ) adedi yaklasik olarak 200 adet. Henüz bir açiklama getirilmis degil . Yani kaybolan uçaklari bir kenara birakin buradaki gemileri bile su alti arastirmasi ile bulmak mümkün olmamis,
Daha sonralari yayinlanan The Bermuda Triangle Mystery Solved by Larry Kusche adli kitap da dogrusu hem ilgi görmedi hem de yazilan teoriye inanilmadi. Gelelim burasi hakkindaki bazi teorilere
-USO veya UFO lar tarafindan insan ve araçlar kaçirildilar.
-Atlantis burada batti, bu sebeple halen bazi su alti medeniyetleri var ve kaybolmalara sebep oluyorlar. Piri Reis haritasindaki The Island of Hispaniola aslinda Atlantis'dir diyorlar.
-Burada baska zamanlara açilan bilmedigimiz bir kapi var, bazi kondisyonlarda açiliyor ve araçlar buradan degisik bir mekan ve zamana atliyorlar.

KAYBOLAN UÇAK LISTESI
Piper Aztec N1435P,December 21, 1979
Beech 58 Baron N9027Q,February 11, 1980
Piper Turbo Arrow N505HP,July 5, 1982
Beech H35 Bonanza N5999,September 28, 1982
Piper Navajo N777AA,October 20, 1982
Beech Queen Air 65-B80 ,November 5, 1982
Cessna T-210-J N2284R,October 4, 1983
Cessna 340A N85JK,November 20, 1983
Cessna 402B N44NC,March 31, 1984
Cessna 337 N505CX,January 14, 1985
Cessna 210k Centurion N9465M,May 8, 1985
Piper Cherokee Lance N8341L,July 12, 1985
Piper Navajo N3527E,March 26, 1986
Twin Otter charter,August 3, 1986
Cessna 402C N2652B,May 27, 1987
Cessna 401 N7896F,June 7, 1987
Cessna 152 N757EQ,December 21, 1987
Beech Queen Air N884G,February 7, 1988
Cessna 152 N4802B,January 24, 1990
Piper Cherokee N7202F,June 5, 1990
Piper Comanche N8938P,April 24, 1991
Grumman Cougar N24WJ,October 31, 1991
Cessna 152 N93261,September 30, 1993
Piper Cherokee Six N69118,August 28, 1994
Piper Aztec N6844Y,September 19, 1994
Piper Cherokee II N5916V,December 25, 1994
Aero Commander 500-B N50GV,May 2, 1996
Piper Cherokee Archer N25626,August 19, 1998
Aero Commander 500 N6138X,May 12, 1999

KAYBOLAN GEMI LISTESI
Distant Horizons,Disappearances long ago
Marine Sulphur Queen,A 504-foot T-2 Tanker
s.s. Poet,A 520-foot cargo ship
Silvia L. Ossa,A 590-foot ore carrier
Samkey,A 416-foot Liberty Ship
For Whom the Bell Tolls,Freighters posted missing
Ride the Savage Sea
A Fleet of Yachts:
Witchcraft,December 22, 1967
Polymer III,A 43-foot power yacht, 1980
Kalia III,A 38-foot sailing yacht, 1980
Saba Bank,A 54-foot yacht, 1974
Drifters ve daha bir çogu

Arilar
500 gram bal için arilar, 3 milyon 750 bin defa çiçege konup kalkiyor. Bir kg bal için ise 40 bin tane ari, 6 milyon çiçegi dolasiyor. Bal arilari bir petegi doldurabilmek için 100 milyon çiçegin nektarini emiyor ve 100.000 km kanat çirpiyor. Bu deli çalismanin arasinda, dönüp dönüp öbür ari benim kadar dolasiyor mu? diye kontrol geregi de duymuyorlar.

Birbirlerine tam bir güven içinde sadece hedeflerine odaklanmislar! Neredeyse kölesi oldugumuz bilgisayar saniyede 16 milyar aritmetik islem yaparken, bilgisayarin dogadaki rakibi bal arilari bu sürede daha az enerji harcayarak 10 trilyonluk islem yetenegine sahip. Demek ki bilgisayarda hala Bill Gates in kesfedemedigi bir seyler var.

Bir koloninin pazarlanacak 1 kg bal üretmesi ve yasamini sürdürebilmesi, için 8 kg bal tüketmesi gerekiyor. Bu da koloninin 6 kez dünya çevresini dönmesi demek…

Onlar bu isi canla basla yapiyor ve genetik olarak nesilden nesile aktarilmis bir tembellik asla söz konusu olmamis! Bu ari cumhuriyetinde Cinlik yapmak için birkaç gram bal da kendime saklayayim diye petegi hortumlayana da simdiye dek rastlanmamis.

Hepsi günesin kalk ziliyle çalismaya baslayip, günesin ‘paydos ziliyle dinlenmeye çekiliyorlar.

Hiçbir ari, kraliçe hanim isin kaymagini yiyecek diye ben geberene kadar çalismam abi’de dememis, birlikten ve kovandan çikinini alip baska yollara düsüp baska bir kovanda cumhuriyet kurmayi düsünmemis!
Arilari örnek almamiz gerekiyor, degil mi…

Kadinlarla Erkekler Arasinda 40 Fark Vardir
Kadin ve erkek arasindaki 40 fark

Kadinla erkegi birbirinden ayiran 40'a yakin madde var. Iste vücut kokusundan kan basincina, kas gücünden saç teline kadar kadin erkek arasindaki farklar ve nedenleri:


Ergenlik Sivilcesi: Erkeklerin sivilce sorunu daha fazladir. Bu da daha çok testosteron hormonundan kaynaklanmaktadir. Bu hormon yag bezlerini uyarir ve derideki gözeneklerin tikanmasina, dolayisiyla da sivilceye neden olur.

Saldirganlik: Erkekler kadinlardan daha saldirgan olup bedensel güç kullanimina daha egilimlidirler. Bunun açiklamasi da testosterona baglanmaktadir. Buna karsilik kadinlar kelimelerle saldirir ve savasirlar.

Kan: Erkeklerde 4.5, kadinlarda 3.6 litre kan vardir. Erkek kani daha koyu kivamlidir, bir damlasinda 1 milyon kan hücresi vardir.

Yas dönümü: Kadinlar menopoz döneminde ates basmasi, uykusuzluk, sismanlama, gece terlemeleri ve vajina kurulugu gibi belirtiler yasarlar. Erkekler andropoz denen yas döneminde hemen hemen hiçbir bedensel belirti yasamazlar.

Vücut isisi: Erkeklerin vücut isisi kadinlardan daha yüksektir. Su: Erkek vücudunun yüzde 60-70'i sudan ibarettir. Kadin vücudundaki su orani ise yüzde 50-60 arasindadir.

Iskelet: Erkeklerin omuzlari daha genis , kollari ve bacaklari daha uzun, kemikleri daha agir, eklemleri de daha büyüktür. Buna karsilik kadinlarin kalça kemikleri daha genis, eklemleri daha esnektir.

Duyu organlari: Kadinlarin isitme ve koklama duyulari daha güçlüdür. Buna karsilik erkekler isiga karsi daha hassastir.

Enerji harcamasi: Erkekler hareketsizken vücudun metrekaresi basina 39,5 kalori yakarlar. Kadinlar ise 37 kalori. Erkegin günlük kalori ihtiyaci 2700 kalori, kadininki 2000 kaloridir.

Yag: Erkeklerde kadinlarinkinin yarisi kadar yag dokusu vardir. Kadinlarda yag dokusu vücudun yüzde 27'sini olustururken, bu deger erkeklerde yüzde 15'tir.

Aglamak: Kadinlar erkeklerden 5 kat fazla aglarlar. Genellikle de saat 19.00-22.00 arasi.

Beyin: Erkek beyni yüzde 14 daha agirdir. Buna karsilik kadinlarda iki yarim küre arasindaki iletisim daha iyidir.

Kalp atisi: Erkeklerin kalbi daha büyüktür ve daha yavas çarpar: Dakikada ortalama 72. Bu deger kadinlarda 80'dir.

Sicaklik duyarliligi: Kadinlar kalin yag dokulari nedeniyle soguga daha dayaniklidirlar.

Yaslanmak: Erkekler kadinlardan daha hizli yaslanirlar. 35 yasindaki bir erkegin damar sistemi 50 yasindaki bir kadininkine esdegerdir.

Kaslar: Erkekler kadinlardan yüzde 50 oraninda fazla kas gücüne sahiptir. Bulug çaginda erkeklerde kas hücrelerinin sayisi 20 misli, kadinlarda 10 misli artar. Erkekler kadinlardan üçte bir oraninda daha güçlüdürler.

Bulug: Erkekler bulug çagini 10-15, kadinlar 9-14 yaslari arasinda yasarlar.

Yasam Süresi: Erkeklerin ortalama omrü 71,5 yil, kadinlarin 78 yildir.

Bacaklar: Erkeklerin bacaklari daha uzun ve kaslidir. Bu yüzden kadinlardan daha hizli kosar, daha uzaga ziplarlar.

Vücut ölçüleri: Erkek ortalama 175 cm boyunda ve 73,5 kg agirligindadir. Gögüs çevresi 98,5cm , beli 80,4cm'dir. Kadin ortalama 160 cm boyunda olup 61,2 kg'dir. Gögüs çevresi 90,1; kalça genisligi 96,5 cm; beli 74,3 cm'dir.

Adem elmasi: Girtlaktaki adem elmasi adli çikinti sadece erkeklere hastir.

ERKEGIN CIGERI GENIS

Akcigerler: Erkeklerin akcigerleri kadinlarinkinden yüzde 50 daha genis hacme sahiptir.

Yemek: Ayni kilodaki kisilerden, erkekler kadinlardan daha çok yemek ihtiyaci duyarlar; çünkü metabolizmalari daha hizlidir.

Solunum: Erkekler dakikada 16 kez, kadinlar ise dakikada 20-22 kez soluk alip verir. Her iki cinsin günde soluduklari miktar ise aynidir.

KADININ DERISI DAHA INCE

Hastaliklar: Erkekler hayatlari boyunca kadinlardan ortalama 40 gün daha az hastalanirlar.

Dirsek: Kadinlar erkeklere kiyasla kollarini dirsekten 6 derece daha fazla açabilirler.

Kromozomlar: Erkek ve disilerde toplam 46 kromozom vardir. Bunlarin yarisi babadan, yarisi anneden gelir. Bu 46 kromozomun içinden iki tane cinsiyet hormonu vardir ki; bu erkekte XY, kadinda XX olarak bulunur.

Saçlar: Kadinlarin saçlari daha sik ve daha dirençlidir. Saç kökleri iki milim daha derinde oldugu için erkeginki kadar çabuk dökülmez.

Deri: Erkeklerin toplam 1,8 metrekare, kadinlarin 1,6 metrekare derileri vardir. Kadini derisi daha ince ve kuru,bu yüzden de daha hassastir. Erkekte ter bezleri ve deri alti yag bezleri daha fazla oldugundan derisi yaglidir ve daha çok terler

AHILIK NEDIR ?

"Ahi" sözcügünün kökeni konusunda dil bilimcileri arasinda görüs birligi yoktur. "Ahi" kelimesi, Arapça "kardes" anlamina gelmektedir. Ancak, Divanü Lûgati't Türk'te "Ahi" kelimesi eli açik, cömert, yigit anlamina gelen "aki" kelimesinden türedigi kaydedilmektedir.
Terim olarak Ahilik ise, XIII. yüzyilin ilk yarisindan XIX . yüzyilin ikinci yarisina kadar Anadolu'da, Balkanlarda ve Kirim'da yasamis olan Türk Halkinin sanat ve meslek alaninda yetismelerini, ahlâki yönden gelismelerini saglayan bir kurulusun adidir.

IKTA NEDIR ?
Hazineye ait olan topraklarin ordu ve devlet mensuplari arasinda bölüsülmüstür. Bunu karsiliginda bu toprak sahipleri devlete gelirleri oraninda asker yetistirmektedirler.
Iktanin Özellikleri :
Ilk defa Nimamülmülk tarafindan kuruldu.Maas karsiligi komutan ve devlet adamlarina verilmektedir.Ikta sahipleri bu toprak karsiliginda asker yetistirmektedirler.Ikta sahipleri devlet hizmetinden arz edilirlerse iktalari ellerinden alinirdi.Ikta sahipleri tespit edilmis olan vergilerden fazlasini talep edemezlerdi. Halkin Ikta sahiplerinden sikayet etme haklari bulunmaktaydi. Iktalarini iki yil üst üste islemeyenlerden iktalari alinirdi. Toprak üzerinde çalisan halk devletin denetimindedir. Topragi isleyen halk bunu geçici tapu ile islerdi.Topragi ekip biçen kisi ölünce, topragi isleme hakki erkek evladinin olurdu.
Iktanin Faydalari:
Devlet hazinesinden para çikmadan devlet memur ve askerlerin maasinin ödenmesi Devlet hazinesinden para çikmadan güçlü bir ordunun kurulmasi Ikta sahipleri bulunduklari bölgelerin asayisler ve güvenligi saglamaktaydilar. Göçebe Türkmenlerin köylülere yaptiklari baskilari önlemek. Ikta sahipleri, bulunduklari bölgedeki suçlulari ve zanlilari yakalar. Çiftçiler denetim altina alinmaktadir. Üretimin artmasi saglanmaktadir.

LONCA SISTEMI NEDIR ?
Osmanlida, tarim da oldugu gibi sanayi üretimi de devlet kontrolündeki loncalar eliyle yürütülüyordu. Kapali bir ekonomi sistemi uygulamasini benimseyen Osmanli Imparatorlugu, loncalar sistemiyle üyelerine çalisma zevki, meslek disiplini, dürüstlük, kanaatkarlik gibi saglam ahlaki kurallari asiliyor, standartlari ayakta tutuyor ve haksiz rekabeti önlüyordu. Hükümetin müdahalesi loncalarin iç islerine kadar etkili olmamakta, loncaya bagli imalat birimlerinin ürettikleri mallarin kalite, miktar ve fiyatlarinda olusmaktaydi.

Böylece lonca sistemi, ham maddelerin arz ve talebini tanzim eden bir mekanizma olarak islerdi. O dönemde pamuk, ipek, kereste ve demir gibi maddelerdeki üretim güçlükleri ve üretimdeki yetersizlikler dolayisiyla piyasaya her zaman talebi karsilayacak ölçüde bu ürünler sevk edilemezdi. Osmanli ekonomik sisteminde hammaddelerin loncaya mensup ustalarin eline normal fiyatlar üzerinden ve onlardan hiçbirisini issiz birakmayacak sekilde dagitilmasi büyük bir önem arz ederdi. Bazi maddelere sik konan ihracat yasagi veya bu maddelerin stokçular tarafindan satin alinmasini önleyen tedbirler lonca üyelerinin issiz kalmasini önlemek için alinirdi.

Osmanli ekonomi sisteminin çalismasinda, üretilen mallarin pazarlanmasini yapan esnafta ayni sekilde loncalar halinde teskilatlanmislardi. Fiyatlar da hükümet ve lonca temsilcileri tarafindan tespit edilirdi. Bu suretle lonca her is kolunda arz ve talep arasinda bir denge saglardi.


Bir Hindi Hikayesi ?

Ingilizcenin, biz Türk’lere yaptigi bir azizlik vardir. Ingilizcede ülkemiz ile hindi ayni isimle anilir: Turkey. Çogu vatandas bunu sevimsiz bir tesadüf olarak görür. Hatta Türkiye’nin Ingilizcede de Turkey degil Türkiye olarak anilmasini saglamak için vaktiyle kampanyalar bile düzenlendi. Bizim de hindiye neredeyse baska bir ülkenin adini (Hindistan, hindi) verdigimiz düsünülürse bu kaderin ilginç bir cilvesi olarak da görülebilir. Biz hayvancagiza hindi adini vermisiz, Ingilizler turkey. Peki ya Hintliler, hindiye ne diyorlar diye merak ettiniz mi hiç? Ilginç onlara atfettigimiz uçmaz kusa Hintliler de Ingilizce konusan digerleri gibi “turkey” diyorlarmis. Hintlilerle böylece ödesmisiz deyip geçebiliriz. Ancak ilginç olan birsey var: Neredeyse her dilde hindi kusuna verilen isimler hep bir ülkenin adi oluyor. Portekizliler hindiye “peru” diyorlarmis. Arapça konusanlar ise “Etiyopya kusu.” Ilginç.

Bu ilginç muammayi kafasina takan Giancarlo Casale isimli bir Amerikali bir türlü cevabi bulamayinca en sonunda Harvard’da dilbilimci bir Türk profesörüne danismaya karar vermis. Türk profesör Sinasi Tekin, Giancarlo’ya hindi’nin hikâyesini söyle anlatmis: “Vakti zamaninda Ingiliz tüccarlar Anadoluya geldiklerinde hindi’ye benzeyen ancak hindiden daha küçük olan ve halk arasinda “çulluk” olarak bilinen bir hayvanla karsilastilar. Etini sevdikleri bu kustan memleketlerine de ticarî amaçla götürdüler. Türkiye kusu (Turkey bird) olarak bilinen bu kus zamanla sadece turkey olarak anilmaya baslandi. Ne zamanki Ingilizler Amerika’ya göç ettiler, ilk göçmenler orada hindiyi görünce bunu çulluk (Türkiye kusu) sanip ona da turkey dediler.”

Profesör Tekin’in bu açiklamasini burada kesip su soruyu soralim: Neden anavatani Yeni Dünya olan bu kus Türk topraklarina geldiginde ‘Amerika’ yahut ‘Amerika kusu’ degil de hindi adini aldi? Ya da niye çulluk olarak anilmadi? Ikinci sorunun cevabi basit: Tekin’e göre Türkler zaten hindi’nin çulluktan farkli oldugunu bildikleri için ona çulluk demediler. Yeni bir kustu ve geldigi yere göre isim aldi. (Bu arada, çullugun akibetini merak ediyorsaniz Tekin’e göre ‘sizlere ömür.’) Birinci sorunun cevabi için ise Christopher Columbus’u hatirlayalim. Columbus Amerika dedigimiz yeri kesfetmek üzere 1492’de yola çiktiginda niyeti sonradan Amerika olarak anilacak yere gitmek degil Hindistan’a gitmekti. Nitekim ilk vardigi Amerikan kitasinin dogusundaki adalara günümüzde bile West Indies (Bati Hint Adalari veya daha popüler adiyla Karayipler) denilmektedir. Yani Yeni Dünya Hindistan niyetine kesfedilmisti. Iste Amerikan kitasinin Yeni Dünya olarak henüz dillerde yeni yeni yerlestigi dönemlerde Yeni Dünya ile Hindistan henüz zihinlerde tam olarak ayrismis cografyalar degildi. O yüzden bizim Amerika’dan (Yeni Dünyadan, Hindistan’dan) bilip hindi dedigimiz hayvani Amerikalilar da Ingiliz atalarinin aceleci isimlendirmesiyle bizden biliyorlar. Tabi tüm bu açiklamalardan çikan bir sonuç var, özellikle Türkiyenin hindiyle ayni adi tasimasindan rahatsiz olanlar için. Hoslarina gitmese de artik kendilerini sununla teselli edebilirler: Türkiye’ye hindinin adi verilmemis, hindiye Türkiye’nin ismi verilmis.

Ülkeler ve Baskentleri ?

AVRUPA
ÜLKE :arrow: BASKENT
Almanya :arrow: Berlin
Andorra :arrow: Andorra La Vella
Arnavutluk :arrow: Tiran
Avusturya :arrow: Viyana
Belarus :arrow: Minsk
Belçika :arrow: Brüksel
Bosna ve Hersek :arrow: Saraybosna
Bulgaristan :arrow: Sofya
B.Britanya ve K.Irlanda :arrow: Londra
Çek Cumhuriyeti :arrow: Prag
Danimarka :arrow: Kopenhang
Estonya :arrow: Tailin
Finlandia :arrow: Helsinki
Fransa :arrow: Paris
Hirvatistan :arrow: Zagrep
Hollanda :arrow: Amsterdam
Irlanda Cumhuriyeti :arrow: Dublin
Ispanya :arrow: Madrid
Isveç :arrow: Stockholm
Isviçre :arrow: Bern
Italya :arrow: Roma
Izlanda :arrow: Reykjavik
KKTC :arrow: Lefkose
GKRY :arrow: Nicosia
Lettonya :arrow: Riga
Liechtenstein Prensligi :arrow: Vaduz
Litvanya :arrow: Vilnus

Lüksemburg :arrow: Lüksemburg
Macaristan :arrow: Budapeste
Makedonya :arrow: Üsküp
Malta :arrow: Valletta
Moldova :arrow: Kisinev
Monako :arrow: Monako
Norveç :arrow: Oslo
Polonya :arrow: Varsova
Portekiz :arrow: Lizbon
Romanya :arrow: Bükres
Rusya Federasyonu :arrow: Moskova
San Marino Cumhuriyeti :arrow: San Marino
Sirbistan-Karadag :arrow: Belgrad
Slovakya :arrow: Bratislava
Slovenya :arrow: Ljubljana
Türkiye :arrow: Ankara
Ukrayna :arrow: Kiev
Yunanistan :arrow: Atina

Afganistan :arrow: Kabil
Azerbaycan :arrow: Bakü
BAE :arrow: Abudabi
Bahreyn :arrow: Manama
Banglades :arrow: Dakka
Bhutan :arrow: Timbu
Ermenistan :arrow: Erivan
Gürcistan :arrow: Tiflis
Hindistan :arrow: Yeni Delhi
Irak :arrow: Bagdat
Iran :arrow: Tahran
Israil :arrow: Tel-Aviv
Katar :arrow: Doha
Kazakistan :arrow: Astana
Kirgizistan :arrow: Biskek
Kuveyt :arrow: Kuveyt
Lübnan :arrow: Beyrut
Maldiv Adalari :arrow: Male
Nepal :arrow: Katmandu
Özbekistan :arrow: Taskent
Pakistan :arrow: Islamabad
Srilanka :arrow: Kolombo
Suriye :arrow: Sam
Suudi Arabistan :arrow: Riyad
Tacikistan :arrow: Dusanbe
Türkmenistan :arrow: Askabad
Umman :arrow: Maskat
Ürdün :arrow: Amman
Yemen :arrow: San' a


Birmanya :arrow: Rangun
Brunei :arrow: Bandar Seri Begawan
Çin :arrow: Pekin
Dogu Timör :arrow: Dili
Filipinler :arrow: Manila
G.Kore :arrow: Seul
Indonezya :arrow: Jakarta
Japonya :arrow: Tokyo
Kamboçya :arrow: Pnom Penh
K.Kore :arrow: Pyongyang
Laos :arrow: Vientian
Malezya :arrow: Kuala Lumpur
Mogolistan :arrow: Ulan Batar
Singapur :arrow: Singapur
Tayland :arrow: Bangkok
Vietnam :arrow: Hanoi

Avustralya :arrow: Canberra
Fiji :arrow: Suva
Kiribati :arrow: Tarawa
Marshall Adalari :arrow: Majuro
Mikronezya Federe Devletleri :arrow: Palikir
Nauru :arrow: Yaren
Palau Adalari :arrow: Koror
Papua Yeni Gine :arrow: Portmoresby
Solomon :arrow: Honiara
Samoa :arrow: Apia
Tonga :arrow: Nuku ' alafa
Tuvalu :arrow: Fongafale
Vanuatu :arrow: Port Vila
Yeni Zelenda :arrow: Wellington

Angola :arrow: Luanda
Benin :arrow: Porto-Nouo;Kotonu
Botsvana :arrow: Gaborone
Burundi :arrow: Bulumbura
Cezayir :arrow: Cezayir
Cibuti :arrow: Cibuti
Çad Cumhuriyeti :arrow: N.Djamena
Demokratik Kongo Cumhuriyeti :arrow: Kinshasa
Ekvator Ginesi :arrow: Malabo
Eritre :arrow: Asmara
Etiyopya :arrow: Addis Ababa
Fas :arrow: Rabat
Fildisi Kiyisi(Cote d'Ivoire) :arrow: Yamooussoukro
Gabon :arrow: Libreville
Gambiya :arrow: Banjul
Gana :arrow: Accra
Gine :arrow: Konakri
Gine-Bissau :arrow: Bissau
G.Afrika :arrow: Pretoria
Kamerun :arrow: Yaunde
Kenya :arrow: Nairobi
Komorlar :arrow: Moroni
Kongo Cumhuriyeti :arrow: Brazaville
Lesotho :arrow: Maseru
Liberya :arrow: Monrovia
Libya :arrow: Bati Trablus
Madagaskar :arrow: Antonanarivo
Malavi :arrow: Lilongwe
Mali :arrow: Bamako
Mauritus :arrow: Port Luis
Misir :arrow: Kahire
Moritanya :arrow: Novakchott
Mozambik :arrow: Maputa
Namibia :arrow: Windhoek
Nijer :arrow: Niamey

Nijerya :arrow: Abuja
Orta Afrika Cumhuriyeti :arrow: Bangui
Ruanda :arrow: Kigali
Sao Tome ve Principe Adalari :arrow: Sao Tome
Senegal :arrow: Dakar
Seyseller :arrow: Viktoria
Sierra Leone :arrow: Freetown
Somali :arrow: Mogadisu
Sudan :arrow: Hartum
Svaziland :arrow: Mbabane
Tanzanya :arrow: Dodoma
Togo :arrow: Lome
Tunus :arrow: Tunus
Uganda :arrow: Kampala
Volta :arrow: Uagadugu
Yesilburun Adalari (Labo Verde) :arrow: Praia
Zambiya :arrow: Lusaka
Zimbabwe :arrow: Harare

ABD -Washigton D.C
Antigua ve Barbuda - Saint John's
Bahama Adalari - Nassabu
Barbados - Bridgetown
Belize - Belmopan
Dominik Cumhuriyeti - Santo Domingo
Dominika - Roseau
El Salvador - San Salvador
Grenada - St.Georges
Guatemala - Guatemala
Haiti - Port-au-Prince
Honduras-Tequcigalpa
Jamaika - Kingston
Kanada - Ottawa
Kosta Rika - San Jose
Küba - Havana
Meksika - Meksiko
Nikaragua -Managua
Panama -Panama
Paraguay -Asuncion
Santa Kitts ve Nevis - Basseterre
Santa Lucia -Castries
Santa Vincent ve Grenadines -Kingstown
Trinidad (Tobago) :arrow: Port of Spain

Arjantin - Buenos Aires
Bolivya - Sucre
Brezilya - Bresilia
Ekvador - Quito
Guyana - Georgetown
Kolombiya - Bogota
Peru - Lima
Surinam - Paramaribo
Sili - Santiago
Uruguay - Montevideo
Venezulla - Caracas

Çivi Üstünde Yatmak?
Aslinda hiçbir çivinin ucu tam olarak sivri degildir. Imal edilis teknigi bakimindan da bu mümkün degildir. Belki gözle pek fark edilemez ama büyüteçle bakildiginda sivri uçta imal sirasindaki kesilme yeri olan minik düzlük görülebilir. Tabii bu, çivinin tahtaya, tuglaya girmesine mani teskil etmez ama kafasina çekiçle kuvvetlice vurmak sartiyla. Yoksa elle iterek veya zayif bir kuvvet uygulayarak bir çiviyi hiçbir yere sokamazsiniz.

Eger bir çiviyi elinize alir, sivri ucuna parmaginizla hafifçe bastirirsaniz parmaginizi delmedigini göreceksiniz. Siz parmaginizla çiviye bir itme kuvveti uygularken aksini de parmaginiza çivi uygular ama bu derinizi delecek güçte bir kuvvet degildir.

Simdi iki ayri parmaginizla, iki ayri çiviye öncekinin iki misli kuvvetle bastirin. Uyguladiginiz kuvvet iki parmaginiza bölünecek, her bir çiviye olan itme gücü yine ayni olacak dolayisiyla çiviler parmak derinizi yine delemeyeceklerdir.

Eger 100 adet çivi üzerine yatarsaniz, vücudunuzun agirligi bu 100 çiviye bölüneceginden, her bir çivi, vücudunuzun 100 farkli noktasina parmaginiza yaptigindan daha fazla bir aksi kuvvet uygulayamayacak, sonuçta yine derimizi delemeyecektir.

Çivilerden yapilmis bir yatagin üstüne yatmanin teknik olarak izahi budur. Hatta çivi sayisi ne kadar çok olursa tehlike o kadar azalir. Yeter ki vücut agirligi ile çivi sayisini ayarlayin, vücut agirliginiz çiviler üzerine oldugunca esit gelecek sekilde yatin. Çiviler iz birakabilirler ama delip geçemezler, çok aci da vermezler.

Aslinda çok gizemli gibi görünen, seyredenleri sasirtan ve heyecanlandiran, manevi duygularla iliskili oldugu imaji verilen bu gibi birçok gösterinin arkasinda küçük teknik hileler yatar. Ne var ki bu hileleri yapmada bile ön hazirliklar, bilinçli ve dikkatli uygulamalar gerekir.

Ekmek Neden Bayatlar ?
Bayatlamak ifadesi genellikle gidalarin tazeliklerini kaybetmeleri anlaminda kullanilir. Ekmegin bayatlamasi ise biraz farklidir. Ekmek bir gece üstü açik olarak ortalikta birakilirsa ertesi gün sertlesir. Bu, kizartma makinesinde kizartilan ekmegin sertlesmesinden degisik bir olaydir. Bunu önlemek için ekmek, üstü örtülerek kapali bir yerde veya buzdolabinda muhafaza edilir.

Açik havada ekmegin sertlesmesi, içindeki nemin buharlasmasi seklinde izah edilebilir ancak hammaddesi yine un olan bir bisküvi açikta birakilirsa tam tersi olur. Ertesi gün bisküvi yumusar.

Bisküvi adi iki defa anlamindaki 'bis' ile pismis anlamindaki 'cuit' kelimelerinden türemistir. Uzun süre saklanabilen, sert ve zaten kuru olan bisküvi aslinda az kabarmis bir pastadir. Içindeki ana maddeler, unun yaninda, süt, tereyagi, yumurta, seker ve tuzdur.

Ekmekle bisküvi arasindaki en önemli fark içlerindeki tuz ve seker miktarlaridir. Ekmekte bisküviye oranla çok az seker ve tuz vardir. Tuz ile seker ise nemi en çok çeken maddelerdir. Ikinci fark ise dokusal yapidadir. Ekmegin yapisi oldukça gözeneklidir. Bisküvinin ise yogun bir dokusal yapisi vardir.

Ekmegin gözenekli yapisinin nedeni, kendisi de eksi hamur olan ekmek mayasinin, sekerle karsilasinca, alkol ve karbon gazi olusturmasidir. Bu gaz kabarciklari ekmek hamurunu kabartir, kabarciklar arada bir patlarlar. Firinda mayali hamurun içindeki alkol, karbon gazi ve suyun bir kismi çikar, ekmek hafifleyerek gevsek ve gözenekli bir yapi kazanir.

Bu iki farktan ötürü ekmek açikta birakildiginda, havadaki nemi emmek bir yana içindeki nemi bile tutamaz, sertlesir. Halbuki bisküvi zamanla içindeki bol tuz ve seker sayesinde havadaki nemi çeker ve yumusar.

Bayatlama sadece su kaybindan degil, ekmekteki maddelerin degisiklige ugramasindan da ileri gelir. Açikta birakilan ekmekte, nisastanin içinde bulunan amiloz miktari azalir. Taze ekmegin gözenekli yapisi ve nem nedeniyle birbirlerinden ayrik bulunan nisasta taneciklerindeki moleküller azalan amiloz miktari ile birlikte birbirlerine yaklasirlar.

Bu yapi degisimi donma sicakliginin üstündeki her sicaklikta olabilir. Yani ekmegi sogukta muhafaza etmek veya buzdolabina koymak da bayatlamasinin önüne geçemez.

Çim Kokusunun Kaynagi ?
Yagmur yagan her yerde topraktan kendi kendine çikmis çimenler görülebilir. Bahçe çimi gibi dekoratif ve düzgün yapida olmasalar da dünyanin dörtte birine yakini çimenlerle kaplidir. Dünyada tabiatin bu kadar bol bahsettigi baska bir bitki yok gibidir.

Çimen tabiatta, yerde biten otlarin genel adidir. Yaklasik 7 bin cinsi vardir. Çimgillere sekerkamisi, bambu, pirinç, bugday, dari ve yulaf da dahildir, yani çimgillerin bir kismi gida maddesi olarak tüketilmektedir.

Zamanimizda çim denilince evlerin bahçelerinde ve spor alanlarinda bulunan ve biraz da sosyal statüyü gösteren, ekimi ve bakimi özen isteyen özel bitkiler anlasiliyor. Tabiattaki çimler kendi kendilerine büyürler, yagmurla gelisirler ama bahçelerdeki çimleri yesil tutabilmek için sulamanin yaninda boylarini da sik sik kesmek gerekir. Özellikle makine ile kesilen çimlerden etrafa hos bir koku yayilir.

Diger bitkilerde oldugu gibi çimlere de yesil rengi veren, fotosentez isleminin yapilmasini saglayan, klorofil denilen pigmentlerdir. Bitkilerdeki klorofilin moleküler yapisi kandaki hemoglobinin yapisi ile benzerlik tasir. Aradaki fark hemoglobindeki demirin yerine klorofilde magnezyumun bulunmasidir.

Bu tip moleküler yapiya sahip elementlerin bir ortak özelligi de hava ile temas ettiklerinde keskin bir koku yaymalaridir. Kesilen çimden yayilan kokunun nedeni de açiga çikan ve hava ile temasa geçen klorofil pigmentleridir

Bozuk Paralarin Kenarlari ?
Özellikle kagit para devrinden önce, alisveriste kullanilan paralar altin ve gümüs içeriyorlardi. Her devirde oldugu gibi, o devirde de bulunan bazi düzenbazlar, bu paralari kenarlarindan kaziyarak, çok az miktarda da olsa, bu degerli madenleri biriktiriyor, parayi da tekrar kullanabiliyorlardi.

O devirlerde tüccarlar, parayi tartiyorlar ve agirligi eksikse kabul etmiyorlardi. Tabii, para da elinizde kaliyordu. Antik para kataloglarinda dikkat ederseniz, paralarin büyük bir kisminin tam yuvarlak olmadigini görürsünüz.

Bu sorunu çözmek ve halki eksik paraya karsi korumak için bozuk paralarin kenarlari tirtilli yapilmaya baslandi. Bu tirtillar sayesinde paranin kenarinin kazindigi hemen belli oluyordu ve kenari kazinmis parayi kimse almiyordu.

Bu adet günümüze kadar devam etti. Artik içinde degerli bir maden bulunmamasina ragmen, bozuk paralarimizin kenarlarinda ya tirtil ya da bir yazi vardir.

Günümüzde madeni paralar 'bozukluk' veya 'ufaklik' adi altinda sadece küsuratlari ödemede kullaniliyor. Bozuk paralar da para olma niteliklerini kanundan almalarina ragmen, kullanilmalarinda bazi sinirlamalar vardir.

Gerek kagit, gerekse madeni para olsun, her ikisiyle de yapilan ödemeleri kabul etmemek mümkün degildir. Buna 'Kanuni Tedavül Mecburiyeti' denilir ki, kagit paralarda bu mecburiyet sinirsizdir. Ödenen miktar ne kadar büyük olursa olsun, bunu karsi taraf kabul etmek mecburiyetindedir.

Madeni paralarin ise mecburiyeti sinirlidir. En çok üzerlerinde yazan degerin 50 katini tamamen bozuk para ile ödeyebilirsiniz. Örnegin 50 bin liraliklarla, 2,5 milyona kadar ödemelerinizi yapabilirsiniz ama daha fazlasini da bozuk para ile ödeme isteginizi karsi taraf kabul etmeyebilir.

Kagit paralarin Merkez Bankasi tarafindan basildigi bilinir de, madeni paralari Maliye Bakanligi'nin çikardigi pek bilinmez. Madeni paralarin toplam para stoku içindeki orani da yaklasik yüzde l civarindadir.

Hiç dikkat ettiniz mi? Insan yüzleri kagit paralarda önden, madeni paralarda ise yandandir. Madeni paralarda yer çok küçük oldugundan, kabartma teknigi ile bir yüzün tam detayini vermek mümkün olamamaktadir. Yandan bir profil kisiyi daha iyi taninir kilmaktadir.

Semsiyeler Neden Siyahtir ?
Semsiyeler ilk olarak 3400 yil önce Mezopotamya'da, bir rütbenin, bir ayricaligin sembolü olarak kullanilmaya baslandi. Bu ilk semsiyeler Mezopotamyalilari yagmurdan degil, yakici günesten korumak için kullaniliyordu.

Semsiyeler yüzyillar boyu hep günesten korunmak için kullanildi. Bugün bile bazi Afrika kabilelerinde sefin arkasinda yürüyen bir semsiye tasiyicisi görülmektedir. Hatta Ingilizce'de semsiye anlamindaki 'umbrella' kelimesi, Latince gölge anlamina gelen 'umbra' kelimesinden türemistir.

Milattan önce 1200 yillarina gelindiginde semsiye Misirlilarda biraz dini bir anlam kazandi. Gökyüzünün Tanrinin vücudundan yapilmis, dünyayi koruyan bir semsiye olduguna inaniyorlardi ve baslarinin üzerinde tasidiklari semsiye yüksek ahlak sembolü idi.

Romalilar semsiye kültürünü Misirlilardan aldilar ama onu hep kadinsi bir sembol olarak gördüler ve erkekler tarafindan hiç kullanilmadi. Yagli kagittan yapilan semsiyelerin yagmuru da geçirmedigi görülünce, kadinlar tarafindan yagmurda da kullanilmaya baslandi. Artik antik tiyatrolarda, yagmurda kadinlar semsiyeler altinda rahat rahat otururlarken, erkekler siril siklam islaniyorlardi.

Avrupa'da semsiyelerin yaygin olarak kullanilmasina 1700'lü yillarda baslanmistir. Bu yillarda semsiyelerin yünlü kumaslarinin üstü bir çesit yag ile sivaniyordu. Bu yag kumasa su geçirmez bir özellik kazandiriyor ve siyah bir renk veriyordu. Siyah renkli bu semsiyeler erkekler tarafindan da benimsendi ve günes için olan beyaz semsiyeler kadinlarin, yagmur için olan siyahlar ise erkeklerin vazgeçilmez aksesuarlari oldu.

Bir çesit yag ile sivanan siyah semsiyeler gerçekten yagmuru hiç geçirmiyorlardi ama ömürleri de pek uzun sürmüyordu. Zamanla daha kaliteli semsiyeler üretildi, ancak siyah renk su geçirmezligin bir garantisiymis gibi algilanmaya devam edildi. Günümüzde yazin semsiye kullanma adeti pek kalmadi ama yagmurda erkekler siyah semsiye tasimada hala israrli. Kadinlar ise civil civil renklerdeki semsiyelerle dolasiyorlar.

Kursunkalem Neden Altigen ?
Esasinda en kolay üretim biçimi kare kesitli kursun kalemdir ama yazarken elde tutulmasi pek kolay degildin Yuvarlak kalemlerin elde tutulmasi kolaydir ama üretimi pahalidir. Altigen kesitli kalemler ise orta yoldur. Yuvarlak kesitli kalemler kadar kullanilmasi kolay ve üretimi daha ucuzdur.

Sekiz yuvarlak kursunkalem için harcanan agaçtan, dokuz altigen kesitli kalem yapilabilir ve üretim safhasi bir kademe daha kisadir.

Tabii ki, alicilar için üretim maliyetlerinin pek önemi yoktur. Altigen kesitli kursunkalemlerin öbürlerine göre hala on bir kat daha fazla tercih edilmelerinin sebebi, belki de konuldugu masada yuvarlanip, asagiya düsmemeleridir.

Kursunkalemlerin disinin sariya boyanarak satisi 1854 yilma dayanir. Ancak 1890 yilma kadar bu rengi kullanmak çok önemsenecek bir faktör degildi.

1890 yilinda Avusturya'da L&C Hardtmuth Co. isimli sirket öyle bir kursun kalem üretti ki, diger üreticiler de bu kaliteyi yakalamak zorunda kaldilar.

Bu kursunkaleme meshur Hindistan elmasi olan 'Koh-I-Moor' adi verilmisti ve altin sarisina boyanmisti. Ayrica içindeki siyah renkli kursun ucuyla birlikte Avusturya-Macaristan imparatorlugunun bayragini olusturuyordu.

Bu kursunkalem o kadar begenildi ve o kadar basarili oldu ki, sari renk kursunkalemdeki kalitenin bir simgesi olarak kaldi. Diger kursunkalem üreticileri de bu basaridan pay alabilmek için ürünlerini piyasaya sari renkte sürmeye basladilar. Bugün hala piyasada olan dört kursunkalemden üçü san renktedir.

Kursunkalemlerin içinde kesinlikle kursun yoktur. Ana madde olarak kullanilan grafit 40 degisik malzeme ile karistirilarak, yüksek sicaklikta çok ince çubuklar haline gelene kadar preslenir. Zaten kursun çok zehirli bir elementtir. Kursunkalem denilmesinin sebebi 16. yüzyilda grafiti bulan Ingiliz bilimcinin onu bir çesit kursun elementi sanmasidir. Ancak 200 yil sonra grafitin bir çesit karbon oldugu anlasildi.

HANGI MINERAL NE ISE YARAR?
KLORÜR:
Yasam için küçük miktar klorür zorunludur, sindirim sistemini
degismeden geçip, idrarin bir kismi olur Klorür sodyum ile hücresel sivida
bulunur ve vücut agirliginin yaklasik %0.15'ini olusturur. Sodyum ve
potasyumla birlikte klorür tüm vücut sivilarinin pH'sinin uygun dagilimini
ve saglikli . sinir ve kas fonksiyonunu saglar. Bagimsiz olarak,
Klorürsindirim ve atik yok etmeye katkida bulunur. Klorür besinleri
sindirmede en önemli sivilardan olan . hidroklorik asidin ana bilesenidir. Azligi asiri
terleme, kusma veya ishalden olusabilir. Düsük klorür seviyesi vücut
sivilarinin baziklesmesi, dehidrasyon ve idrarda potasyum azligina neden olur.
Kaynaklar: Maden sulari ,kereviz, marul, zeytin, çavdar, deniz suyu, deniz
otu ve domates.

SODYUM: Sodyum su dengesi ve etkin mide, sinir ve kas fonksiyonu için kan
pH'sinin seviyelesmesi ve . potasyumun hücre zarlarindan disari pompalanmasi
için uygun ortami saglamaya yardim eder. Sodyum azligi mide kramplari,
anorexia, karistirma, dehidrasyon, depresyon, bas dönmesi, yorgunluk, hayal
görme, basarisi, kalp çarpintisi, tat duyusu bozuklugu, uyusukluk, düsük kan
basinci, hafiza bozuklugu, kas zayifligi, tiksinme, zayif koordinasyon,
nöbet ve kilo kaybina sebep olur.
Kaynaklari: Maden sulari,hamsi baligi, peynir, deniz tuzu, kabuklu deniz
hayvanlari, kirmizi ve yesil biber ve deniz sebzeleri.

SÜLFÜR: Sülfür kani dezenfekte etmekte/temizlemekte önemlidir ve vücudun
bakterilere direncine yardimci olur. Mineraller vücudumuzun zehirli
maddelere, radyasyonun ve hava kirliliginin zararli etkilerine karsi korur.
Safra salgisini canlandirir ve yaslanma prosesini yavaslatir.
Kaynaklari: Maden sulari, Brüksel lahanasi, kuru fasulye, lahana, yumurta,
balik, sarimsak, et, sogan, deniz tuzu, soya fasulyesi, salgam.

KALSIYUM: Kalsiyum bir çok kisinin bildigi gibi . kemik ve dislerin yapi,
olusum ve sürdürülmesinde temel bir gereksinimdir. Kemik erimesini azaltmada
yardimci olur. Bu temel mineral ayni zamanda. kan basinci, kan pihtilasmasi,
kas büyümesi, sinir geçirme, kanser önleme, enerji üretme, yag
parçalamaya yardimci olur ve erken kalp hastaliklari riskini azaltigina inanilir.
Kalsiyummagnezyumla birlikte birbirini tamamlayarak mükemmel çalisir.
Örnegin kalsiyum kaslari kasarken/gererken magnezyum gevsetir. Azligi eklem
agrilari, tirnak kirilmasi, depresyon, çarpinti, hayal görme, yüksek kan
kolestorölü, kalp çarpintisi, yüksek tansiyon, hiperaktif egzama,
uykusuzluk, kas kramplari, sinirlilik, renk soluklugu, romotoit artirit,
rasitizm ve dis çürümesine yol açar.
Kaynaklari: Maden sulari, Badem, asparagus, brokoli, tereyagi, lahana,
keçiboynuzu, karahindiba çiçegi, yesil yaprakli sebzeler, keçi sütü, incir,
süt ve süt ürünleri, somon baligi, sardunya baligi, deniz tuzu, deniz
ürünleri, susam tohumlari, salgam yesilligi, bögürtlen yapragi, kusburnu,
nane, yulaf, hardal yesilligi.

MAGNEZYUM: Insan vücudunda %0.05 magnezyum bulunur. Buda ortalama bir
insanda 35 gr'a karsilik gelir. Kanin litresinde 1.6-2.1 miliekivalan
magnezyum bulunur. Magnezyum insan vücuduna kalsiyumun kullanimi, kalp
fonksiyonlari, kan basinci, enerji üretimi, dinlenerek uyumaya yardim etmede
gereklidir. Eger vücutta magnezyum eksikligi varsa, kaslari kalsiyum istila
edip kramplara/segirmelere neden olabilir. Beslenme düzeninde kalsiyum,
magnezyum, sodyum ya da potasyum eksikligi bacak kramplarina sebep
olabilmektedir. Terlendiginde vücutta depolanan bu mineral kullanilmaya
baslar. Arastirmacilar kalp krizi kurbanlarinin genellikle kaninda ve kalp
kaslarinda . magnezyum azligini tespit etmislerdir. Azlik belirtileri astim,
kalp tutuklulugu, kronik yorgunluk, uykusuzluk, asabiyet, sindirim azligi,
solunum bozukluklari, hizli kalp atislari ve kusatilmadir. . Kalp
krizlerinde hastaya hemen magnezyum verilisi yasamasini %60 artirdigi
bilinmektedir. Çocuklar ve yaslilar için özellikle kis aylarinda magnezyum
gereklidir. . Migrene karsi özellikle magnezyum mineral takviyesi
yapilmaktadir. Magnezyum beyindeki damarlari rahatlatarak kan akisini
iyilestirmektedir.
Kaynaklari: Maden sulari, elma, kayisi, avokado, muz, pekmez-tahin, bezelye,
esmer pirinç, süt ürünleri, balik, incir, sarimsak, greyfurt, yesil yaprakli
sebzeler, limon, Lima fasulyesi, et, ceviz, karabiber, maydanoz, seftali,
nane, somon baligi, deniz tuzu, susam tohumu, soya fasulyesi, tofu, tahil ve
tahil taneleri.

POTASYUM: Potasyum vücut sivilarinin dengesinin sürdürülmesi, sinir
sinyallerinin iletimi, insülün serbest birakmasi, kas gerilmesine yardimci
olur. Rafine ürünler kullanildigi için . potasyum azligi insanlar için sik
görülür çünkü diüretik alisi ve fazla miktarda su içisi hayati potasyumun
disari atilmasina neden olur. Domatesteki potasyum vücudun ihtiyaci olan ama
tansiyonu artiran sodyumun yerine geçer. Potasyum yorgunluk, zayiflik,
ruhsal depresyon, düsük tansiyon, kas yorgunlugu, tuz tutunumu ve normal
disi kalp atislarina sebep olur.
Kaynaklari: Maden sulari, avokado, muz, kirmizi pancar, esmer pirinç, hurma,
meyve kurusu, incir, balik, meyve, sarimsak, pirasa, domates, et, findik,
portakal, patates, piliç, kuru üzüm, sebzeler, tahil taneleri.

BOR: Bor saglikli kemikler, disler ve kalsiyum, magnezyum ve fosforun uygun
metabolizmasi için ihtiyaç duyulan iz mineralidir. Bor . beyin
fonksiyonlarini gelistirir, kemik erimesini azaltir ve kas yapar. Bor azligi
D vitamini azligini hizlandirir. D vitaminini böbreklerde en aktif form
haline dönüstürmek için gereklidir. . Östrojen gibi belli hormonlarin aktive
edilmesi için bor gerekmektedir.
Kaynaklari: Maden sulari, elma, havuç, tahil, üzüm, yaprakli sebzeler,
findik, armut.

DEMIR: Demir bir çok enzim için hayati bir bilesendir. Hastaliklara direnci
azaltir, yorgunlugu azaltir ve . kanin kirmizi hücrelerinin oksijenlenmesini
saglar. Azligi anemi, konsantrasyon azligi, kirilgan saçlar, uyku hali,
kirilgan kemikler, sinirlilik, sismanlik, azalan fiziksel kapasite ve azalan
bagisiklik fonksiyonlarina sebep olur.
Kaynaklari: Maden sulari, badem, avokado, fasulye, kirmizi pancar, pancar,
misir gevregi, hurma, yesil yaprakli sebzeler, ciger, Lima fasulyesi,
böbrek, et, yumurta, balik, akdari, findik, midye, seftali, armut, piliç,
kabak, kuru üzüm, pirinç, kahve, tahil, deniz sebzeleri, istiridye.

MANGANEZ: Manganez minerali kemik olusumu ve bakimi, bag dokulari için çok
gereklidir. . Protein ve genetik malzemelerin sentezine katkida bulunur ve
besinlerden enerji üretmeye yardimci olur. Ayni zamanda antioksidan görevi
görür ve normal kan pihtilasmasina yardimci olur. Manganez . glikoz
metabolizmasinin anahtar enziminde önemli bir yardimci faktördür. Azligi
diyabet ve sik sik pankreas sorunlu . erken dogumlara sebep olabilmektedir.
Diyabetliler normal kisilerin yaklasik yarisi kadar manganeze sahiptirler.
Kaynaklari: Maden sulari, avokado, kuru bezelye, yumurta, yesil yaprakli
sebzeler, findik, deniz sebzeleri, tahil taneleri, kara hindiba çiçegi.

FOSFOR: Fosfor hem. kemik hem de dis olusumu için gereklidir ve hücrelerin
büyümesine yardim eder. Azligi pek yaygin olmamakla birlikte kötü
absopsiyon, endise, kuruntu, düzensiz nefes, deri hassasligi, zayiflik ve
kilo degisimine sebep olur.
Kaynaklari: Maden sulari, asparagus, misir, süt ürünleri, yumurta, balik,
meyveler, meyve suyu, pirasa, piliç, et, kepek..

LITYUM: Lityum beyinin depresyon ve alkol bagimliligi gibi . ruhsal
bozukluklarin sebeplerini azaltma ve önlemeye yardimci olur. Bu mineral
azligi pek yaygin degildir.
Kaynaklari: Maden sulari, inek cigeri, patlican yaprakli sebzeleri pirasa,
patates, tahillar, deniz ürünleri ve domates..

SELENYUM: Savunma sisteminin güçlendirilmesinde katkida bulunur. . Kanserden
korumada etkilidir. Serbest radikallerin artigi durumlarda (sigara içilmesi,
hava kirliligi, ultraviole isinlari ve radyasyona maruz kalma) etkilidir.
Kardiyovasküler hastaliklardan korunmaya yardimci olur. Karaciger
fonksiyonlarinin korunmasina yardimcidir. Üreme yeteneginin korunmasini
saglar .

ÇINKO: Tüm mineraller vücut için önemli iken, çinko digerleri içinde en agir
isçilerden biridir. Çinko sperm üretiminde çok önemlidir. Çinko azligi . sperm
sayisi azligi ve testosteron seviyesinin azligina sebep olmaktadir. Geç
iyilesen kesik ve yaralar bedenin çinkoya ihtiyacini gösterebilir. Bu madde
yaralarin iyilesmesini hizlandirmakta önemlidir. . Hücreleri yenilemek ve
yenilerinin olusmasini saglamada çinko önemlidir.
Kaynaklari: Maden sulari, biftek, istiridye, hindi ,tahil ve baklagiller,
kahvalti gevrekleri, lifli yiyecekler.

Asansör Düserken Ziplanirsa Ne Olur ?
Düsünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hizla düsüyor. Siz de son saniyede yukari zipliyorsunuz. Yukari ziplamaniz olsa olsa saniyede 4-5 metre hizla olabilir. Yani siz yine de yaklasik saniyede 13-14 metre hizla yere düsmeye devam ediyorsunuz.

Ister saniyede 18 metre, isterse 13 metre hizla yere düsün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazimak zorunda kalabilirler. Lütfen panik yapmayin, asansörü tutan tek bir kablo degildir, en azindan 5 veya 6 kablo vardir. Bu kablolarin her biri tek basina asansörün agirligini tasiyabilir.

Diyelim ki, bu kablolarin hiçbiri görevini yapmadi, asansörü durduracak bir baska fren donanimi daha vardir. Hatta bazi asansör bosluklarinda ilaveten yayli veya yagli, hayati tehlikeyi önleyecek özel sistemler de bulunur.

Bu sistemlerin hiçbiri çalismazsa yine de iyimser olmaya çalisin, hiç olmazsa hayatinizda bir kere, hiçbir katta durmadan dogrudan zemine inmis oluyorsunuz!

Fotograflardaki Kirmizi Gözlerin Nedeni ?
Geceleri flasla çekilen fotograflarda genellikle gözler kirmizi çikar. Peki fotograftaki güzelligi bozan bu olay nasil olur? Niçin her zaman olmaz? Niçin gündüzleri flasla çekilen fotograflarda olmaz?

Gözümüz iç içe geçmis üç tabakadan olusur. En disaridaki gözümüzü koruyan ve göz aki da denilen sert tabakadir. Ikincisi, kan damarlarindan meydana gelmis ve ortasinda göz bebeginin bulundugu damar tabakadir. Bu damarlar sayesinde fazla isikta göz bebegimiz küçülür, karanlikta ise daha çok isik alabilmek için büyür ama bu hareketi oldukça yavas yapar. Üçüncü tabaka da retina adi verilen, isiga duyarli kilcal damar aglarindan olusan ag tabakasidir.

Köpek, kedi, geyik, karaca gibi hayvanlarin gözlerinin arkasinda, yani retinalarinda ayna gibi, yansitici özel bir tabaka vardir. Eger karanlikta gözlerine el lambasi veya araba fari gibi bir isik tutarsaniz, bu isik gözlerinin içinden yansir ve gözleri karanlikta piril piril parlar. Insanlarin gözlerinin retinasinda ise böyle bir yansitici tabaka yoktur.

Fotograf makinesinin flasi çok kisa bir zamanda çok kuvvetli bir isik verir. Gözbebegimiz ise bu kadar kisa zamanda küçülmeye firsat bulamaz. Isik dogrudan retinaya ulasir ve oradan da dogrudan kilcal damarlarin görüntüsü yansir. Iste flasla çekilen fotograflarda görülen bu kirmizilik retina tabakasindaki kilcal damarlarin görüntüsüdür.

Günümüzde, birçok fotograf makinesinde, gözün bu kirmizi görüntüsünü azaltacak önlemler alinmistir. Bu makinelerde flas iki kere çakar. Birinci çakis resim çekilmeden az önce olur ve gözbebeginin küçülerek gözdeki yansimayi azaltmasina zaman tanir. Ikincisi de tam fotograf çekilirken olur ki, gözbebegi olmasi gereken durumu almistir zaten. Baska bir önlem de odadaki bütün isiklari açarak gözbebeginin önceden küçülmesini saglamaktir.

Geceleri flasli fotograflarda, gözlerin kirmizi çikmasinin önlenmesinin bir yolu da flasi objektiften olabildigince uzak tutmaktir. Günümüzde fotograf makineleri o kadar küçülmüstür ki, flas makinenin bünyesinde ve objektife birkaç santim mesafededir. Flasin isigi göze gelip yansiyarak geri döndügünde dogrudan objektife gelir. Gündüzleri ise gözümüze disaridan, her yönden isik geldigi için, flasin isigi bunlarin arasinda daha az oranda gözümüze girer ve kirmizi göz olayi yaratmaz.

Araba Soguklarda Neden Zor Calisir ?
Ülkemizin her tarafinda olmasa bile, kisin çok soguk geçtigi yerlerde, özellikle sabahlari soguk havada arabalarin motorunu çalistirabilmek sorun olur. Bu sorunun temel üç nedeni vardir ve birlestiklerinde sabahin köründe, soguk havada insana ter döktürürler.

Benzin de diger sivilar gibi soguk havada daha az buharlasir. Bunu yazin günes gören bir kaldirima su döktügünüzde görebilirsiniz. Buradan hemen buharlasan su, gölgedeki kaldirima döküldügünde kolayca buharlasamaz, bir süre orada kalir. Benzin de soguk havada kolayca buharlasamayinca, buji ateslediginde tutusmasi da zor olur.

Motor yagi soguk havada kalinlasir. Buna örnek olarak reçeli gösterebiliriz. Sicak havada daha akici olan reçel, buz dolabina konulup çikartildiginda kavanozdan daha zor akar. Böylece anahtari çevirdiginizde motorunuz, döner kisimlarinin oldugu yataklarda kalinlasmis yagin direnci ile karsilasir.

Soguk havalarda akü de sorun çikartir. Esasinda akla su soru gelebilir. Cep radyonuzun pillerinin ömrünü uzatmak için buz dolabinda saklanilmasi tavsiye edilir, yani soguk ortam pil için iyidir. Öyleyse bir çesit pil olan akü soguk havada dogru dürüst niçin çalismaz?

Araba aküsünden elektrik elde edilmesi de diger pillerde oldugu gibi kimyasal bir reaksiyondur. Ancak soguk havada bu reaksiyon yavaslar ve mars motorunuza gerekenden daha az güçte elektrik gelir. Bu da motorun ilk hareketi için gerekenden daha yavas dönmesine neden olur.

Yeri gelmisken söyleyelim. Kalem pillerin içindeki de bir çesit kimyasal reaksiyondur. Özellikle kuru pillerin kullanilmadiklari zamanlarda bile çok az da olsa elektrik kaçirdiklari bilinir. Bu nedenle bu kaçak kimyasal reaksiyonu en aza ve yavasa indirebilmek için, pillerin kullanilmadiklari zamanlarda buz dolabinda muhafaza edilmeleri tavsiye edilir.

Pillerin buz dolabina konulmalari ömürlerini artirabilir ancak kullanma sirasinda tam performans alabilmek açisindan piller oda sicakliginda olmalidirlar. Zaten günümüzün gelismis pilleri, o kadar uzun muhafaza ömrüne sahiplerdir ki, buzdolabina konulup konul mamalari pek bir sey fark ettirmez.

Arabada Dikiz Aynalari ?

Önce dikiz aynasi ile baslayalim. Dikiz aynasini gece konumuna getirince, arkadaki arabalarin farlarinin isiklarinin sizi rahatsiz etmeden nasil arkayi görebildiginizi hiç merak ettiniz mi? Eger evinizde gece isiklar açik ve disarisi karanlik iken pencerenin önünde durursaniz, camdan aksinizi bir aynaya yakin netlikte görebilirsiniz. Dikiz aynalarinda da bu özellik kullanilir.

Dikiz aynasinda arka arkaya ama birbirine açili,' V seklinde, önde düz bir cam, arkada ise normal düz bir ayna vardir. Normal gündüz konumunda ayna kismi dik durumdadir ve camdan geçen isiklar burada yansiyarak arkanizi görmenizi saglarlar.

Dikiz aynasini gece konumuna getirince, cam kismi dik duruma gelir, açili hale gelen ayna kismi ise arabanizin tavanini gösterir. Bu pozisyonda ayna kismi tamamen karanlik olan arabanin tavanini camin arkasina yansitir ve evdeki cam örneginde oldugu gibi, dikiz aynasinin cam kismindan arkadan gelen isiklari nispeten az ve gözlerinizi rahatsiz etmeyecek sekilde görebilirsiniz.

General Motors ilgilileri, simdi yeni bir dikiz aynasi gelistirdiklerini söylüyorlar. Bunda sadece tek bir yansitici yüzey olacak ve üzerindeki özel film tabakasi sayesinde geceleri parlak far isiklarini düsük düzeyde yansitacak.

Birçok sürücü arabalarinin sag ve sol tarafindaki aynalardaki görüntülerin farkliliklarina dikkat etmez. Genellikle sürücü tarafindaki ayna, düz ayna olup arkadaki arabalarin gerçek boyut ve uzakliklarini gösterir.

Sag taraftaki ayna düz degil bombelidir ve cisimleri daha küçük gösterir. Bu da sürücülerin arkalarindaki araba daha uzaktaymis gibi algilamalarina sebep olur. Ancak bu hali ile sag taraftaki ayna arkayi daha genis açidan görme ve özellikle sag arka kör noktayi daha iyi izleme imkanini saglar.

80'li yillarda kullanicilarin istekleri dogrultusunda baslayan bu farkli görüntülü ayna konulmasinin getirebilecegi sakincalar göz önüne alinarak, son zamanlarda yeni arabalarda sagdaki aynaya 'arabalar görüldügünden daha yakindadirlar' seklinde bir ikaz yazilmaya baslanildi. Süphesiz sag tarafa da bire bir ölçekte gösteren bir düz ayna konulabilir ama burayi bombeli aynadaki kadar çok genis açidan gösterebilmesi için, bu aynanin yüzeyinin de çok büyük olmasi gerekir.


Yilbasi Agaci Adeti ?

Yilbasi günlerinde, evin bir kösesinde, minik bir çam agaci bulundurmak ve onu süslemek adetinin kökeninin Almanya oldugu ileri sürülür. Almanlarin 'cennet agaci' adini verdikleri ve Adem ile Havva'nin gizemli hikayesine dayanarak üzerini elmalarla donattiklari agaç köknardi.

15. yüzyildan sonra bu agaçlara sadece meyve degil ekmek, bisküvi gibi yiyecekler de asilmaya baslanmis, Protestanligin yayilmasi ile birlikte bunlara yanan mumlar da eklenmistir. Adet Avrupa'ya yayilirken ayni zamanda göçmenler tarafindan Amerika'ya da tasinmistir.

Aslinda agaçlarin ruhani törenlerde önemli bir sembol olarak yer almasi adeti çok eskilere, Hiristiyanlik öncesi zamanlara, hatta putlara ve dogaya tapinildigi zamanlardaki Misir ve Çin uygarliklarina kadar uzanir. O devirlerde doganin yesilligi ve agaçlar sonsuz hayatin sembolleriydiler.

Benzer sekilde Kuzey Avrupa ülkelerinde de yine Hiristiyanliktan çok daha önceki zamanlarda agaçlar ruhani bakimdan kutsal kabul ediliyorlardi. Kuzey Avrupa'da kis aylarinda sadece bir kaç saat süren gündüzler 21 Aralik'tan itibaren uzamaya baslarlar. Uzun karanlik günlerin bittiginin, gittikçe daha aydinlik günlerin geleceginin müjdesi olan Aralik ayinin bu günleri de törenlerle karsilanirdi.

Bu adet Avrupa'da güneye indikçe degiserek yayildi. Romalilar zamaninda takvimin baslangicinin, dünyanin yaratildigi ay olduguna inanilan ve tabiatin canlanmasinin müjdecisi olan Mart ayindan Ocak ayina kaydirilmasi ile kutlanacak tarihler konusunda kafalar iyice karisti.

Zamanla Kuzey Avrupa ülkelerinin 'karanligin bitisi' ayin ve kutlamalari, Hiristiyan dünyasinca Hz. Isa'nin dogum günü kabul edilerek -ki bu kesin degildir- Noel kutlamalarina dönüstürüldü.

Bu arada agaçlar, özellikle çam agaçlari bu kutlamanin simgesi olmaya devam ettiler. Her ne kadar yilbasi günlerinde bir çam agacinin süslenmesi tüm dünyada adet olduysa da bu günün dini bakimdan bir özelligi yoktur. Dünyanin Günes etrafindaki bir turunu tamamladigi cografi bir konumdur.

Uygarlik ve teknolojinin ilerlemesi ile çam agaci üzerindeki mumlarin yerlerini yanip sönen minik renkli ampuller, elma, ekmek ve bisküvinin yerini rengarenk süsler aldi. Günümüz insani agaçlara tapmamasina ragmen onlarin kiymetini daha iyi biliyor. Bir kaç günlük eglence için çam agaçlarini kesmiyor, plastik taklitlerini kullaniyor.


Bayraklarin Neden Yariya Indirilir ?

Bu gelenegin kökeni eski deniz savaslarina kadar uzaniyor. O devirlerde her bir savas gemisinin direginin tepesinde dalgalanan kendine özgü renkli bir bayragi vardi. Bir deniz savasindan sonra yenilen gemi, galip tarafin bayragini asmak zorundaydi, bunun için de kendi bayragini yariya çekerek üstte yer birakirdi.

Günümüzde böyle bir durum söz konusu degilse de, bayraklari yariya indirmek bir saygi ifadesi olarak kaldi. Milletlerin matem günlerinde, önemli devlet adamlarinin ölümünde, diger milletlerin de bayraklarini yariya indirmeleri, mateme katilmak anlaminda uluslararasi bir gelenek haline geldi.

Hangi ulustan olursa olsun denizde birbirinin yanindan geçen gemilerin, geçis süresince bayraklarim yariya indirmeleri gelenegi, sayginin bir ifadesi olarak günümüzde hala devam etmektedir.

Saat Neden Saga Dönüyor ?
Ilk olarak eski Misirlilar, günesin her gün düzenli bir hareketle dogup, belirli zamanlarda gökyüzünün ayni noktalarinda bulunup, battigini gözlemlediler ve bunun bir günü zaman parçalarina ayirmada kullanilabilecegini kesfettiler.

Böylece günesin bu hareketinden yararlanarak ilk günes saatini yaptilar. Bu saat, meydanlik bir yere yüksek bir tas koymak ve günesin hareketi sirasinda, bu tasin gölgesini takip etmekten ibaretti.

Misir, konumu itibari ile kuzey yarim kürede fakat ekvatora da yakin bir ülke oldugundan, günes dogdugunda, gölge hemen tam batida olusuyor, günes yükseldikçe gölge kuzeye, yani saga dogru hareket ederek, günes batisinda dogu yönüne ulasiyordu. Yani gölge bugünkü tüm saatlerin akrep ve yelkovaninda oldugu gibi soldan saga dogru dönüyordu.

Daha sonralari, pendulumlu, pilli saatlerde de yön degismedi, hatta saga dogru dönüsler 'saat yönüne dönüs' diye adlandirilir oldu.

Avustralya gibi ekvatorun güneyindeki ülkelerde, günes dogarken tasin gölgesi güneye düser ve günes yükseldikçe sola dogru dönüs yapar. Ilk saat orada kesfedilseydi, bugün akrep ve yelkovan ters yönde dönüyor olabilirdi.


Niçin Gidiklaniyoruz ?

Gidiklanmak rahatsiz edici oldugu kadar eglendiricidir de. Baskalari tarafindan, hatta bazen dokunulmadan gidiklaniriz, ama kendi kendimizi gidiklayamayiz. Bazilari gidiklanmaya karsi çok hassasken bazilari etkilenmez bile.

Bir insan gidiklaninca, derinin yüzeyinde bulunan küçük sinir lifçikleri harekete geçer. Özellikle tüyle oksama, böcek yürümesi gibi olaylara hassas olan bu lifçikler, sinyalleri beyne gönderirler. Ancak arastirmacilar bu sinyallerin beyinde nereye kaydedildiginden emin degiller. Beyinin gidiklanmaya tepkisi, kasinmaya olan tepkisi gibi, gönülsüz yapilan bir tepkidir.

Gidiklama ile kan basinci artarken, nabiz ve kalp atisi hizlanir, beynin uyanikligi fazlalasir. Gidiklanmanin fiziksel oldugu kadar psikolojik yani da vardir. Gidiklanma baslangiçta zevkli olabilirse de sürdürüldügünde korku ve panige dönüsebilir.

Insanlarin daha çok gidiklandiklari yerler, ayak alti, avuç içi ve koltuk alti gibi bölgelerdir. Bunun nedeni, buralarin çok hassas bölgeler olmalaridir.

Insan beyni vücuda gelen uyarilarin hangisinin insanin bizzat kendisinden, hangisinin disaridan geldigini ayirt eder ve ona göre öncelik verir. Örnegin, elimizin yanmasi gibi acil refleks gerektiren disaridan gelen uyanlara öncelik verir. Bu nedenle bir baskasi tarafindan gidiklandigimizda reaksiyon gösteririz ama kendi kendimizi gidiklamaya çalistigimizda beyin bu noktalardaki hassasiyeti azalttigindan gidiklanamayiz.

Balik Eti Neden Beyazdir ?

Gida olarak kesilen hayvanlarin yenilebilen kas kisimlari et olarak adlandirilir. Etin içinde ayrica kan, epitel, kemik, sinir, yag ve bag dokulari vardir.

Genelde etler kirmizi ve beyaz et olarak ikiye ayrilirlar. Sigir, koyun, keçi etleri kirmizi et olarak kabul edilirlerken, tavuk, hindi gibi kümes hayvanlari ile baliklarin etleri beyaz et kategorisine sokulur. Aslinda biyolojik yapi olarak kümes hayvanlarinin etleri balik etinden çok farkli, kirmizi ete daha yakindirlar. Bazilarinin etlerinin rengi de zaten beyaz degil kahverengidir.

Etlerin kirmizi ve beyaz rengini saptayan eleman 'miyoglobin' denilen proteinlerdir. Bunlar kanda, alyuvarlarda bulunurlar ve kaslara gerekli olan oksijeni saglarlar. Beyaz ette miyoglobin miktari çok azdir.

Balik eti diger yürüyen, uçan, sürünen hayvanlarin etlerinden birçok yönden farklidir. Baliklarin kaslari digerlerine göre gelismemistir. Bir filin tonlarca agirligini, yerçekimine karsi tasimasi ve hareket ettirebilmesi için muazzam bir kas sistemine ihtiyaci vardir. Bu nedenle filin vücudunda 50 bin kas vardir.

Baliklar ise neredeyse agirliksiz bir ortamda yasarlar. Onun için çesitli vücut organlarini ana iskeletlerine baglayacak, kikirdak, kiris ve bag dokulari gibi dokulara fazla ihtiyaçlari yoktur.

Balikliklar suda düsmanlarindan kaçabilmek için çok ani ve süratli hareket etmek zorundadirlar. Bu nedenle kaslarindaki lifler çabuk açilip kapanabilen tipte liflerdir. Çok ani hareketlere ihtiyaç duymayan kara hayvanlarindakilere oranla baliklardaki bu tip lifler daha kisa ve incedirler. Kolayca birbirlerinden ayrilabilirler. Onun için balik etini yerken çignemesi kolaydir, agizda dagilir. Hatta çig olarak bile rahatça yenilebilir.

Baligin kaslarindaki bu çabuk açilip kapanabilen lifler çok kisa süreli çalistiklari için fazla enerji yani oksijen depolamalarina gerek yoktur. Bu nedenle baligin vücudundaki kan miktari çok degildir. Olanlar da çogunlukla solungaçlarin civarinda toplanmislardir.

Görüldügü gibi bir etin renginin kirmiziligi miyoglobin miktarina, miyoglobin miktari kan miktarina, o da kaslarin ne kadar kan ihtiyaci olduguna baglidir. Çok aktif ve hizli yüzen bir balik olan Orkinos (Ton) baliginin etinin rengi, sakin bir balik olan Dilbaligi'na göre daha kirmizimsidir.

Sigirlar genellikle açik arazide otlandiklarindan ve sürekli dolastiklarindan etlerinin rengi, daha tembel bir hayvan olan domuza göre daha koyudur.

Tavuk, hindi gibi kümes hayvanlari uçamadiklari ve zamanlarinin önemli bir kismini çevrede gezinerek geçirdikleri için bacak bölgelerindeki etler koyu renkli, gögüs ve kanatlarindakiler daha beyazdir. Bildircin, ördek gibi uçan kuslarda ise tam tersidir. Bacak etleri beyaz, gögüs ve kanatlarindaki etler koyudur.


Valonya Neresidir?
Valon Bölgesi veya Valonya, Belçika'nin üç federal bölgesinden biridir. Belçika'nin güney kismindadir. Valon Bölgesi'nin resmi dili Fransizca'dir, Alman kökenli nüfusun oldugu bölgede resmi dil Almanca'dir. Valonya'nin baskenti Namur, önemli kentleri Liège, Charleroi, Mons ve Tournai'dir. Amblemi sari zemin üzerine kirmizi bir horozdur. Valonya'nin 2002 nüfusu 3.350.000'dir (10 milyon nüfuslu Belçika'nin %30'unu barindirmaktadir). Valon Bölgesi'nin yüzölçümü 16,845 km²'dir (30,510 km² Belçika'nin %55'ini kapsar).

Valonya sakinlerine Valon denir. Valonlarin pek çogu 20. yüzyil baslarina kadar canliligini sürdürmüs olan, günümüzce ise çok kisitli sayida kisinin anladigi, sadece güncel konusma diline bir takim yansimalari süren Valoncayi yasatmislardir. Valonca'nin da içinde Gallo-Romans dilleri içinde ilk sirada gelen Fransizca zamanla üst siniflardan itibaren toplum geneline nüfuz etmistir. Yine de, Valonca 1990 yilindan bu yana, ayni dil grubundaki Champenois, Gaumais ve Picard dilleri ile birlikte bölgesel dil olarak taninarak resmi statü kazanmistir.

Halen Valonya'nin bir parçasi kabul edilmekle birlikte, bazi alanlarda otonom bir hükümete sahip 71.000 kisilik bir nüfusun (Almanya sinirina bitisik Eupen ve Sankt Vith sehirleri çevresi) ana dili ve resmi dili Almanca'dir.

Tarihsel baglantilar belirlenememis olmakla birlikte, Valonya bölgesinin illerinden (province) biri olan Hainaut'nun isminin Hunlardan geldigi halk arasinda anlatilir. Fizyonomileri sasirtici ölçüde Asya izleri tasiyan Valonlar bulunmaktadir. Ayrica, yine tarih bilimi açisindan açikliga kavusturulamamis olmakla birlikte, Liège kenti yakinlarindaki Faymonville köyü sakinleri kendilerini asirlardir Türk olarak tanimlamaktadirlar

Sivri Sinekler Nicin Sokarlar?

Dünyada yaklasik üç bin sivrisinek türü oldugu bilinmektedir. Bunlarin çogu insana saldirmaz. Zaten aksi olsaydi dünyanin her yerinde bulunabilen bu yaratiklar ormanda, dagda, insan bulunmayan yerlerde yasamlarini idame ettiremezlerdi.

Insanlarin kanlarini emerek yasayan sivrisinek türlerinin yalniz disileri kan emer. Disiler de insanlarin kanlarini kendi yumurtalarini üretebilmek için protein saglayabilmek amaciyla emerler. Birçok cinste disi sivrisinekler en azindan ilk yumurtalarini kana ihtiyaç duymadan üretebilirler, fakat sonraki yumurtalari için kana ihtiyaçlari vardir. Bulabildikleri her canlinin kanini emerler, hatta deniz yüzeyine gelen baliklar bile ellerinden kurtulamaz.

Erkekler çiçek özleri ile beslenirler. Yumurta üretme gibi bir dertleri olmadigindan insanlari sokmazlar.

Disi sivrisinekler avlarinin yerlerini duyargalari ve üç çift bacaklarindaki alicilarla bulurlar. Alicilar ile nem, ter ve isi özelliklerini saptarlar. Sivrisinegin duyargalari bir santigradin binde biri kadar sicaklik degisimlerini algilayabilecek kadar hassastir.

Disi sivrisinekler insanin nefes verirken çikardigi karbondioksit bulutu içinde, ileri geri hareketler yaparak bu bilgileri degerlendirirler, avin yararli olacagina karar verirlerse eyleme geçerler. Bazilarinin 'sivrisinek bana dokunmaz' demelerinin esas nedeni ter ve nefes kokularinin, sivrisinek için cazip ve özendirici olmamasidir.

Sivrisinek sanildigi gibi içi delik ve sivri uçlu bir boruyu deriye sokarak kani emmez. Sivrisinekte agzin altindaki kesede iki tüp, iki de nester olarak kullandigi testere agizli biçak vardir. Önce biçaklarla deride delik açar, sonra tüplerden biri ile tükürüklerini bu deligin içine akitir.

Bu tükürük insan kaninin pihtilasmasini önler, böylece ikinci tüpü sokarak, sivi kani size fark ettirmeden kolayca emer. Eger bir dakika içinde hala fark etmediyseniz, deposu kaninizla dolu olarak, kafayi bulmus sekilde derinizden ayrilir.

Sivrisinekleri tahrik eden sey nefesinizdeki karbondioksit orani ile derinizdeki isi ve nem orani oldugundan, özellikle geceleri sivrisinek hücumlarini geçistirebilmek için, çok sik nefes alisverisi gerektirecek fiziksel hareketler yapmamaniz, teninizi serin ve kuru tutmaniz gerektigini unutmayin.



Kediler neden Ayaklari Üzerine Düserler?
Bilimsel olarak izahi biraz zor. Bilime göre düsen bir cisme disaridan bir kuvvet uygulamazsaniz, ona açisal bir dönme hareketi kazandiramazsiniz. Gerçi bir kule atlayicisi, havuza düsmeden önce havada birkaç kez takla atar, kendi ekseni etrafinda döner ama bu tramplen veya kuleyi terk ederken ayaklari ile baslattigi bir dönme hareketidir.

Sirtüstü düsen bir kedi önce bacaklarini kendisine, kuyrugunu da bacaklarinin arasina çeker, basini yere bakacak sekilde döndürür. Belirli bir noktada tam tersini yaparak bacaklarini ve kuyrugunu açar ve vücudu tam ters yöne, yani yere dogru döner. Böylece parasüt etkisi yaratarak, hizini da frenler ve inisin yumusak olmasini saglar.

Yapilan deney ve gözlemlerde bir kedinin alçak bir yerden düsmesinin, yüksek bir yerden düsmesine göre çok daha fazla hasar yaratabilecegi tespit edilmistir. Örnegin yaklasik 100 metre yüksekligindeki, 32 katli bir binanin tepesinden düsen bir kediye hiçbir sey olmazken, 7 katli binalardan düsenlerde ciddi sakatliklar, hatta ölüm vakalari görülmüstür. Bilim insanlari bunu da 'limit hiz' ile izah ediyorlar.

Havadan yere düsen cisimler, önce gittikçe artan bir hizla yere düserler. Sonra kütlelerine bagli olarak belirli bir mesafede hizdaki bu artis durur ve 'limit hiz' denilen sabit bir hizla yere düsmeye devam ederler. Yani bir gökdelenin tepesinden atilan madeni bir paranin yere düsme anindaki hizi ile uçaktan atilan (ayni) paranin hizi arasinda bir fark yoktur. Iyi ki de yoktur, çünkü bu 'limit hiz' olmasaydi ve cisimler gittikçe artan bir hizla düsmeye devam etselerdi, yagmur damlalari kafamiza kursun gibi düsebilirlerdi.

Bu teoriye göre yüksekten düsen kediler, yaklasik saatte 100 kilometre sürate gelince limit hiza ulasirlar, artik hep ayni hizda düserler ve stresi atlatip, kendilerine gelir ve gevserler. Baslangiçta bahsettigimiz dönme hareketini yaptiktan sonra, Avustralya'da yasayan uçan sincaplarin uçusuna benzer sekilde, tüm vücutlarini parasüt gibi kullanarak, yaralanma olasiligini en aza indirerek, yere inerler.

Tabii bütün bu deney sonuçlari ve teoriler, hayvan hastanelerine gelen kediler göz önüne alinarak ortaya çikartilmistir. Yüksekten düsüp de ölen veya alçaktan düsüp, ölmeyip, olay yerini terk eden, her iki sekilde de hayvan hastanelerine ugramamis kedilerin sayilari bilinmiyor.

Süt Neden Beyazdir ?
Hayvanlarin yedikleri gidalarin renklerinin, neresinden çikarsa çiksin, çikan seyin rengi ile bir alakasi yoktur. Buna en iyi örnek inektir. Bir inegin en çok yedigi yesil renkli otlardir. Bu otlar inegin dört odali midesinde çözülür ve moleküllere ayrilir, moleküllerin ise renkleri yoktur. Sütün renginin beyaz olmasinin nedeni içinde çözünmüs halde bulunan kalsiyum kasinat (caseinate)tir.

Peki o zaman diski niçin kahverengi, idrar niçin açik san renktedir? Diskinin kahverengi olmasinin sebebi bagirsaklarda hazmi saglayan sivilar, özellikle de safra suyudur. Safra suyu aslinda yesil renktedir fakat gidalarla karistikça kahverengi renk alir. Bu nedenle diski bazen yesilimsi de olabilir. Çok az da olsa aldigimiz gidalar diskinin rengini etkileyebilir. Örnegin vücudumuz pancara koyu kirmizi rengi veren maddeyi bazen parçalayamaz ve pancar yedikten sonra diski kirmizimsi bir renk alabilir.

Diskidaki renk, sekil ve kivam degisikliklerinin çogu son zamanlardaki bir beslenme degisikligi ya da geçici bir sindirim bozukluguna dayanir. Ancak eger diski belirgin bir sekilde normalden açik veya koyu renkte is, ya da kanli ise, bu daha ciddi bir durumu gösterir, derhal doktora basvurulmalidir.

Vücudumuzu terk eden sivi maddelerin, yani idrar ve terin renginin de içilen sivi maddenin rengi ve kimyasal yapisi ile bir alakasi yoktur. Sivi veya kati olsun yemek borusundan içeri girip, sindirim sistemimizi boydan boya geçen gidalar eger metabolizmada iyi parçalanamazlarsa bunun sonucu diskida görülebilir. Ama idrar öyle degildir. Idrar metabolik artiklarin dolasim sistemi ile tasinmasiyla böbreklerde olusur.

Idrarin normal rengi açik saridir. Bu renkteki degisiklikler muhakkak bir seylerin iyi gitmedigini gösterir. Bu durumda hemen doktora gitmek gerekir. Idrar kahverengi veya kola renginde ise karaciger veya safrakesesi problemi, kirmizi ise enfeksiyon, iltihaplanma veya idrar sisteminde kanama olabilir.

Ancak fazlalari vücuttan atilan vitaminler veya bazi dogal ve suni gida boyalari da idrarda bunlara benzer renk degisikliklerine neden olabilir. Eger idrarinizin rengi yesil veya mavi ise bu duruma hemen hemen kesinlikle gida boyalari neden olmustur. Endise edilecek bir durum degildir. Boyalar zarar vermeden vücuttan çikar.

Elektrik tellerine konan kuslar neden çarpilmaz ?
Insanlarin dokunduklari anda kömür olduklari binlerce volt cereyan tasiyan elektrik tellerine konan kuslar nasil oluyor da cereyana kapilmiyorlar? Çünkü topraklanmamislardir. Yani tam bir devre meydana getirmezler ve kisa devre yaratmazlar. Ama kus kazara elektrik tellerini tasiyan direge temas ederse, elektrik akimi kusun gövdesi ve direk yolu ile topraga geçer ve kus ölür.

Neden "Yeditepe Istanbul" Denir? Yeditepe Ne Demektir? Buyrun Cevaplari...
Istanbul’un üzerinde kuruldugu rivayet edilen yedi tepenin sinirlari, suriçi adi verilen bölgede, edirnekapi’dan kocamustafapasa ve sarayburnu’na uzanan üçgen içinde yer aliyor. Bizans ve Osmanli dönemlerinde bu tepelerin olabilecek en güzel anit türü sayilan ibadethanelerle süslendigini söylüyor. Yedi tepenin en belirleyici özelligi olan yedi tarihi eseri inceleyelim.

Yedi tepe’nin ilki,Sarayburnu’ndan içeri dogru yükselen Ayasofya’nin, Sultanahmet Camisi'nin ve Topkapi Sarayi'nin bulundugu yükselti. Burada Ayasofya ile Sultanahmet Camii’ni görürüz. 17. yüzyil basinda Sedefkâr Mehmet Aga’nin yaptigi Sultanahmet Camii dünyadaki tek alti minareli cami özelligini tasiyor.


IkincisiNuruosmaniye Külliyesi'nin bulundugu, Çemberlitas'in yer aldigi yükseltide yer alan Bizans’tan kalan Konstantin sütunu, bugün de kent silüetinde kendini belli eden bir biçim olarak karsimiza çikiyor. Ama daha belirgin olarak Nuruosmaniye Camii’ni görüyoruz. 2. Mahmut zamaninda baslayip 3. Osman zamaninda biten cami Osmanli barok tarzini yansitir ve Sinan ustanin eseridir.


ÜçüncüsüIstanbul camilerinin en görkemlisi Süleymaniye, Istanbul Üniversitesi merkez binasi olan eski harbiye nezareti'nin bulundugu yeri de içine alan üçüncü tepede yer aliyor. (Beyazit Kulesi ve camisiyle yan yana). Sinan’in bu kentteki en anitsal eseri dört minaresiyle görkemli bir manzara çiziyor ve Kanuni Sultan Süleyman’in yüceligini dünyaya ilan ediyor.


Dördüncüsü, Unkapani-Yenikapi hattinda bir vadi geçer ve kenti adeta ikiye böler. Güneyde Lykos Deresi vadisine ve Aksaray’a dogru inen, kuzeyde dik yamaçlarla haliç sahiline kavusan yerde yer alan dördüncü tepeyle üçüncü tepeyi Valens kemeri (bozdogan) birbirine bagliyor. Dördüncü tepenin üstünde Bizans döneminde Havariyun Kilisesi varken, Osmanli döneminde onun yerini Fatih Sultan Mehmed’in camisi almistir.


Besinci tepe Haliç’in hemen kiyisindan dik bir yokusla yükselir. Fener'in üstündeki, Çarsamba’ya geliriz. Yavuz Sultan Selim’in Camisi bu tepenin üzerinde yapilmistir. Oglu Süleyman’in saltanat döneminde tamamlanan caminin mimari kesin olarak bilinmez; ama tarzi, fetih öncesinin Osmanli camilerini andirir.


Altincisi, kentin en yüksek tepesi Edirnekapi’nin bulundugu yerdedir. Bu noktada, mimar Sinan’in kanuni’nin kizi Mihrimah Sultan için yaptigi mihrimah Camii’ni görüyoruz. Dört duvardaki dört büyük kemer kubbeyi destekler. Bu planda çok sayida pencere açmak mümkün olmustur ve bu nedenle burasi Istanbul’un en aydinlik camisi ünvanini tasir.


Tepelerin altisi Haliç’e yakin siralanirken, yedincisi Marmara’ya daha yakindir. Aksaray semtinden surlara ve Marmara sahiline kadar giden bölgede yer alan yedinci tepenin bir tepeden çok bir sirt oldugu da söylenebilir. Sirtin en yüksek noktasinda, Sadrazam Cerrah Mehmed Pasa’nin yaptirdigi Cerrahpasa Camii görülür. Erken 17. yüzyil eseri olan caminin mimari Sinan’in kalfalarindan Davut Aga’dir

Ata Neden Soldan Binilir?
Diger birçok aliskanlikta oldugu gibi, bunun da sebebi, insanlarin çogunun sag ellerini kullaniyor olmalaridir. Asirlar önce, daha çok sag ellerini kullanan insanlar, kiliçlarini kolay çekebilmeleri için, kiliçlarini kinlarinda, sol taraflarinda tasiyorlardi.

Ata binerken, sol dizin altina kadar inen bu uzun kiliçla ata sagdan binmek, yani sag ayagi üzengiye koyup, sol ayagi atin üzerine atarak binmek kiliç nedeni ile zor oluyordu.

Soldan, sol ayagi üzengi üzerine koyup, sag ayagi atin üzerine atarak binince kiliç sorun yaratmiyordu. Özellikle savasa giden ordularda disiplin nedeni ile bir örnek hareket edilmesi gerektiginden, solaklar da ata soldan binmek zorunda kaliyorlardi.

Artik biniciler kiliç tasimiyorlarsa da, ata soldan binmek günümüze kadar uzanan bir gelenek haline geldi.


Cam hangi Maddeden yapilir
Silisli kumun ateste eritilmesiyle yapilan saydam ve kirilgan maddeden elde edilir cam. Genellikle
alkali ve toprak alkali silikatlardan meydana gelen cam, bazen borat ve alüminatlar da ihtiva eder.


Ehl-i Beyt ?
Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamin bütün aile fertleri. Mübarek hanimlari, kizi hazret-i Fatima ile hazret-i Ali ve bunlarin evlatlari olan hazret-i Hasan ve hazret-i Hüseyin, onlarin cocuklari ve kiyamete kadar gelecek torunlarinin hepsine denir.

Ergonomi ?
Insanin rahatini, güvenligini ve verimliligini arttirmak maksadiyla, insan - makina, insan - is, insan - cevre
iliskilerini konu alan mühendizlik dali.

Batiskaf ?
Okyanus ve denizlerin dibinde inceleme ve arastirma yapmaya yarayan arac. Bu kabin, deniz dibindeki büyük basinclara dayanacak sekilde kalin celikten yapilmis olup, kalinligi 10 - 20 cm dir.Icerisi arastirma
yapmak icin cesitli araclarla donatilmistir.


Bedesten ?

Kumas ve kiymetli esyalar satilan kapali carsi. Bedestenlerin en mesurlari olarak. Istanbulda Kapali carsi icinde
Bedesten`i Atik ve Bedesten`i Cedid (Sandal Bedesteni), Galata Bedesteni örnek verile bilir.

1990 Yilina kadar Basbakanlar ve görev süreleri ?
Siralama toplam görev sürelerine göre

1 Ismet Inönü 17 yil 11 ay 20 gün
2 Adnan Menderes 9 yil 11 ay 3 gün
3 Süleyman Demirel 8 yil 9 ay 18 gün
4 Turgut Özal 5 yil 10 ay 17 gün
5 Sukrü Saracoglu 4 yil 28 gün
6 Refik Saydam 3 yil 5 ay 14 bün
7 Bülent Ulusu 3 yil 2 ay 3 gün
8 Bülent Ecevit 2 yil 8 ay 27 gün
9 Celal Bayar 1 yil 2 ay 24 gün
10 Yildirim Akbulut 1 yil 7 ay 8 gün
11 Cemal Gürsel 1 yil 5 ay 19 gün
12 Hasan Saka 1 yil 4 ay 6 gün
13 Semseddin Günaltay 1 yil 4 ay 6 gün
14 Nihat Erim 1 yil 1 ay 26 gün
15 Recep Peker 1 yil 1 ay 2 gün
16 Ferit Melen 10 ay 23 gün
17 Naim Tali 9 ay 11 gün
18 S. Hayri Ürgüplü 8 ay 7 gün
19 Mesut Yilmaz 4 ay 27 gün
20 Sadi Irmak 4 ay 14 gün
21 Fethi Okyar 4 ay 2 gün

Baro ?
Avukatlik meslegine mensub olanlarin, müsterek ihtiyaclarini, mesleki faaliyetlerini kolaylastirmak,
avukatlik mesleginin genel menfaatlere uygun olarak gelismesini saglamak, meslek mensublarinin birbirleri ve is sahipleri ile olan münasebetlerinde dürüstlügü ve güveni hakim kilmak üzere, meslek
ve ahlakini korumak maksadi ile kurulan, tüzel kisilige sahip kamu kurumu niteliginde meslek kurulusu.

Hicri Yil ?
Peygamberimizin Mekke-i mükerremmeden Medine-i münevvereye hicretinin baslangic kabul edildigi tarih, sene. Ayin hareketin essas tutuldugu icin buna, "Hicri Kameri Sene"
"Sene-i Kemerriye" de denir. Peygamerimiz Muhammed aleyhisselam 53 yasindayken
Allahu tealanin izni ile Medine`ye hicret etti. Rebiülevvel ayinin birinci Persembe günü
ögleden sonra Ebu Bekr-i Siddik'in evinden beraberce cikarak Mekke'nin 5,5 km güeydogu tarafinda bulunan Sevr Dagidaki magraya geldiler. Magrada 3 gece kalip, Pazartesi ayrildilar. bir hafta yolculuk yapip efrenci ( miladi ) Eylül ayinin 20. ve Rebiülevvel'in 8. Pazartesi günü, Medine yakinindaki Kuba köyüne vardilar. Gece ile Gündüzün esit oldugu, Eylülün 23. gününüde burada gecirip, Cuma günü Medineye girdiler. Bu seneki Muharrem ayini besinci günü, yani hicretten 66 gün evvel, Müslümanlarin hicri kammeri sene baslangici oldu. Buda, tarihcilere göre miladin
622. yilindaydi. Temmuz ayinin 16. Cuma gününe rastladigi, Ahmed Ziya Beyin Kozmografya kitabinda yazilidir. Kuba köyüne ayak bastigi 20 Eylül günü Müslümanlarin Yilbasisi, yani hicri sene baslangicidir. 20 Eylül gününü baslangic kabul eden günes yilinada " Hicri Semsi Yil " denir.
Hicri sene de miladi ve rumi tarihler gibi 12 ay esasina dayanir ve Muharrem ayi ile baslar. Zilhicce ile sona erer. aylarin adlari sunlardir: Muharrem, Safer, Rebiülevvel, Rebiülahir, Cemazilevvel, Cemazilehir, Recep, Saban, Ramazan, Sevval, Zilkade, Zilhicce. Hicri sene ayin dünya etrafindaki dönüsü esasina dayandigi icin Miladi yildan 10,875 gün daha kisadir.

Cin Seddi ?

M. Ö. 221-210 yillari arasinda, Cin Imparatoru Si-Huangti tarafindan yaptirilan sed,
Sari Denizin kuzeyindeki Liaotung Körfezi kiyilarindan baslar, daglari ve boyun noktalarini takip ederek Kansu eyaletine kadar devam eder.5000 km uzunlugunda ve 5-10 m yüksekliginde, 5-8 m genisliginde, kalin ve yüksek duvarlardan ibaret olan her200 adimda bir 12 m yükseklilinde kuleler bulunur.Cinliler bu Seddi her nekadar Türk ve Mogollarin istilalarindan kokunmak amaci yapmislarsada. Türk ve Mogol istilalarina engel olamamislardir.


Devsirme ?
Saray hizmetleriyle, Bostanci Ocagi ve Yeniceri Ocaginda istihtam edilmek üzere
Osmanli Devletinin Hiristiyan halkindan topladigi cocuklara verilen isim

Hava Kirliligi ?
Hava kirliliginin esas kaynaklari sirasi ile söyle. Ulastirma vasitalari,bunlara ucaklarda dadil %51 ile basi cekmekte.Isitma sistemleri %16 ile ikinci.Yanginlar%15, Sanayi kirliligi %14 ve son olarakta Sanayi atiklari % 4 ile hava kirliliginin esas sebebleridir. Buda gösteriyorki yaklasik dünyadaki 500 Milyon Aracin korkunc bir hava kirliligine sebeb oldugunu.(Hava tasitlari dahil)

Artezyen ?
Su sizdirmayan iki veya daha cok sayidaki yeralti tabakalari arasinda kalan basincli sularin sondaj usulüyle yeryüzüne tazyikli bir sekilde cikmasini saglayan kuyu.
Tazyikli su cikan kuyulara Fransizcada ,-Fransa`nin Artois köyü civarinda
12. yüzyillarda
cok miktarda bulundugu icin- artois denmektedir.Türk kültürünün Fransiz kültürü etkisinde kaldigi Tanzimat döneminde bu kelime"artezyen"olarak girmis ve yerlesmistir.
Canak seklinde olup tasidigi suyla kuyuyu beslegen bölge, gecirimli olan üst kisimlardan giren su ile beslenir.Zamanla su ile dolan bu bölgede bir basinc meydana gelir. Bölgenin cukur kismina yer yüzünden sondaj ile bir kuyu acilir.Suyun tazyiki, su gecirmez bölgenin durumuna ve kuyunun acildigi yere baglidir.

Akika nedir ?
Yeni dogan cocuk nimetine karsilik Allahü tealaya sükretmek niyetiyle kesilen hayvan.
Akika hayvani kurbanlik hayvan gibidir.Kurban icin caiz olmayan koyun, akika icin de
kesilmez.Akika her zaman kesilebilir.Kurban bayraminda da kesile bilir.Yeni dogan cocuga yedinci gün isim koymak, saclarini kesip saclarinin agirligi kadar altin veya gümüs sadaka vermek, kiz cocuklari icin bir, erkek cocuklari icin iki koyun kesmek cok sevaptir. Saclari kesilmeden tahmini agirligi kadar altin veya gümüs sadaka verilebilir.Akika, cocuklarin kazalardan, belalardan, hastaliklardan korunmasina sebep olur. Peygamber efendimiz nübüvvetten yani Peygamber oldugu bildirildikten sonra kendisi icin akika kesti.Hicretin sekizinci senesinde de oglu ibrahim dünyaya gelince, yedinci günü, saclarinin agirligi kadar gümüs sadaka verdi ve iki koc kesti.

Devalüasyon ?
Milli paranin ic deyerinin sabit tutularar dis deyerinin düsürülmesi, diyer bir deyisle,
döviz fiyatlarinin yükseltilmesine devalüasyon denir

9 Volt`luk yassi pilin icinde ne var ?
Hic düsündünüzmü acaba, bu 9 voltluk pil nasil dokuz volt oluyor, cünkü bu kücük yassi pilin icinde 6 adet 1,5 voltluk
kücük yuvarlak paralel sekilde baglanmis kalem pil bulunmaktadir.(6x1,5=9 volt)

Piller hakkinda Pratik Bilgiler?
Piller daima taze satin alinmalidir.Gereksiz yere bol miktarda Pil alinip saklanmamalidir.Cünkü zamanla bayatlar ve ömrü azalir.Saklanmasi icap ediyorsa,buzdolabi gibi soguk ve serin yerlerlerde saklanmalidir.
Pillerin kutuplari hic bir
halde bir birine deydirilmemelidir,yani kisa devre yaptirilmamalidir,aksi halde Pil ömrünü kaybeder.Uzun süre kullanilmayan cihazlardaki Pilleri cikarmakta cihazlarin ömrünü uzatir.
Not:Tükenmis olan Pilleri lütfen cöpe atmayiniz,bir cok yerlerde olan Pil toplama yerlerine iletiniz, cünkü bu bizim insanlik vazifelerimizden birisidir.

Pisirilecek yumurtanin catlamasi nasil önlenir?
Piserken catlayan yumurtalar,zevksiz bir görünüs meydana getirir, hele lop olacaksa,yumurtanin biciminin bozulmasina yol acar.Bunu kesinlikle önlemenin tek caresi yumurtanin küt tarafina (sivri tarafina degil) igne ile minik bir delik acmaktir.Yumurtanin icinde genisleyen hava buradan cikarak yumurtanin catlamasini önler.Bu okadar saglam bir yoldur ki,simdi yumurtalara delik acmak icin özel aletler bile satilmaktadir.

Makas nasil keskinlestirilir?
Evde devamli kullanilan makaslar körlesince,onlari bilemek icin orta irilikte bir zimpara kagidi ince kurdeler halinde bu makasla kesilirse,makasin eski keskinligine kavustugu görülecektir

Gaz kacagi nasil kontrol edilir?
Gaz kacagindan süphelenilen yer, kibritle kontrol edilmez.Kacak oldugu tahmin edilen yere bol sabun köpügü sürülür.Kacak varsa hemen boloncuklar ciktigi görülecektir.

Ispanak yemegi?
ispanak yemegi pisirildikten sonra,buzdolabina bile konsa ayni gün tüketilmelidi.Aksi halde bozulur ve Vitamin deyeri kaybolur

Baligin tazeligi nasil anlasilir?
Baligin taze oldugunu anlamak icin,gözlerine bakmak lazimdir.Taze ise gözleri kabarik ve canli olur.Bayat ise gözleri cökük ve cansis olur.Birde taze Baligin solungaclari canli kirmizi renge sahip olmasi gerekir.